<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:yandex="http://news.yandex.ru"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
>
	<channel>
	<title>5G Virüs Platformu - 5gvirusnews</title>
	<link>https://www.5gvirusnews.com/</link>
	<description>5G Virus Platformu 5G teknolojisinin getireceği yeniliklere karşı değil, İNSAN sağlığına ve doğaya  getireceği zararlara karşıdır.</description>
	<image>
		<title>5G Virüs Platformu - 5gvirusnews</title>
		<link>https://www.5gvirusnews.com/</link>
		<url>https://www.5gvirusnews.com/images/banner/logo-large.png</url>
	</image>

	
	<item>
		<link>https://www.5gvirusnews.com/yazarlar/tiranlara-egildikce-kuvvetlenir-h1976.html</link>
		<title>TİRANLARA EĞİLDİKÇE  KUVVETLENİR</title>
		<category><![CDATA[yazarlar]]></category>
		<description><![CDATA[KİŞİLİKSİZ SÜRÜ YAŞANTISI VEYA DİKTATÖRLÜĞE KARŞI YAŞAM MÜCADELESİ VERMEK]]></description>
		<yandex:full-text><![CDATA[<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><b>Yazan Mustafa DÖNMEZ</b></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Tiranların güç yoluyla devrilmesine gerek yoktur; yalnızca kitlelerin para ve kaynaklarından mahrum bırakılmaları yeterlidir. La Boétie’nin belirttiği gibi, bir tiran kendisine boyun eğildikçe kuvvetlenir. Eğer tiranlara itaat edilmezse “çıplaklaşır ve perişanlaşırlar.”</span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">La Boétie’nin eseri, siyaset felsefesinin temelinde yatan en önemli sorulardan birini sorarak başlıyor: İnsanlar neden kendi rızalarıyla tiranlara ve onların zulmüne itaat eder? Her tiranlık, hatta her yönetim biçimi sivil itaate bağlıdır. La Boétie, insanların köleleştirilmelerine gösterdikleri bu rızayı eleştirdikten sonra, yaşadıkları sefaletten ve baskıdan kurtulmalarının yolunu ilan ediyor: sivil itaatsizlik. İnsanların topluca itaat etmeyi reddettiği hiçbir yönetim uzun süre var olamayacaktır. Dolayısıyla tiranlığın çözümü, halkın tirana verdiği rızayı geri çekmesidir.</span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">La Boétie, bu şekilde toplumun büyük bir kesiminin bir çıkar ağı içinde kendisini nasıl tirana bağlı ve bağımlı gördüğünü açıklar. İlginç olan ise bu insanların içinde bulunduğu yanılsamadır. Çünkü tiranın kuyruğundakilerin zulmettiği halk, tiran adına zulmedenlerden daha özgürdür. Vergisini ödeyen köylüler ve kasabalılar, kendilerinden zorla alınandan fazlasını vermek durumunda değildir. Ancak tiranın gözüne girmeye çalışan yaltakçılar, tiranın arzularını öngörmek ve kendilerinden istenenden fazlasını vermek zorundadır. Tiranlığın devamından fayda sağlayanlara tiranın dağıttığı mallar ve mülkler ise genellikle yine tiranın eliyle geri alınmakta, zaman zaman bu çıkarcıların kellesine de mal olmaktadır.</span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Bu şartlar altında La Boétie, özgürlüklerinin peşinde olanların en önemli görevinin tiranlığın işleyişini halka anlatmak olduğunu belirtir. Elbette tiranlar, halkın kendisini eğitmesini ve özgürlük arayışındaki insanların birbirlerini bulmasını engellemeye çalışacaktır. Bu noktada La Boétie’nin Osmanlı sultanlarını örnek vermesi ilginç bir anekdottur. Çünkü bu arayış ve çaba, tiranın gücünü zedeleyecektir.</span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Metinden ayrılıp günümüzü düşünürsek La Boétie’nin ortaya koyduğu fikirlerin zamandan ne kadar bağımsız ve kalıcı kuramlar olduğu açıkça görülür. Devlet aygıtının sahip olduğu kaynaklar; çok daha etkili propaganda araçlarına, çok daha geniş çıkar ağlarına ve dolayısıyla çok daha güçlü tiranlıklara zemin hazırlayabilmektedir.</span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Son söz: Görürüz ki güç her zaman yönetilenlerdedir ve yönetenlerin kamuoyundan başka desteği yoktur. Dolayısıyla devlet yalnızca kamuoyuyla tesis edilir. Bu kural, en özgür ve sevilen yönetimlerden en askerî ve despot yönetimlere kadar geçerlidir. Öyleyse baskı ve zulüm gücünü ortadan kaldırmanın tek yolu, verilen rızanın geri çekilmesidir.</span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"></p>]]></yandex:full-text>
		<pubDate>Mon, 28 Sep 26 21:21:19 +0300</pubDate>
		<yandex:related>
		<link url="https://www.5gvirusnews.com/yazarlar/tiranlara-egildikce-kuvvetlenir-h1976.html">TİRANLARA EĞİLDİKÇE  KUVVETLENİR</link>
		</yandex:related>


	</item>

	
	<item>
		<link>https://www.5gvirusnews.com/yazarlar/kul-hakki-h1975.html</link>
		<title>KUL HAKKI</title>
		<category><![CDATA[yazarlar]]></category>
		<description><![CDATA[Her Yasal Hak Helâl Değildir!]]></description>
		<yandex:full-text><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b>Yazan Dr. Nurfer TERCAN </b></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Alev Alatlı yıllar önce insanın zihnine bir kez düştüğünde kolay kolay çıkmayacak bir cümle bıraktı: “Her yasal hak, helâl değildir. Aslolan, hakkın helâl edilmesi, helâlleşmek olmalıdır.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Bu cümlenin ağırlığı yalnız ilk yarısında değil, belki daha çok ikinci yarısındadır. Çünkü mesele yalnızca mahkemede haklı çıkmak değil; helâlleşebilecek bir hayat yaşayabilmektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Ne kadar da bugünün cümlesi…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Hukuk bize neyi yapabileceğimizi söyler; vicdan ise bazen, yapmaya hakkımız olduğu hâlde neyi yapmamamız gerektiğini fısıldar. İnsanlığın en eski meselelerinden biri belki de tam burada başlıyor: <b><i>Yapabiliyor olmakla, yapmaya hakkı olmak arasındaki farkta.</i></b></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Bir şey kanunen mümkün olabilir. Bir sözleşmenin küçük harflerine sığabilir. Bir yönetmeliğin boşluğundan geçebilir. Bir makamın yetkileri içinde bulunabilir. Hatta insan kendisini son derece haklı gösterecek gerekçeler de üretebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Ama bütün bunlar yapılanı adil kılmaya yetmez. Çünkü adalet yalnızca kanunun sınırlarında yaşamaz. Bazen kanunun sustuğu yerde vicdan konuşmaya başlar. Son zamanlarda galiba en çok bu ayrımı kaybediyoruz. Helâl ile haramı, hak ile hukuku, meşru ile vicdanî olanı birbirinden ayırmakta zorlanıyoruz. Üstelik insanları giderek yaptıklarıyla değil, göründükleriyle okumaya başladık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Makamına bakıyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Unvanına bakıyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Kıyafetine bakıyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Kullandığı kelimelere, bulunduğu çevreye, ait olduğunu söylediği değerlere bakıyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Ve hükmümüzü veriyoruz: “Bu insandan kötülük gelmez.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Sonra geliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">İşte insanın yarası yalnız yapılan haksızlıktan değil, haksızlığın hiç beklemediği bir yerden gelmesinden büyüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">“Dürüsttür” diyorsunuz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">“İnançlıdır” diyorsunuz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">“Hiç değilse günde beş vakit Rabbine yöneldiğini biliyoruz” diyorsunuz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Sonra bir bakıyorsunuz, insanın yöneldiği kıble ile hayatının yöneldiği istikamet her zaman aynı olmayabiliyor. Belki çağımızın en acı yüzleşmelerinden biri budur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Çünkü ibadet insanın kusursuzluğunun belgesi değildir. Makam ahlâkın garantisi değildir. Eğitim vicdanın diploması değildir. Güzel konuşmak güzel insan olmak anlamına gelmez.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Şekil, özü garanti etmiyor. Biz ise şekilden o kadar çok yanıldık ki şaşıra şaşıra şaşakaldık. Hatta şaşakaldığımız yerde donakaldık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Artık yeni bir tuhaflığa şaşıracak hâlimiz bile kalmadı sanki. Algımız doygunluğa ulaştı. Bir yanlışın şaşkınlığı geçmeden öteki geliyor. Bir hayal kırıklığının hesabını içimizde kapatamadan yenisi kapıyı çalıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Fakat asıl tehlike yalnızca büyük hadiseler değil. Büyük haksızlıklar eninde sonunda görünür oluyor. Miktarları büyüyor, mağdurları çoğalıyor, sesleri yükseliyor ve karanlık artık onları saklayamıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Peki ya küçük olanlar?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Kimsenin görmediği odalarda kalanlar?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Bir insanın emeğinden sessizce alınanlar?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Bir başkasının fikrinin üzerine oturulanlar?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Verilmiş bir sözün unutulmasıyla başlayanlar?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Birinin zamanını hoyratça tüketmekle devam edenler?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Bilgisini alıp adını anmamakla, güvenini kullanmakla, iyi niyetini zayıflık sanmakla, hakkını geciktirmekle, emeğini küçümsemekle sürdürülenler?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Çünkü hırsızlık yalnızca para çalmak değildir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Zaman da çalınabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Emek de.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Fikir de.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">İtibar da.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Umut da.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">İyi niyet de.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Hatta bazen insanın yıllarca biriktirdiği güven duygusu bile çalınabilir. Bunların çoğunun tutanağı tutulmaz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Mahkemesi kurulmaz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Dosya numarası olmaz.</span></span></p>

<p><br />
&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Gazetelere düşmez.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Ama insanın içinde kaydı vardır. Belki asıl toplumsal mesele de burada başlıyor: Biz kötülüğü yalnızca büyük olduğunda tanımaya alıştık. Oysa büyük haksızlıkların çoğu bir sabah büyük olarak doğmaz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Önce küçük bir hakkı ezmekle başlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Bazen yüksek makamların büyük koltuklarında oturanlar, o koltuğun küçük tekerleklerinin altında neyin kaldığını fark etmezler. Önce küçücük bir emeğin üzerinden geçilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Bir insanın zamanı…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Bir başkasının hakkı…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Ötekinin onuru…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">“Ne olacak bundan?” denilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Sonra koltuk yükseldikçe insanın yerle arasındaki mesafesi de büyür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Ve gün gelir, en yüksek makamlar için giyilmiş kusursuz ütülü kıyafetlerin altındaki parlak ayakkabılar, bir zamanlar koltuğun tekerleklerinin incittiği o küçük hakların üzerine bu kez hiç tereddüt etmeden basmaya başlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">İşte “yasal hakkım” zannedilenlerin en tehlikeli yanı burada ortaya çıkar: İnsan önce hakkı ezer; sonra ezdiği şeyi hak zannetmeye başlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">İlkinde vicdan rahatsız olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">İkincisinde insan kendisine bir gerekçe bulur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Üçüncüsünde alışır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Dördüncüsünde ise dönüp şöyle der: “Ama buna hakkım var.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Belki ahlâkî çöküşün en tehlikeli cümlelerinden biri budur. Çünkü insan kötülük yaptığını bildiği müddetçe içinde hâlâ bir mahkeme vardır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Asıl korkulması gereken, yaptığı haksızlığı hak olarak görmeye başladığı andır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Sonra yaptığı şeyin adı da değişir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Menfaat olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Profesyonellik olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Gereklilik olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Yetki olur.</span></span></p>

<p><br />
&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Mevzuat olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">“Hayat böyle bir şey…” olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Ve sonunda vicdanın kelimeleri birer birer bürokrasinin kelimelerine tercüme edilir. İşte medeniyet belki tam burada kaybedilir. Çünkü medeniyet yalnız büyük binalar, kurumlar, kanunlar ve teknolojiler kurmak değildir. Medeniyet, kimsenin görmediği yerde de başkasının hakkına el uzatmamayı öğrenmiş insan yetiştirebilmektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Eski dünyanın “kul hakkı” dediği şey tam da bu yüzden olağanüstü derin bir kavramdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Devleti aşar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Mahkemeyi aşar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Makamı aşar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Unvanı aşar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Çünkü bütün dünyevî sıfatları insanın üzerinden çıkarır ve onu kendi vicdanıyla baş başa bırakır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Sonra çok basit ama kaçılması zor bir soru sorar: “Sana ait olmayan ne var üzerinde?”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Birinin parası mı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Birinin emeği mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Birinin zamanı mı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Birinin fikri mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Birinin itibarı mı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Yoksa bir zamanlar sana emanet ettiği güveni mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Belki çağımızın ihtiyacı daha fazla görünmek değil, biraz daha fazla hesap verebilir olmak. Çünkü insanın gerçek ahlâkı kalabalığın karşısındaki hâli değildir. Kimsenin bilmeyeceğini düşündüğü anda verdiği karardır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">İşte Alev Alatlı’nın yıllar önce söylediği söz tam burada yeniden karşımıza çıkıyor: “<b><i>Her yasal hak, helâl değildir. Aslolan, hakkın helâl edilmesi, helâlleşmek olmalıdır</i></b>.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Çünkü her mümkün olan meşru değildir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Her kazanılan hak edilmiş değildir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Her “benim hakkım” dediğimiz şey vicdan terazisinde bize ait çıkmayabilir.</span></span></p>

<p><br />
&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Bazen insanın önünde hiçbir engel olmadığı hâlde elini uzatmaması gerekir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Kanun engellemeyebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Sözleşme izin verebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Makam yetki verebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Kimse görmeyebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Kimse hesap sormayabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Ama insanın içinde hâlâ çalışan bir terazi varsa, oradan çok daha eski bir hüküm yükselir:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">“Alabilirsin… Ama alma! Çünkü senin değil.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Belki bugün yeniden öğrenmemiz gereken budur: <b><i>Hak, yalnız alınabilen değildir. Hak, helâlleşerek taşınabilendir.</i></b></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Çünkü helâlleşmek, yalnız “hakkını helâl et” demek değildir. <b><i>Helâlleşmek, geride helâl edilmesi imkânsız yaralar bırakmamaya çalışarak yaşamaktır.</i></b></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Koltuklar yükseldikçe insan büyümez. Bazen yalnızca ezdiklerini görmek zorlaşır. Belki bu yüzden medeniyetin gerçek ölçüsü, insanın ne kadar yükseğe çıktığı değil; yükselirken kaç kişinin hakkına basmadan yürüyebildiğidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Ve medeniyet, insanın her yapabileceğini yapmasıyla değil; yapabilecek gücü varken yapmamayı seçebildiği yerde başlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Rüzgârlı Şehrin Mavisinden Notlar</span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"></p>]]></yandex:full-text>
		<pubDate>Mon, 28 Sep 26 20:15:56 +0300</pubDate>
		<yandex:related>
		<link url="https://www.5gvirusnews.com/yazarlar/kul-hakki-h1975.html">KUL HAKKI</link>
		</yandex:related>


	</item>

	
	<item>
		<link>https://www.5gvirusnews.com/yazarlar/multirealizm-cagi-h1974.html</link>
		<title>Multirealizm Çağı</title>
		<category><![CDATA[yazarlar]]></category>
		<description><![CDATA[Aynı Dünya&#039;da Farklı Gerçekliklerle Yaşamak]]></description>
		<yandex:full-text><![CDATA[<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Yazan Dr. Nurfer TERCAN</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Dünya haritasına bakınca hiçbir şey değişmemiş gibi görünüyor. Kıtalar, okyanuslar, başkentler hep bildiğimiz yerlerde. Oysa dünya değişti. Üstelik bu değişim, belki de bir haritanın gösterebileceğinden çok daha derinde gerçekleşti. Uzun zamandır içinde yaşadığımız dönemi “çok kutuplu” diye tarif ediyoruz. Bu tarif yanlış sayılmaz ama eksik kalıyor. Kutup kavramı yalnızca gücün nerede toplandığını anlatır. Oysa bugün yer değiştiren şey yalnızca güç değil. Bakışın kendisi de değişiyor. Dünya çok kutuplu olmanın ötesinde, <b><i>çok gerçeklikli bir hâle geliyor.</i></b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bu duruma bir kavramla işaret etmek gerekirse, o kavram multirealizm olabilir. O hâlde bu yazıda, içine girdiğimiz dönemi neden bir multirealizm çağı olarak değerlendirmeyelim? Burada kastedilen, hakikatin göreceli olduğu değil. Aynı gezegeni paylaşan insanların ve toplumların, o gezegeni giderek birbirinden ayrı gerçeklikler içinden deneyimlemesi. Hakikat “tek” olabilir. Ama ona açılan pencereler hiç bu kadar çok olmamıştı, ve bu pencereler hiç bu kadar az birbirine bakmamıştı.Son aylarda, özellikle de bu eylülün New York’unda, bu yeni çağın ilk işaretlerini taşıyan gelişmeler art arda göründü.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>New York’ta bir Masa</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">21 Eylül 2026’da, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunun hemen kıyısında dikkat çekici bir masa kuruldu. Avrupa Konseyi Başkanı António Costa, Kenya Cumhurbaşkanı William Ruto ve Kanada Başbakanı Mark Carney’nin ev sahipliğinde toplanan zirvede Avrupa Birliği, Avustralya, Barbados, Brezilya, Kanada, Hindistan ve Kenya, “Partners for Multilateralism”, yani “<b><i>Çok Taraflılık İçin Ortaklar</i></b>” girişimini başlattı. Kurucu yediliye kısa sürede on altı imzacı daha katıldı. Türkiye de bildiriyi imzalayan bu yirmi üç taraf arasında.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Masadakilerin kim olduğuna bakmak yeterince şey söylüyor. Bir kıta ölçeğinde birlik, bir Karayip ada devleti, Küresel Güney’in iki büyük sesi, bir Afrika ülkesi ve Pasifik’in öteki ucundan bir ülke aynı metnin altında buluşuyor. Bu masa bir askerî ittifak olarak kurulmadı, yeni bir blok olarak da kurulmadı. Kendini dünyanın her yerinden ortaklara açık, esnek bir işbirliği platformu olarak tanımlıyor. Bildiride uluslararası hukuk, iklim, yapay zekâ, küresel sağlık, dayanıklı tedarik zincirleri ve daha adil bir uluslararası finans mimarisi yer alıyor. Bu konuların ortak noktası, hiçbir ülkenin tek başına çözemeyecek olması. Girişimin kendi ifadesiyle amaç mevcut sistemin yerine yenisini koymak değil, onu daha temsilî, daha meşru ve daha güvenilir kılmak. <b><i>Yirminci yüzyıl bize ittifakların dünyasını bırakmıştı. Yirmi birinci yüzyıl ise sessizce ağların dünyasını örüyor.</i></b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Arendt’in masası</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Hannah Arendt, İnsanlık Durumu’nda ortak dünyayı etrafında oturulan bir masaya benzetir. Masa insanları hem birbirine bağlar hem de birbirinden ayırır. Aralarında durur. Onları birbirinin üstüne yığılmaktan korur ama birbirinden kopmalarına da izin vermez. Arendt’e göre kitle toplumunu tuhaf ve ürkütücü yapan şey, bu masanın bir gün ortadan kalkmasıdır. Aynı odada karşı karşıya oturan insanlar, artık aralarında onları birleştiren hiçbir şey kalmadığını fark eder.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><i>“Ortak dünya, etrafında oturduğumuz bir masa gibidir: bizi hem birbirimize bağlar hem de birbirimizden ayırır.” İnsanlık Durumu / Hannah Arendt</i></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bugün dünyanın farklı köşelerinde kurulan masaları bu gözle mi okumak gerekiyor artık acaba? Bunlar yalnızca diplomatik toplantılar değil. Ortak bir dünyanın ortadan kaybolmaması için gösterilen çabalar. Herkes aynı olsun diye kurulmuyorlar. Farklı olanlar aynı masada kalabilsin diye kuruluyorlar.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Aynı apartmanın iki katı</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Aynı günlerde New York’ta başka bir masa daha kuruluyordu. Bu masanın konusu sınırlar ya da silahlar değil, eşitsizlik.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Güney Afrika, Brezilya, İspanya ve Norveç’in öncülüğünde şekillenen Uluslararası Eşitsizlik Paneli girişimi, dünyadaki gelir ve servet eşitsizliğini bilimsel olarak izleyecek ve politika seçeneklerine dair kanıtları değerlendirecek kalıcı bir mekanizma kurmayı amaçlıyor. Girişim 23 Eylül’de Genel Kurul marjındaki üst düzey bir toplantıyla dünyaya sunuldu. Afrika Birliği ve BM Genel Sekreteri António Guterres de destek verenler arasında. Fikrin merkezinde Nobel ödüllü iktisatçı Joseph Stiglitz var. Stiglitz, Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa’nın talebiyle G20 için küresel eşitsizlik raporunu hazırlayan bağımsız uzmanlar komitesine başkanlık etti ve böyle bir panelin kurulmasını bu komite önerdi.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Çağrının arkasında yüzü aşkın ülkeden 1.500’ü aşkın ekonomist ve akademisyen duruyor. Daron Acemoğlu, Thomas Piketty, Mariana Mazzucato, Jayati Ghosh ve eski ABD Hazine Bakanı Janet Yellen bu isimlerden yalnızca birkaçı. Birbirinden bu kadar farklı düşünce geleneklerinden gelen insanları aynı metinde buluşturan şey, basit ama sarsıcı bir tespit: Aynı gezegende yaşıyoruz ama artık aynı ekonomik gerçeklikte yaşamıyoruz.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b><i>Bir yanda servetin nesilden nesile kendiliğinden çoğaldığı bir dünya var, öbür yanda ay sonunu getirmenin her ay yeniden kazanılması gereken bir mücadele olduğu bir dünya. Bu iki dünya kimi zaman aynı şehirde, aynı caddede, hatta aynı apartmanın iki ayrı katında yan yana yaşıyor. Aralarındaki mesafe birkaç basamak, ama ikisinin gördüğü dünya birbirine hiç benzemiyor.</i></b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Multirealizm tam da bu noktada felsefi bir kavram olmaktan çıkıp gündelik hayatın dokusuna karışıyor. Önce ekonomiye, sonra topluma, sonra da insanların birbirine bakışına sızıyor.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Karanlıkta bir fil</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Mevlânâ, Mesnevî’de karanlık bir eve getirilen bir fili anlatır. Fili hiç görmemiş insanlar onu tanımak için karanlıkta elleriyle yoklar. Hortumuna dokunan, filin bir oluğa benzediğini söyler. Kulağına dokunan bir yelpazeye, bacağına dokunan bir sütuna, sırtına dokunan bir tahta benzetir. Hepsi dokunduğu şey konusunda haklıdır ama hiçbiri filin tamamını görememiştir. Mevlânâ hikâyeyi şöyle bağlar: Her birinin elinde bir mum olsaydı, sözleri arasındaki fark ortadan kalkardı.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Kısacası anlamı: “Benim pencerem dünyaya açılıyor; ama dünya, benim penceremden ibaret değil.”</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bu cümleyi bugün yalnızca bireylere değil, toplumlara ve devletlere de söylemek gerekiyor gibi geliyor sanki... İnsanlığın en eski yanılgılarından biri, kendi penceresinden görüneni dünyanın tamamı sanmaktır. Doğu’nun bir ufku vardır, Batı’nın başka bir ufku. Kuzey’in kalkınma tasavvuru ile Güney’in ihtiyaçları aynı cümleyle anlatılamaz. Gadamer’in “ufukların kaynaşması” dediği şey, bu ufukların birbirini silmesi değil, birbirine değerek genişlemesidir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Küreselleşme bize ilginç bir miras bıraktı. Dünyayı birbirine bağladı ama dünyaları birbirine benzetmedi. Telefonlarımız, havalimanlarımız, kahve fincanlarımız birbirine benzedi. <b><i>Hayatlarımız ise benzemedi</i></b>. Çünkü bağlantılı olmak eşit olmak anlamına gelmiyordu, anlaşmak anlamına da gelmiyordu.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Algoritmaların sessiz haritası</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bu tabloya son yıllarda yeni bir katman eklendi: algoritmik gerçeklik.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">İki insan aynı şehirde yaşayabilir, aynı dili konuşabilir, aynı sabah aynı sokağa çıkabilir. Ama ellerindeki ekrana baktıkları anda iki ayrı evrene girerler. Birinin sürekli gördüğü haberi öteki hiç görmez. Birinin her gün karşısına çıkan kaygı, ötekinin dünyasında hiç yoktur. Birinin “herkes böyle düşünüyor” dediği mesele, ötekinin gündemine hiç girmemiştir. Walter Lippmann bundan tam bir asır önce, dışımızdaki dünya ile “kafamızdaki resimler” arasındaki mesafeden söz etmişti. Bugün o resimleri artık yalnızca biz çizmiyoruz. Onları bizim için seçen, sıralayan ve çoğaltan görünmez bir mimari var. Eskiden insanlar aynı gerçeklik hakkında farklı düşünürdü. Şimdi giderek farklı gerçekliklerin içinde düşünüyorlar. Bu küçük bir fark değil, belki çağımızın en derin sosyolojik kırılmalarından biri. Ortak gerçeklik inceldiğinde ortak dil de incelir. Ortak dil inceldiğinde müzakere zorlaşır. Müzakerenin olmadığı yerde ise geriye yalnızca kuvvetin dili kalır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Bloktan ağa</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Uluslararası sahnede bu yıl görülen başka arayışlar da aynı dönüşümün farklı yüzlerini gösteriyor.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bu yılın mayıs ayında, Kopenhag Demokrasi Zirvesi’nde, eski NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, Avustralya, Kanada, Avrupa Birliği, Japonya, Yeni Zelanda, Güney Kore ve Birleşik Krallık arasında “Democracies-7” (D7) adıyla bir koordinasyon formatı önerdi. Henüz kurulmuş bir yapı değil. Orta ölçekli demokrasilerin ticaret, teknoloji, kritik hammaddeler, savunma ve ekonomik güvenlik gibi alanlarda daha yakın çalışabilmesine yönelik bir fikir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Önerinin en dikkat çekici yanı, üyelerden birine yönelik ekonomik baskıya ortak yanıt verilmesini öngören ve “Ekonomik 5. Madde” diye adlandırılan ilke. Eylülde ise, Çok Taraflılık İçin Ortaklar’ın New York’ta kurulduğu aynı gün, Hindistan ile Visegrád ülkeleri ilk kez dışişleri bakanları düzeyinde bir araya geldi. Hindistan Dışişleri Bakanı S. Jaishankar ile dönem başkanı Slovakya’nın yanı sıra Polonya, Çekya ve Macaristan’ın bakanları, “V4+Hindistan” adını taşıyan bu yeni formatta ticaret ve yatırımdan teknolojiye, dayanıklı tedarik zincirlerinden savunma ve güvenliğe, eğitimden insanlar arası bağlara kadar geniş bir gündemi konuştu. Çok taraflı sistemin yenilenmesi ve gelişmekte olan ülkeleri ilgilendiren meseleler de masadaydı.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bunları birbirinden bağımsız haberler olarak okumak mümkün. Ama biraz geri çekilip bakınca başka bir örüntü görünüyor<b><i>. Ülkeler artık yalnızca “Hangi bloktayım?” diye sormuyor, giderek “Hangi meselede kiminle yol yürüyebilirim?” diye soruyor. </i></b>Blok dünyasında ilişkiyi kimlik belirlerdi. Ağ dünyasında ilişkiyi mesele belirliyor. Bir ülke iklimde bir grupla, ticarette başka bir grupla, teknolojide bambaşka ortaklarla yan yana durabiliyor. Bu bir tutarsızlık gibi görünebilir ama yeni dünyanın dokusu tam da böyle olabilir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Yeni kelimeler aramak</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Belki de asıl zorluk, yeni dünyayı eski dünyanın kelimeleriyle (kavramlarla) anlamaya çalışmamızda. Doğu ve Batı, Kuzey ve Güney, merkez ve çevre, gelişmiş ve gelişmekte olan, müttefik ve rakip... Bu ikilikler bir zamanlar dünyayı okumamızı kolaylaştırıyordu. Bugün dünya bu ikiliklerin arasından taşıyor.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bir Karayip ada devleti ile bir kıta ölçeğindeki birlik aynı metnin altına imza atabiliyor. Hindistan bir yandan Küresel Güney’in sesini taşırken öbür yandan Orta Avrupa’yla yeni masalar kurabiliyor. Brezilya bir yanda eşitsizlik üzerine yeni bir küresel mekanizmanın öncüleri arasında yer alırken öbür yanda çok taraflı sistemin yenilenmesi için kurulan masanın kurucuları arasında bulunabiliyor.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Ortega y Gasset, her bakışın bir yerden yapılan bakış olduğunu, hakikate ancak bu bakışların toplamıyla yaklaşılabileceğini söylerdi. Yeni dünya tek bir merkezin etrafında kurulmayabilir. Çok sayıda merkezin, hikâyenin ve gerçekliğin birbirine değdiği bir ağ olarak biçimlenebilir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Yine de bu tablonun bir gölgesi var. Çoklu gerçeklik çoğulculuğu doğurabilir ama parçalanmayı da doğurabilir. Her toplum yalnızca kendi anlatısına kapanırsa, her aktör yalnızca kendi bakışını hakikat sayarsa, her insan yalnızca kendi ekranının gösterdiği dünyaya inanırsa, multirealizm bizi zengin bir çoğulluğa değil, birbirine hiç dokunmayan gerçeklik adalarına götürür. Adalar ne kadar çoğalırsa aralarındaki deniz de o kadar genişler.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bu yüzden çok taraflılık yalnızca bir diplomasi yöntemi gibi görünmüyor. Giderek bir medeniyet meselesine dönüşüyor. Mesele herkesin aynı düşünmesi değil. Mesele, farklı düşünenlerin aynı masadan kalkmaması ve aynı dünyayı paylaşmanın asgari ahlâkını birlikte koruyabilmesi.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Aynı gökyüzü</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Belki insanlık çok eski bir bilgiyi yeniden hatırlıyor. Bir nehir yalnızca içinden geçtiği ülkeye mi aittir? Bir salgın pasaport sormaz. Atmosferin gümrük kapısı yoktur. Bir laboratuvarda geliştirilen yapay zekânın sonuçları bütün kıtalara yayılır. Ekonomik sarsıntılar haritadaki çizgilere aldırmaz. Eşitsizlik bir toplumda derinleştiğinde de yalnızca yoksunluk çekenlerin meselesi olarak kalmaz. Güveni, toplumsal barışı ve nihayet ortak yaşamın zeminini etkiler.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bugün kurulan masaların ne kadarının kalıcı olacağını bilmiyoruz. Bazıları kurumlara dönüşecek, bazıları unutulacak, bazıları yalnızca bir fotoğraf karesinde kalacak. Ama hepsinin ardında aynı sessiz soru duruyor: Birbirinden bu kadar farklı gerçekliklerde yaşayan insanlar ve toplumlar, aynı dünyanın sorumluluğunu birlikte taşıyabilir mi?</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Galiba çağımızın büyük sorusu bu. Önümüzdeki yıllar yalnızca kimin daha güçlü olduğuyla değil, kimin gerçekliğinin görüldüğüyle, kimin sesinin duyulduğuyla ve masada kime yer açıldığıyla da şekillenecek.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Mevlânâ’nın karanlık evindeki insanlar birbirlerini ikna ederek filin tamamına ulaşamazdı. Onlara gereken, birbirini susturmak değil, ortaya bir mum koyarak, aydınlanmaktı!</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Oysa ki medeniyet neydi? “<i>İyilikti… Dostluktu… Emekti… Medeniyet herkesin aynı pencereden bakması değildi. Medeniyet, farklı pencerelerden bakanların aynı gökyüzünün altında yaşadığını unutmamasıydı.</i>”</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Rüzgârlı Şehrin Mavisinde Notlar </span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"></p>]]></yandex:full-text>
		<pubDate>Sat, 26 Sep 26 21:41:22 +0300</pubDate>
		<yandex:related>
		<link url="https://www.5gvirusnews.com/yazarlar/multirealizm-cagi-h1974.html">Multirealizm Çağı</link>
		</yandex:related>


	</item>

	
	<item>
		<link>https://www.5gvirusnews.com/hukuk/turkler-325-iznik-konsiline-sahip-cikti-h1973.html</link>
		<title>TÜRKLER, 325 İZNİK KONSİLİNE SAHİP ÇIKTI</title>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<description><![CDATA[325 İznik Konsili Derneği 1. Olağan Genel Kurulu’nu yaptı: Genel Başkanlığa Osman Canavar seçildi]]></description>
		<yandex:full-text><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><b>İznik / 25 Eylül 2026</b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">325 İznik Konsili Derneği’nin 1. Olağan Genel Kurulu İznik’te gerçekleştirildi. Genel Kurul’da Dernek Yönetim Kurulu Başkanlığına Osman Canavar seçildi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><img class="detayFoto" src="https://www.5gvirusnews.com/images/upload/2026_09_25_17_47_361.jpg" />Divan Başkanlığını 21. Dönem Afyonkarahisar Milletvekili Müjdat Kayayerli’nin yürüttüğü toplantının kapanışında Kayayerli şu değerlendirmelerde bulundu:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">“Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye’nin dinî ve millî egemenliğini korumak amacıyla 1925 yılında İznik’te yapılması planlanan yabancı dinî törenlere ve ekümenik, yani evrensel dinî otorite girişimlerine izin vermemiştir. Atatürk’ün gerekçesi açıktır:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><b>a)</b> Türkiye’nin dini ve milli egemenliğine gölge düşürecek her girişime izin verilmez.<br />
<b>b)</b> Türkiye, kendi topraklarında başka bir ülkenin ya da dinî otoritenin siyasî veya ekümenik iddiasına izin vermez. Dinî törenler ibadet sınırlarını aşmamalıdır.<br />
<b>c)</b> Atatürk, Papa’nın görüşme ve ziyaret taleplerini resmî olarak kabul etmemiştir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Hristiyan teolojisinde ekümenik kabul edilen konsillerin ilki ve en önemlisi İznik Konsili’dir. Milano Fermanı’nın ardından farklı kültürlerin baskısı altında kalan Hristiyanlığın kilise kuralları tartışılmaya başlanmıştır. Topraklarını genişletmek isteyen İmparator Konstantin, bu anlaşmazlıklara çözüm bulmak, topraklarını büyütmek, imparatorluk birliğini sağlamak ve gücüne güç katmak amacıyla milattan sonra 325 yılında İznik’te Hristiyanlık tarihinin ilk ekümenik konsilini toplamıştır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">14 Haziran 325’te başlayan ve 25 Ağustos 325’te sona eren konsilde sahte kutsal metinler ayıklanmış, inanç esasları üzerinde görüş birliği sağlanmıştır. Hz. İsa’nın ilahi tabiatı, kilise birliği ve ekümenik otorite ilkeleri <b>‘İznik İman Bildirgesi’</b>yle kabul edilmiş; Roma, İskenderiye ve Antakya kiliseleri ‘ekümenik kiliseler’ olarak tescil edilmiştir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Günümüzde, ekümeniklik iddiasını güçlendirmek ve Lozan Antlaşması’nı delerek tartışmaya açmak amacıyla planlanan girişimlere izin verilmemelidir. Mevcut iktidarın Papa ziyaretine izin vermesi kafaları karıştırmakta, siyaset kurumunun tepkisizliği ise anlaşılır ve kabul edilebilir değildir. İktidardakileri görevlerini tam yapmaya, sorumluluklarının bilinciyle hareket etmeye davet etmek vatan borcumuzdur.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Toplantı sonrasında kamuoyunu bilgilendirmek üzere basın açıklaması yapan Dernek Başkanı Osman Canavar, şunları söyledi:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">“Derneğimiz, İznik’te Vatikan bağlantılı bir yapıya <b>‘Hac Evi / Hac Merkezi’</b> tabelası asıldığını tespit etmiş ve bu hukuksuz duruma karşı İznik Kaymakamlığı’na resmi dilekçe vermiştir. Genel Kurulumuz bu başvuruyu derneğin kurumsal faaliyeti olarak onaylamış ve kamuoyuyla paylaşılmasına karar vermiştir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Söz konusu taşınmazda asılı tabelanın Türkçe karşılığı şöyledir:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">‘Kralın ebedî hatırasına. Aradan bin yedi yüz yıl geçtikten sonra, İznik şehrinde ilk ekümenik konsilin toplandığı yerde, Papa Franciscus’un isteğiyle, Evrensel Kutsal Yıl’ın düzenlenmesinden sorumlu komitenin desteğiyle, bu kutsal toplantının ebedî anısına bu hacı evi kurulmuştur. Papa XIV. Leo, Türkiye’ye yaptığı apostolik ziyaret sırasında burayı kutsamıştır. 28 Kasım 2025 – Jübile Yılı.’</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Bu tabela asılmıştır. Bu bir söylenti değil, yerindeki fiilî durumdur ve hukuken kabul edilemez.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Vatikan aynı zamanda bir din devletidir. Türkiye Cumhuriyeti ise laik, demokratik bir hukuk devletidir. Devletler arası ilişkilerde esas olan mütekabiliyettir. Anayasa, Lozan Barış Antlaşması, Tapu Kanunu, Medenî Kanun, Vakıflar Kanunu ve 3194 sayılı İmar Kanunu dâhil yürürlükteki hiçbir hukukumuz, yabancı bir din devletinin veya dış dini otoritenin ülkemizde kendi adına ‘hac merkezi’ açmasına, tabela asmasına ve bu unvanla faaliyet yürütmesine izin vermez.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Türkiye’de inanç özgürlüğü vardır. Ancak inanç özgürlüğü, yabancı bir din devletinin Türkiye toprağında egemenlik alanı yaratması, izinsiz unvan kullanması ve ‘hac evi’ tabelası asması anlamına gelmez. Türk mevzuatında ‘hac merkezi’ diye bir statü yoktur. İbadet yeri veya dinî tesis açılması imar planı, mülkî amir izni ve Türk hukuku tüzel kişiliği şartlarına bağlıdır. Bu şartlar yokken tabela asılması ve yerin bu unvanla tanıtılması izinsiz ve hukuka aykırıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Derneğimiz bu nedenle Kaymakamlık’tan şunları talep etmektedir:</span></span></p>

<ol>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Asılan tabelanın derhal kaldırılması, </span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Taşınmazın kim tarafından alındığının veya kiralandığının açıklığa kavuşturulması, </span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">İzin ve ruhsat belgelerinin incelenmesi, </span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Hukuka aykırılık nedeniyle faaliyetin durdurulması ve mekânın mühürlenmesi, </span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Sorumlular hakkında adlî ve idarî işlem başlatılması.</span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Başvurumuz 1 Haziran 2026’da İznik Kaymakamlığı’na sunulmuş; İznik Belediyesi ve İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne de bildirilmiştir. Yasal süre içinde cevap verilmemesi veya talebin reddi halinde idari yargı yolu ile CİMER ve ilgili bakanlıklar nezdindeki haklarımız saklıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Derneğimiz, Anayasa’ya aykırı bu fiili durumun ortadan kaldırılması için mücadelesini sürdürecektir. Çünkü 7 bin yıllık Türk yurdu Anadolu’nun kadim şehri, bir dönem Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkenti olan İznik birçok tarihi hadiseye sahne olmuştur; 325’teki konsil de bunlardan yalnızca biridir. İznik, yabancı bir din devletinin fiili üssü değildir. ‘Mütekabiliyet varsa uygulanır; yoksa izin de yoktur’ ilkesinden hareketle laik hukuk devleti, kendi toprağında kimin hangi unvanla tabela astığını sormak zorundadır.” ifadeleriyle tamamladı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><img class="detayFoto" src="https://www.5gvirusnews.com/images/upload/2026_09_25_17_47_362.png" /></span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">İznik’te yapılan gezi sırasında Vatikan’ın ilçedeki Roma Tiyatrosu girişinin tam karşısında bulunan “Hac Merkezi” önünden geçerken, ABP Genel Başkanı ve 325 İznik Konsili Derneği kurucu üyesi Bedri Yalçın, “<b>Ruhban Okulunu açılacağını, kullanışlı teröriste villa yapılacağını duyduk. Ancak Vatikan’a “HAÇ MERKEZİ” açıldığını da İznik’e gelerek burada görmüş olduk… Söyleyeceklerim bundan ibarettir.” </b>dedi.<b> </b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>]]></yandex:full-text>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 26 20:46:53 +0300</pubDate>
		<yandex:related>
		<link url="https://www.5gvirusnews.com/hukuk/turkler-325-iznik-konsiline-sahip-cikti-h1973.html">TÜRKLER, 325 İZNİK KONSİLİNE SAHİP ÇIKTI</link>
		</yandex:related>


	</item>

	
	</channel>
</rss>


