<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:yandex="http://news.yandex.ru"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
>
	<channel>
	<title>5G Virüs Platformu - 5gvirusnews</title>
	<link>https://www.5gvirusnews.com/</link>
	<description>5G Virus Platformu 5G teknolojisinin getireceği yeniliklere karşı değil, İNSAN sağlığına ve doğaya  getireceği zararlara karşıdır.</description>
	<image>
		<title>5G Virüs Platformu - 5gvirusnews</title>
		<link>https://www.5gvirusnews.com/</link>
		<url>https://www.5gvirusnews.com/images/banner/logo-large.png</url>
	</image>

	
	<item>
		<link>https://www.5gvirusnews.com/hukuk/akdenizde-sular-isiniyor-h1966.html</link>
		<title>AKDENİZDE SULAR ISINIYOR</title>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<description><![CDATA[MEİS ADASI’NDAN SİYAONİST SELAMI]]></description>
		<yandex:full-text><![CDATA[<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Haber Merkezi Lefkoşa 18 Eylül 2026</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">KKTC UBP Milletvekili Yasemin Öztürk, Doğu Akdeniz'de son dönemde yaşanan gelişmelere ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">MEİS ADASI ÜZERİNDEN DOĞU AKDENİZ TARTIŞMASI</span></span></span></strong></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Öztürk, açıklamasında öncelikle Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis'in geçtiğimiz günlerde Meis Adası’nı ziyaret ederek silahsızlandırılmış olması gereken ve üstelik asker de bulundurmaması gereken &nbsp;ada da suç işlediğini vurgu yaptı.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><img class="detayFoto" src="https://www.5gvirusnews.com/images/upload/2026_09_18_06_28_391.png" /></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Söz konusu ziyaretin bölgedeki mevcut gerilimleri artırabilecek nitelikte olduğunu savunan Öztürk, Doğu Akdeniz'de barış ve istikrarın korunmasının önemine değindi. &nbsp;</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Öztürk açıklamasında şu görüşlere yer verdi:</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">“Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis, Türkiye kıyılarına yaklaşık iki kilometre mesafedeki Meis Adası'nı ziyaret edeceğine Atina’da otursun, iflas etmiş ülkesinin ekonomisini düzeltmenin yollarını arasın. Yunan halkının Türkiye ile bir gerginlik yaşamaya ihtiyacı yok; yalnızca karnını doyurmak istiyor.”</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Öztürk, Türkiye'nin 17 Ağustos'ta Ege ve Doğu Akdeniz'de iki deniz millî parkı ilan etmesinin ardından Atina ile Ankara arasında yeni diplomatik tartışmalar yaşandığını hatırlattı. TÜBİTAK Marmara Araştırma Gemisi'nin Eylül ayında Meis Adası'nın güneyi ve güneybatısında bilimsel araştırmalar yürütmek üzere görevlendirildiğini belirten Öztürk, bu süreçte karşılıklı NAVTEX ilanlarının yayımlandığını ifade etti.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><img class="detayFoto" src="https://www.5gvirusnews.com/images/upload/2026_09_18_06_28_392.jpg" /></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Yunanistan’ın adalardaki durumuna değine Öztürk, “10 milyon 600 bin nüfuslu Yunanistan’ın, küçük kayalıklar dahil yaklaşık 6 bin adası var. Bunların arasında ancak 166 ile 227 arasında değişen sayıda adada yerleşim bulunuyor. Yani demek istediğim, bu adalar Yunanistan’a emaneten bırakılmıştır; tarihi hiçbir bağı yoktur! Şimdi <b>Miçotakis, Türkiye kıyılarına en yakın olan Meis'e gelerek Siyonist İsrail’e bağımlılık selamı vermiştir.”</b> dedi. </span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Yunanistan'ın Ege Denizi'ndeki ada statülerine ilişkin görüşlerini de paylaşan Öztürk, Yunanistan’a adalar emanet edilirken bu emanet <b>“silahlandırılmama ve asker bulundurmama”</b> şartına bağlanmıştır. Bu durumu netleştiren üç temel uluslararası belge vardır. Bunlar sırasıyla 1914 Altı Büyük Devlet Kararı, 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Barış Antlaşması'dır; bu belgelerin hepsinde adaların silahsızlandırılması maddesi yer almaktadır. <b>Adaların asıl sahibi Türkiye’dir.</b> <b>Adaların Emanetçi başı olan Miçotakis</b>, Meis Adası'nı iki tane üçayaklı ağır makineli tüfekle mi koruyacak?</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Doğu Akdeniz'in son yıllarda enerji, güvenlik ve jeopolitik dengeler açısından daha da stratejik bir konuma yükseldiğini belirten Öztürk, Türkiye'nin ve KKTC'nin bölgedeki gelişmeleri yakından takip ettiğini de ifade etti.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">"Kıbrıs'ta 1974 sonrasında oluşan güvenlik ortamının korunması büyük önem taşımaktadır. Türkiye’nin Kıbrıs’a 1974’te yaptığı Barış Harekatı sonrası huzur gelmiştir. &nbsp;Kıbrıs’ta yadsınmayacak kültürel, tarihi ve coğrafi bağların yanına, jeopolotik, jeostratejik etkiler de gözetilerek hareket eden Türkiye eskisine nazaran çok daha güçlü bir konuma ulaşmıştır. Doğu Akdeniz'de kalıcı barışın yolu karşılıklı saygıdan, uluslararası hukuka uygun davranışlardan ve bölgesel istikrardan geçmektedir" diyen Öztürk, bölgedeki tüm aktörleri sağduyulu hareket etmeye davet etti.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"></p>]]></yandex:full-text>
		<pubDate>Fri, 18 Sep 26 09:27:19 +0300</pubDate>
		<yandex:related>
		<link url="https://www.5gvirusnews.com/hukuk/akdenizde-sular-isiniyor-h1966.html">AKDENİZDE SULAR ISINIYOR</link>
		</yandex:related>


	</item>

	
	<item>
		<link>https://www.5gvirusnews.com/milli-guc/cayonu-aziz-yildirim-i-bekliyor-h1965.html</link>
		<title>ÇAYÖNÜ AZİZ YILDIRIM&amp;#039;I BEKLİYOR!</title>
		<category><![CDATA[milli-guc]]></category>
		<description><![CDATA[ÇAYÖNÜ, FENERBAHÇE&#039;DEN ÇOK DAHA KIYMETLİ]]></description>
		<yandex:full-text><![CDATA[<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Haber Merkezi Diyarbakır / Ergani – 17 Eylül 2026</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Sayın Aziz Yıldırım,</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Siz Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde dünyaya geldiniz. Hayatınız boyunca büyük projelere imza attınız, milyonların sevgisini kazandınız, Türk spor tarihinde unutulmayacak eserler bıraktınız.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bugün ise size çok farklı bir yerden sesleniyoruz.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Doğduğunuz topraklara yalnızca 7 kilometre uzaklıkta bulunan Çayönü'nden...</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">İnsanlık tarihinin en önemli yerleşimlerinden biri olan, geçmişi MÖ 10 binli yıllara uzanan Çayönü'nden...</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Belki de insanlığın ilk adımlarının atıldığı, ilk köylerin kurulduğu, ilk toplumsal yaşam örneklerinin ortaya çıktığı bu eşsiz miras alanından...</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bugün Çayönü sessizdir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Kazı yapan bilim insanlarının imkanları sınırlıdır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Kazı ekibinin kullanacağı bir araç dahi bulunmamaktadır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><img class="detayFoto" src="https://www.5gvirusnews.com/images/upload/2026_09_17_18_28_101.jpg" /></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Tarihini anlatan tabelalar çürümeye terk edilmiştir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Adını aldığı çayın üzerindeki geçiş köprüsü bakımsızdır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><img class="detayFoto" src="https://www.5gvirusnews.com/images/upload/2026_09_17_18_28_102.png" /></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Dünyanın dört bir yanından insanların hayranlıkla baktığı bu tarih hazinesi, kendi topraklarında yeterince sahiplenilmeyi beklemektedir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Oysa siz, bir öğretmen çocuğu olarak Çayönü'nü çok iyi bilirsiniz.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Çünkü Çayönü, yalnızca bir kazı alanı değildir. Cumhuriyet nesillerinin tarih derslerinde adı geçen, öğrencilerin insanlık tarihinin başlangıcını öğrenirken karşılaştığı ilk yerleşimlerden biridir. Aradan geçen onca yıla rağmen Çayönü hala tarih kitaplarımızda okutulmakta, bilim insanları tarafından insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olarak gösterilmektedir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Ne var ki, dünya çapında böylesine önemli bir mirasın bulunduğu yerde bugün kazı ekibinin araç ihtiyacından, çürümeye yüz tutmuş bilgilendirme tabelalarına kadar pek çok eksiklik göze çarpmaktadır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Halbuki Çayönü sadece Ergani'nin değil, sadece Diyarbakır'ın değil, bütün insanlığın ortak mirasıdır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bir futbol kulübüne yapılan yardım birkaç yıl konuşulur.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bir stadyumun duvarına yazılan isim zamanla silinir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bir kupanın sevinci nesiller içinde hatıra olur.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Ama insanlığın ortak hafızasına yapılan bir katkı, yüzyıllar boyunca yaşamaya devam eder.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bugün Fenerbahçe'nin milyonlarca taraftarı vardır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Ancak Çayönü'nün taraftarı bütün insanlıktır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Çünkü Çayönü, yalnızca bir arkeolojik alan değildir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Çayönü, insanın hikayesidir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Çayönü, medeniyetin ilk sayfalarından biridir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Çayönü, atalarımızın on bin yıl öncesinden bugüne gönderdiği sessiz bir mektuptur.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Belki de insanın gerçek büyüklüğü, yaşarken sahip olduklarıyla değil; gittikten sonra geride bıraktıklarıyla ölçülür.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bugün Çayönü'ne yapılacak bir destek, bir bağış ya da bir katkı; yalnızca birkaç taşı, birkaç yapıyı veya bir kazı alanını korumak anlamına gelmeyecektir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bu destek, insanlık tarihinin korunmasına verilen bir emanet olacaktır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><img class="detayFoto" src="https://www.5gvirusnews.com/images/upload/cayonu-sahası.jpg" /></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Sayın Aziz Yıldırım,</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bir gün herkes yaptığı işlerle anılacaktır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Fenerbahçe tarihindeki yeriniz zaten bellidir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Ancak Çayönü'ne uzatacağınız bir el, sizi yalnızca spor tarihine değil, insanlık tarihine de yazabilir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Çayönü sizi bekliyor.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Doğduğunuz topraklar sizi bekliyor.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">On bin yıllık sessizlik, sizi bekliyor.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b><img class="detayFoto" src="https://www.5gvirusnews.com/images/upload/2026_09_17_18_28_103.png" /></b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>ÇAYÖNÜ TEPESİ</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bir dağ eşiği ovası olan Ergani Ovası’nda yer alan Çayönü Tepesi, Mezopotamya, Anadolu ve İran coğrafyalarının tam kesişim noktasında, “altın üçgen” olarak tanımlanan stratejik bir bölgede yer alarak, kültürler arası etkileşimlerin ve ilişkilerin merkezi bir parçası konumundadır. </span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Farklı gruplar ve topluluklar arasında bilgi, teknoloji ve ekonomik ilişki ağlarını kesişim kümesinde yer almasından dolayı; Neolitikleşme sürecindeki kültürel çeşitliliği ve gelişimi önemli oranda katkıda bulunmuştur. Bu dönem, avcı-toplayıcı yaşam tarzından yerleşik hayata geçişin ilk adımlarının atıldığı ve tarımın keşfedildiği bir süreci kapsamaktadır. Çayönü, insanlığın tarım yapmaya ve hayvanları evcilleştirmeye başladığı, doğayla daha bütünleşik bir yaşam sürdürdüğü bir dönemin izlerini taşır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem, insanlık tarihindeki bu büyük dönüşümün ilk adımlarını simgelemekte ve Çayönü Tepesi, bu süreçte önemli bir yerleşim merkezi olarak dikkat çekmektedir. Bu dönemin sonunda, insanlar hem çevrelerini şekillendirmiş hem de kalıcı yerleşim alanları kurarak geleceğin medeniyetlerinin temellerini atmışlardır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Çayönü’nün en dikkat çekici ve benzersiz özelliği, MÖ 10.000 - 6000 yılları arasındaki 4000 yıllık süreçte, yerleşik avcı-toplayıcılıktan tarım ve hayvancılıkla üretime geçişin ayrıntılarıyla izlenebilmesi ve ardından yarı göçebe yaşam biçimine dönüşün izlerinin kaydedilmiş olmasıdır. Bu öncü dönem, basit köy yaşamından modern ve karmaşık kent yapısına doğru atılan büyük dönüşümlerin ilk adımlarının atıldığı ve tüm detaylarının kesintisiz bir şekilde sergilendiği önemli bir evreyi temsil eder.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bu süreçte insanlık tarihi için önemli sayılan “ilkler” arasında: tarımın ve hayvancılığın başlangıcı, bakır işçiliği (Piroteknoloji), ustalık derecesinde boncuk üretimi, hasır ve keten dokumacılığı, sepetçilik, dericilik ve obsidyen alet yapımı gibi üretim araçları sıralanabilir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Çayönü’nün mimarlık tarihindeki önemi, basit yuvarlak çukur barınaklardan taş ve kerpiç duvarlarla inşa edilen dörtgen evlere geçiş sürecini temsil etmesinde yatar. Bu dönüşüm; sadece barınma ihtiyacının ötesine geçerek, yapı malzemelerinden çatının tasarımına kadar her türlü mimari sorunun çözüldüğü ve geleneksel Anadolu köy evlerinin temellerinin atıldığı bir dönemi yansıtır. Bu süreç, insanlığın basit barınaklardan güvenli, sağlam ve kalıcı evlere geçişinin somut bir göstergesidir. Çayönü’nün mimari mirasını gözler önüne seren en çarpıcı örneklerden biri, mimari tasarım ve yapım tekniğindeki ustalığın somut göstergesi olan dünyanın en eski mozaik döşemesi Terrazo Yapısı’dır. Bu yapı, dönemin estetik ve teknik becerilerini yansıtırken, tinsel yaşamın önemli bir unsuru olan “ata/ölüm kültü”nü simgeleyen Kafataslı Yapı, bölgenin ruhani ve ritüelistik boyutuna ışık tutar. Güneydoğu Anadolu’nun bilinen ilk Dikilitaşlı Yapısı olan Saltaşlı Yapı ve düzenli bir sırada dizilmiş dikilitaşların yer aldığı geniş meydan Plaza, dönemin mimari ustalığını ve toplumun mekan kullanma becerisini sergileyen ayrıcalıklı yapı kompleksleridir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"></p>]]></yandex:full-text>
		<pubDate>Thu, 17 Sep 26 21:27:25 +0300</pubDate>
		<yandex:related>
		<link url="https://www.5gvirusnews.com/milli-guc/cayonu-aziz-yildirim-i-bekliyor-h1965.html">ÇAYÖNÜ AZİZ YILDIRIM&amp;#039;I BEKLİYOR!</link>
		</yandex:related>


	</item>

	
	<item>
		<link>https://www.5gvirusnews.com/yazarlar/medeniyet-bir-bugday-tanesiyle-basladi-h1963.html</link>
		<title>Medeniyet Bir Buğday Tanesiyle Başladı</title>
		<category><![CDATA[yazarlar]]></category>
		<description><![CDATA[Toprağın 12 Bin Yıllık Hafızasından COP31’e İnsanlığın Büyük Sorumluluk Hikâyesi]]></description>
		<yandex:full-text><![CDATA[<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Yazan Dr. Nurfer TERCAN</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">İnsanlık tarihini yalnızca kralların, savaşların, fetihlerin ve imparatorlukların tarihi olarak okuduğumuzda, medeniyetin asıl hikâyesinin büyük bir bölümünü gözden kaçırırız. Çünkü tarihin en kalıcı devrimlerinden biri bir sarayda, savaş meydanında ya da meclis kürsüsünde değil; kimselerin haberi olmadan bir tarlada gerçekleşti.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Bir insan eğildi. Avucundaki taneyi toprağa bıraktı. Ve bekledi.</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Belki de medeniyet tam o bekleyişte başladı. İnsan ilk kez yalnızca bugünün açlığını değil, yarının ihtimalini düşünüyordu. Elindeki taneyi hemen yemek yerine karanlık toprağa emanet etmek; bugünün kesin faydasından, yarının belirsiz bereketi adına vazgeçmekti. Toprağa bırakılan yalnızca buğday değildi. Geleceğe duyulan güvendi.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bu nedenle buğdayın yaklaşık 12 bin yıllık yolculuğu, aslında insanlığın kendi yolculuğudur: göçebelikten yerleşikliğe, toplamaktan üretmeye, tek başına hayatta kalma çabasından ortak sofraya uzanan büyük dönüşümün sessiz tanığı… Batı dillerindeki “kültür” sözcüğünün Latince colere, yani toprağı işlemek ve özenle bakmak fiilinden türemesi boşuna değildir. İnsan kültürü, kelimenin gerçek anlamıyla tarladan çıkmıştır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">İnsan toprağı işlerken yalnızca buğdayı evcilleştirmedi; zamanı da evcilleştirdi. Mevsimleri saymayı, gökyüzünü okumayı, ekmeyi, beklemeyi, hasadı ve saklamayı öğrendi. Ardından ambarı, takvimi, mülkiyeti, iş bölümünü, ritüeli ve sofrayı kurdu. Durkheim’ın toplumsal dayanışmanın kaynağı saydığı ortak ritim, belki de ilk kez tarlanın ritmiyle duyuldu. Bu yüzden bir buğday tanesinin içinde yalnızca besin yoktur. Hafıza vardır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Buğdayın öğrettiği ilk büyük hakikat şudur: Bir tane çoğalmak istiyorsa önce toprağın karanlığına girmek zorundadır. Yüzeyde kalırsa yalnızca bir tanedir; kendine yeten ama kendinden ibaret kalan bir varlık. Toprağa düşerse kabuğu çatlar, biçimini kaybeder ve tam yok olduğunu düşündüğümüz yerde başka bir hayata dönüşür.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">İnsanlığın ölüm ve yeniden doğuş düşüncesini yalnız gökyüzünden değil, topraktan da öğrenmiş olması mümkündür. İnsan tohumu gömdü, bekledi ve gömdüğü şeyin geri döndüğünü gördü. Ölülerini de aynı toprağa emanet eden insan için bu manzara bir teselliden fazlasıydı: Görünüşteki her son, görünmeyen bir başlangıcın kabuğu olabilirdi. Demeter ile Persephone anlatısında tabiatın susup yeniden yeşermesi; Eleusis gizemlerinin en yüksek anında biçilmiş bir başağın gösterilmesi, bu kadim sezginin izleridir. Antik dünyanın en derin sırrı, bir tarlanın en sıradan gerçeğiydi: Her kayboluş yok oluş değildir; bazı kayboluşlar dönüşümün başlangıcıdır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Buğdayın kutsal metinlerdeki en güçlü anlatılarından biri Yusuf kıssasında karşımıza çıkar: yedi dolgun başak ve yedi kuru başak; bolluk ve kıtlık… Fakat bu anlatı yalnızca kadim bir tarımsal planlama örneği değildir. İçinde büyük bir medeniyet ilkesi saklıdır: Bolluk zamanında kıtlığı düşünebilmek.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Yusuf, hasat edilen buğdayın başağında bırakılmasını öğütler; tanenin doğal koruması içinde saklanmasını ister. Bu, yalnızca bir depolama tekniği değil, bereketin ihtiyat olmadan korunamayacağını söyleyen bir bilgeliktir. Çünkü bolluk, doğru yönetilmediğinde bir sonraki kıtlığın hazırlayıcısı olabilir. Yusuf’un yaptığı, bir rüyayı kurumsal düzene; öngörüyü toplumsal sorumluluğa dönüştürmektir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">İklim krizinin karşısında yeniden öğrenmemiz gereken ahlak da budur: Su akarken susuzluğu, toprak ürün verirken onun yorulabileceğini, orman ayaktayken yangını, soframız doluyken başkasının açlığını, felaket henüz gelmemişken gelecek kuşakların hakkını düşünebilmek. Medeniyet yalnızca üretme kapasitesi değildir; elindekini gelecek için koruyabilme iradesidir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Yüzyıllar sonra aynı imge dünya edebiyatının en büyük eserlerinden birinin eşiğinde belirir. Dostoyevski, Karamazov Kardeşler’in kapısına Yuhanna İncili’ndeki buğday tanesini yerleştirir: Toprağa düşüp dönüşmeyen tane yalnız kalır; kendinden vazgeçebilen ise çoğalır. Romanın meselesi insanın kusursuzluğu değil, dönüşebilmesidir. Zosima’nın Alyoşa’ya bıraktığı “her insanın herkes ve her şey karşısında sorumlu olduğu” düşüncesi, buğdayın ahlakını insan ilişkilerine taşır. İnsan, yalnız kendinden değil; başkasının acısının yanından nasıl geçtiğinden de sorumludur.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bugün bu sorumluluğun kapsamı daha da geniştir. “Başkasının acısı”, yüzünü hiç görmeyeceğimiz insanların, henüz doğmamış çocukların ve sesini duyuramayan bütün canlıların acısını da içerir. Tıpkı toprağa düşen tanenin kendinden sonraki başaklara hayat vermesi gibi, insanın ahlakı da kendi ömrünün sınırlarını aşabildiği ölçüde medeniyete dönüşür.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Anadolu, buğdayı yalnızca bir tarım ürünü olarak görmedi. Onu uzun bir anlam zincirinin ilk halkası yaptı: Buğdayı ekmeğe, ekmeği nimete, nimeti şükre, şükrü sofraya, sofrayı paylaşmaya dönüştürdü. Bu zincir, bir maddenin nasıl değere; değerin nasıl ahlaka; ahlakın nasıl toplumsal bağa dönüşebileceğinin hikâyesidir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bu yüzden yere düşen ekmek alınır, öpülür ve yüksekçe bir yere konur. Çünkü ekmek artık un, su ve ateşten ibaret değildir. Arkasında toprak, yağmur, çiftçinin nasırlı eli, değirmenin taşı, fırının ateşi, annenin sofrası, komşunun hakkı ve binlerce yıllık bir hafıza vardır. “Tuz ekmek hakkı”nın ahlaki bir yükümlülüğü anlatması, “ekmek kapısı”nın geçimin adı olması tesadüf değildir. Batı dillerinde yol arkadaşı anlamındaki companion kelimesinin kökü de “ekmeği paylaşan” insana çıkar.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Yunus Emre etrafında anlatılan menkıbe, insanın önüne iki ihtiyaç koyar: karnını doyuran buğday ile ruhunu geliştiren, genişleten nefes. Belki bugün bunları birbirinin karşıtı değil, tamamlayıcısı olarak okumalıyız. Çünkü insanın hem ekmeğe hem anlama ihtiyacı vardır. Ekmeksiz yaşayamaz; anlamsız kaldığında ise neden yaşadığını unutur. Çağımızın krizi, ekmeği anlamdan koparmış bir üretim düzeninin krizidir: Bereketi nimet değil yalnızca meta, toprağı hafıza değil yalnızca kaynak sayan bir zihniyetin sonucu.</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b><u>Başak, Anadolu irfanında ayrıca bir bilgi ahlakıdır.</u> <u>Boş başak dik durur; doldukça eğilir. İnsan da gerçekten bildikçe, olgunlaştıkça başını biraz daha eğebilmelidir. Hakiki bilgi üstünlük değil, sorumluluk üretir. Eğilen başak, bilginin ağırlığını taşıyan insandır.</u></b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Cumhuriyet dönemi edebiyatında buğdayın anlamı yeniden genişler. Artık o yalnızca metafizik bir sembol değil; alın teri, çiftçi ve Anadolu’dur. Yaşar Kemal’in dünyasında toprak dekor değil, insanla konuşan ve adaletsizliğe tanıklık eden canlı bir varlıktır. Nâzım Hikmet’te ekmek hakça bölüşülmesi gereken ortak emeğin dilidir. Cahit Külebi’nin buğday tarlalarında dolaşan rüzgâr, memleketin kendi sesidir. Sezai Karakoç’ta ise başak yeniden metafiziğe yükselir; toprağa düşen tanenin mantığı, medeniyetin yeniden doğuş ihtimaline dönüşür.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Böylece başak; emek ile duayı, beden ile ruhu, toprak ile göğü aynı çizgide buluşturur. Bir yüzyıl boyunca “Kimin emeği, kimin hakkı, kimin umudu?” sorularının cevabı olarak yazılır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Aradan binlerce yıl geçti. İnsan köyler, şehirler ve imparatorluklar kurdu; buhar makinesini yaptı, petrolü çıkardı, atomu parçaladı, uzaya çıktı, dijital dünyayı ve yapay zekâyı geliştirdi. Fakat 12 bin yıl sonra önümüzde duran en büyük sorulardan biri hâlâ aynı: Toprak bize daha ne kadar verebilir?</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">İlerleme, insanı toprağa bağımlılığından kurtarmadı; yalnızca bu bağı görünmez kıldı. Modern şehirli ekmeğinin hangi tarladan geldiğini bilmiyor olabilir. Fakat tarla kuruduğunda, bilmemek onu korumaz. İbn Haldun’un umran döngüsünde olduğu gibi, refah kendisini doğuran koşulları unutturduğunda çözülüşün kapısı açılır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Topraktan COP31’e bir medeniyet muhasebesi</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Dünyanın Antalya’da COP31 için bir araya gelecek olması bu nedenle yalnızca diplomatik bir iklim toplantısı olarak görülmemelidir. Bu buluşma, insanlığın toprakla yaptığı kadim sözleşmeyi yeniden okuma imkânıdır. Üstelik bu okumanın, buğdayın evcilleştirildiği Bereketli Hilal’in kuzey kavisinde, Göbeklitepe ve Karacadağ’ın yakınında yapılacak olması tarihin çarpıcı simetrilerinden biridir: Tohumun ilk düştüğü coğrafya, tohumun geleceğinin konuşulduğu yer olacaktır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Çünkü iklim krizi yalnızca atmosferdeki karbon miktarının değil, bir medeniyet modelinin hikâyesidir. Ne kadar üretiyoruz? Ne kadar tüketiyoruz? Ne kadarını atıyoruz? Topraktan ne kadar alıyor ve aldığımızın ne kadarını geri verebiliyoruz?</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Belki de soruyu baştan yanlış soruyoruz: “Dünya bize daha ne kadar kaynak sağlayabilir?” Bu soru dünyayı depo, insanı sınırsız talep sahibi sayar. Oysa asıl soru şudur: Biz dünyadan daha ne kadar istemeye hakkımız olduğunu düşünüyoruz? Bu bir teknoloji sorusundan önce ahlak ve ölçü sorusudur. Antik Yunan’ın sophrosyne’si, İslam ahlakının itidali ve Anadolu’nun kanaati aynı hakikati söyler: Yeterin ne olduğunu bilmeyene hiçbir şey yetmez.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Yusuf’un yedi başağı, bugün yeniden yaşamın en ortasında, halen konumu koruyor. Bugünün suyu yarının suyudur. Bugünün tohumu yarının gıda güvenliğidir. Bugünün toprağı henüz doğmamış çocukların toprağıdır. Sürdürülebilirlik bu nedenle yalnızca teknik bir kavram değil; dünyaya henüz gelmemiş insanların hakkını bugünden teslim edebilme ahlakıdır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><i>Hans Jonas’ın teknoloji çağı için önerdiği sorumluluk ilkesi tam da bunu anlatır: Öyle eylemeliyiz ki eylemlerimizin sonuçları, yeryüzünde hakiki bir insan hayatının devamıyla uyumlu olsun. Modern insanın gücü, yüzünü hiç görmeyeceği insanlara kadar uzanıyor. Onların suyunu bugün tüketebilir, toprağını bugün zehirleyebilir, iklimini bugün değiştirebiliriz. Onlarsa kendilerine yapılanı ne engelleyebilir ne de bize karşı kendilerini savunabilir. Bir tarafın bütün güce, diğer tarafın hiçbir sese sahip olmadığı bu ilişki, çağımızın en büyük görünmez ahlak sınavıdır.</i></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Buğdayın Medeniyette Yolculuğu işte burada geçmişe duyulan romantik bir özlem olmaktan çıkar; geleceğe dönük bir medeniyet teklifine dönüşür: Bir Başak, Bir Sofra, Bir Medeniyet. Çünkü başak toprağı, sofra paylaşmayı, medeniyet ise ikisi arasındaki ahlakı anlatır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Göbeklitepe’den Bereketli Hilal’e, Anadolu’nun kadim tahıllarından Selçuklu’nun başak motiflerine, köy değirmenlerinden taş fırınlara, büyükannelerin mayalarından modern gastronomiye uzanan hafıza; iklim sorumluluğuyla buluşmak zorundadır. Maurice Halbwachs’ın hatırlattığı gibi, toplumların hafızası nesnelerde, mekânlarda ve pratiklerde yaşar. Bir ekşi maya, değirmen taşı, tandır ya da harman yeri yalnızca eski bir nesne değildir; bir bilme biçiminin taşıyıcısıdır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Siyezden karakılçığa uzanan kadim tahıllar da yalnızca geçmişin lezzeti değildir. Binlerce yıl boyunca Anadolu’nun toprağına, iklimine ve kuraklığına uyum sağlayan bu çeşitler; biyolojik çeşitliliğin, yerel bilginin ve üretici hafızasının canlı arşividir. Tek tipleşmiş tarımın kırılganlığı karşısında kadim tohumların taşıdığı dayanıklılık bilgisi son derece günceldir. Geleceğin sofrasını kurmak için geçmişin tarlasına yeniden bakmamız gerekiyor.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Başağın sarısı burada Anadolu’nun mavisiyle buluşur. Buğday toprağın; mavi göğün ve suyun rengidir. Biri olmadan diğeri yaşayamaz. Mavi aynı zamanda gezegenin ortak rengidir. Sınır tanımaz; bir ülkenin göğü diğerinden duvarlarla ayrılmaz. Bir yerde kirlenen hava pasaport kontrolünden geçmez. Bir yerde değişen iklim, başka coğrafyaların kapısını mutlaka çalar.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Garrett Hardin ortak varlıkların trajedisini, herkesin kullandığı fakat kimsenin sorumluluğunu üstlenmediği kaynağın tükenişiyle anlatmıştı. Elinor Ostrom ise başka bir ihtimali gösterdi: Ortak suyunu, merasını ve ormanını güven, karşılıklılık ve ortak kurallarla yüzyıllarca koruyabilen topluluklar vardır. Anadolu’nun sıra usulü sulama düzenleri, imecesi ve mera hukuku bu kolektif bilgeliğin yerli örnekleridir. Gök, insanlığın en büyük ortak varlığıdır. İklim krizi bize unuttuğumuz en eski hakikati yeniden söylüyor: <b><i>Aynı göğün altındayız</i></b>.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">COP31’in salonlarında enerji politikaları, karbon piyasaları, finansman, emisyonlar, teknolojiler ve dönüşüm modelleri konuşulacak. Elbette konuşulmalıdır. Çünkü niyet, kuruma dönüşmediğinde tarihin karşısında yalnızca temenni olarak kalır. Fakat bütün bu büyük kavramların ortasına küçücük bir buğday tanesi koymak istiyorum. O tanenin insanlığa söyleyeceği çok eski bir söz var: Benden yalnızca ihtiyacın kadar al. Beni yeniden toprağa bırak. Beklemeyi öğren. Çoğalt. Paylaş. Ve senden sonra gelecek olanı unutma.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Leningrad kuşatmasının açlık günlerinde Vavilov Enstitüsü’nün bilim insanları, dünyanın en büyük tohum koleksiyonlarından birini koruyordu. Ellerinin altında tonlarca tahıl, pirinç ve patates tohumu vardı. Bazıları, bu tohumları yemeyi reddederek açlıktan öldü. Çünkü koruduklarının bir öğün değil, gelecek olduğunu biliyorlardı. Bu, 12 bin yıl önce ilk çiftçinin yaptığı tercihin en sarsıcı tekrarlarından biriydi: Bugünün açlığından, yarının bereketi adına vazgeçmek.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Sürdürülebilirlik raporlarının binlerce sayfada anlattığı hakikatin özü belki de bundan ibarettir: Tohumun tamamını yersen yarın aç kalırsın; bir kısmını toprağa bırakırsan gelecek başlar. Bu hem insanlığın en eski ekonomi dersi hem de en eski ahlak dersidir. Ekonomi kelimesinin kökündeki oikos, “ev” demektir. Evi tüketen bir ekonomi, kendi anlamına ihanet eder.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Peki bir medeniyetin gelişmişliğini artık neyle ölçeceğiz? Ürettiği çelik, tükettiği enerji, yükselttiği gökdelen ve sahip olduğu teknolojiyle mi? Yoksa kendisinden sonra geleceklere bıraktığı toprağın, suyun, havanın ve hayatın niteliğiyle mi? Gerçek medeniyet yalnızca daha fazlasını üretmek değil, ne zaman “yeter” denileceğini bilmektir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bilgi, insanı ve toplumu kemale erdirmiyorsa şehir ne kadar zengin olursa olsun erdemli değildir. Bugünün temel sorusu da budur: Bildiğimiz şey bizi nasıl bir insana dönüştürüyor? İklim bilimini, kuraklığı, ekosistem kayıplarını ve kaynakların sınırsız olmadığını biliyoruz. Hiçbir çağ kendi geleceğini bizim kadar açık verilerle görmedi. Öyleyse mesele artık bilmek değil, bildiğimizin sorumluluğunu üstlenmektir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Çünkü medeniyet, insanın ne bildiğiyle değil; bildiğini neye dönüştürdüğüyle başlar.</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bir zamanlar bir insan toprağa eğildi ve avucundaki taneyi toprağa bıraktı. Yağmur yağdı, güneş doğdu, tohum çatladı; filiz, başak ve yüzlerce tane oldu. Sonra ekmek, sofra, köy, şehir ve medeniyet geldi.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Şimdi insanlık yeniden aynı tarlanın başında duruyor. Fakat bu kez avucumuzda yalnızca bir tohum değil, bir gezegen var. Önümüzde ise aynı seçim: Elimizdekini tüketmek mi, yoksa bir kısmını geleceğe bırakmak mı?</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Toprağa düşen buğday tanesi binlerce yıldır aynı şeyi söylüyor: Hayat sahip olmakla değil, devredebilmekle devam eder. Biz toprağın, suyun ve tohumun sahibi değil; geçici emanetçileriyiz. Günün sonunda bize ne kadar büyüdüğümüz değil, büyürken neyi koruduğumuz; ne kadar ürettiğimiz değil, üretirken neyi tükettiğimiz; ne kadar zenginleştiğimiz değil, zenginleşirken gelecekten ne eksilttiğimiz sorulacak.</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Ve belki insanlığın bütün medeniyet iddiası, avucundaki küçücük bir buğday tanesine nasıl davrandığıyla sınanacak.</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Çünkü bazen bir medeniyetin bütün hikâyesi, bir başağın eğildiği yerde başlar.</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Nurfer Tercan</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Rügârlı Şehrin Mavisinde Notlar</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"></p>]]></yandex:full-text>
		<pubDate>Wed, 16 Sep 26 20:20:04 +0300</pubDate>
		<yandex:related>
		<link url="https://www.5gvirusnews.com/yazarlar/medeniyet-bir-bugday-tanesiyle-basladi-h1963.html">Medeniyet Bir Buğday Tanesiyle Başladı</link>
		</yandex:related>


	</item>

	
	<item>
		<link>https://www.5gvirusnews.com/yazarlar/yapay-zek-universitesi-h1962.html</link>
		<title>YAPAY ZEKÂ ÜNİVERSİTESİ</title>
		<category><![CDATA[yazarlar]]></category>
		<description><![CDATA[Yazan Prof. Dr. İsmail Hakkı AYDIN]]></description>
		<yandex:full-text><![CDATA[<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><b>1-</b>Dijital Müh. Fak.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><b>2-</b>Veri Müh. Fak.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><b>3-</b>Siber Güvenlik Müh. Fak.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><b>4-</b>Yazılım Müh. Fak.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><b>5-</b>Nanonörokuantobiyoloji Fak.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><b>6-</b>Nörosciences (Beyin Sinir Bilimleri) Fak.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><b>7-</b>Genetik ve Moleküler Biyoloji Fak.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><b>8-</b>Kuantum Müh. Fak.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><b>9-</b>Transhümanizm Fak.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><b>10-</b>Beyin Müh. Fak.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><b>11-</b>İnsan Müh. Fak.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><b>12-</b>Nörobiyoloji Fak.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><b>13-</b>Robotik Müh. Fak.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><b>14-</b>Fen Edebiyat Fak.</span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b><span style="color:black">ACİLEN KURULMALIDIR!</span></b></span></span></span></p>]]></yandex:full-text>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 26 21:17:19 +0300</pubDate>
		<yandex:related>
		<link url="https://www.5gvirusnews.com/yazarlar/yapay-zek-universitesi-h1962.html">YAPAY ZEKÂ ÜNİVERSİTESİ</link>
		</yandex:related>


	</item>

	
	<item>
		<link>https://www.5gvirusnews.com/yazarlar/yapay-zek-hepimizi-oldurecek-mi-h1961.html</link>
		<title>Yapay Zekâ Hepimizi Öldürecek mi?</title>
		<category><![CDATA[yazarlar]]></category>
		<description><![CDATA[&quot;Yapay zekâ hepimizi öldürebilir.&quot;]]></description>
		<yandex:full-text><![CDATA[<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Yazan Dr. Nurfer TERCAN</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Son bir haftadır teknoloji dünyasının içinden yükselen en sarsıcı cümle bu. İlk bakışta bilimkurgu sinemasından ödünç alınmış bir kıyamet sahnesi gibi duruyor: makineler uyanıyor, insan tarihin sahnesinden çekiliyor. Oysa bu cümleyi tartışmaya değer kılan, dillendirenlerin kimliği. Söz, teknolojiyi uzaktan seyreden felâket tellâllarından değil; bu sistemleri bizzat eğiten, güvenliği üzerine çalışan ve laboratuvarların kapalı kapıları ardında ne olup bittiğini bilen insanlardan geliyor.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Önce, başlığın uyandırdığı korkuyla olgunun kendisini birbirinden ayırmak gerekiyor. "Yapay zekâ insanlığın yok oluşuna yol açabilir" demek ile "yapay zekâ insanlığı yok edecek" demek aynı cümle değildir. İlki bir ihtimalin kapısını aralar; ikincisi bir hükmü ilân eder. Bugün elimizde, yapay zekânın insanlığı ortadan kaldıracağını gösteren doğrulanmış tek bir bilimsel bulgu yoktur. Dolayısıyla "hepimizi öldürecek" cümlesi bir bilimsel sonuç olarak sunulamaz. Fakat bu, tartışmanın hafife alınabileceği anlamına da gelmiyor. Zira bir ihtimal, sırf kanıtlanmamış olduğu için önemsiz değildir; önemi, kaybedilecek şeyin büyüklüğünden gelir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Haber: Bir istifa, bir oran, bir çağrı</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Olayların akışı şöyle. Üç yılını önce OpenAI'da, ardından Anthropic'te yapay zekâ modellerini eğitmekle geçiren araştırmacı Jacob Coxon, 8–9 Eylül'de sosyal medya üzerinden yaptığı bir dizi paylaşımla görevinden ayrıldığını duyurdu. Coxon'a göre her iki şirket de "sorumlu davranmıyor"; yakında "her şeyi hackleyebilen, herhangi bir alanı bir gecede dönüştürebilen, gerçek güç ve kaynak edinebilen" insanüstü sistemler ortaya çıkacak ve bu şirketler, kendi ifadesiyle, "hayatlarımızla kumar oynuyor." En çok yankı uyandıran cümlesi ise şuydu: "Yapay zekâyı inşa eden insanlar, bunun on yılın sonuna kadar hepimizi öldürebileceğine samimiyetle inanıyor."</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bu iddianın tek bir kişinin öfkesiyle sınırlı kalmadığını gösteren ikinci gelişme, aynı günlerde geldi. Anthropic'te yapay zekânın insan değerleriyle uyumu üzerine çalışan ekibin başındaki Evan Hubinger, önümüzdeki on yıl içinde gelişmiş yapay zekânın insanlığın yok oluşuna yol açma ihtimalini yüzde onun üzerinde gördüğünü açıkladı. Burada dikkatle okunması gereken bir ayrıntı var: Bu oranlar laboratuvar deneyleriyle ölçülmüş, istatistiksel olarak sınanmış ölüm olasılıkları değildir. Alanın içindeki bir uzmanın, son derece belirsiz bir gelecek karşısında yaptığı kişisel bir risk tahminidir. Yani bir termometre okuması değil, bir vicdan muhasebesidir. Fakat bu muhasebenin sahibi, tam da bu riski azaltmakla görevli kişidir; onu görmezden gelmek, gemide su alındığını bildiren tayfayı "ne de olsa kaptan değil" diye susturmaya benzer.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Ve nihayet üçüncü gelişme, tartışmayı bireysel kaygıların ötesine, sektörün merkezine taşıdı. Anthropic'in kurucu ortağı ve CEO'su Dario Amodei, 12 Eylül'de yayımladığı bir yazıda sektöre açık bir çağrı yaptı: "Yapay zekâ modellerinin kapasitesini artırma hızımızı yavaşlatmalıyız. İlerleme yine hızlı görünecek; kazandığımız zamanı hikmetle kullanmalıyız." Amodei, önümüzdeki altı ilâ on iki ay içinde kendi başına hareket eden yapay zekâ sürülerinin internetin bütününe yerleşik bir bot ağıyla el koyabileceği ve yüz milyarlarca dolarlık zarara yol açabileceği uyarısında bulundu; dış denetçilere şirket çalışanlarıyla eşdeğer erişim tanınmasını önerdi. Çağrı boşlukta kalmadı. OpenAI'ın başındaki Sam Altman, sektörün "sınırı belirli bir tempoda ilerletmesi" gerektiğini söyleyerek benzer bir denetçi erişimi taahhüt etti; Elon Musk ise tek cümleyle yetindi: "Dario haklı."</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Böylece, birbirleriyle amansız bir rekabet içindeki üç isim, en azından bir cümlede buluşmuş oldu. Tarihte bu tür uzlaşmalar nadirdir ve genellikle tehlikenin artık inkâr edilemez hâle geldiği anlarda görülür.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Yorum: Yanlış yerden başlayan bir soru</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Belki de tartışmayı yanlış yerinden başlatıyoruz. Yapay zekânın en büyük meselesi, makinenin bir gün insan olup olmayacağı değildir. Asıl soru şudur: İnsan, eline tarihinde hiç görülmemiş ölçekte bir güç geçtiğinde neye dönüşecektir?</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Nükleer fizik, atom bombasını zorunlu kılmadı. Atomun yapısını anlamak ile Hiroşima'nın üzerine bomba bırakmak arasında fizik kadar insan iradesi, siyaset, iktidar hırsı ve savaş vardı. Bilgi, bir kapı açar; o kapıdan kimin, hangi niyetle geçeceğini bilgi belirlemez. Aynı şekilde yapay zekânın varlığı da insanlığın yok oluşunu zorunlu kılmaz. Fakat teknoloji; iktidar, rekabet, sermaye, askerî üstünlük ve denetimsizlikle aynı denklemin içinde birleşmeye başladığında, mesele yalnızca mühendislerin çözmesi gereken teknik bir problem olmaktan çıkar.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Artık karşımızda bir ahlâk problemi vardır. Bir siyaset problemi vardır. Ve nihayetinde bir medeniyet problemi vardır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Kadim düşünce geleneğimiz bu ayrımı çok önce yapmıştı. Kudret ile hikmet aynı şey değildir; güç, kendisini yönetecek bir bilgelik olmadan yalnızca büyür, olgunlaşmaz. Fârâbî'nin erdemli şehri, en güçlü şehir değil, gücünü doğru amaca bağlamayı bilen şehirdir. Bugün Silikon Vadisi'nden yükselen "yavaşlayalım" çağrısı, farkında olsun ya da olmasın, aynı eski hakikatin etrafında dolanıyor: Hız bir erdem değildir; erdem, hızı ne için harcadığımızdır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Çünkü insanlık tarihinde ilk kez karşılaştığımız temel soru yalnızca "Ne kadar güçlü bir zekâ üretebiliriz?" değildir. Belki bundan çok daha önemli olan soru şudur: Ürettiğimiz bu gücü hangi insanın, hangi kurumun, hangi devletin ve hangi değerler sisteminin eline teslim edeceğiz? Ve o eller, gücün büyüsüne kapıldığında onları durduracak bir yasa, bir kurum, bir vicdan olacak mı?</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Amodei'nin çağrısındaki en dikkat çekici sözcük, "yavaşlamak" değil, "hikmet"tir. Kazanılan zamanı hikmetle kullanmak. Çünkü zaman tek başına hiçbir şeyi çözmez; zamanı ne yaptığımız çözer. Denetim mekanizmaları, uluslararası hukuk, şeffaflık, bağımsız değerlendirme ve en önemlisi, gücü elinde tutanların kendi sınırlarını tanıması. Bunların hiçbiri bir yazılım güncellemesiyle gelmez. Hepsi, insanın kendisiyle yüzleşmesini gerektirir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Sonuç: Makine değil, ayna</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bu nedenle "yapay zekâ hepimizi öldürecek" cümlesine ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Bilim bize bugün böylesine kesin bir gelecek söylemiyor. Fakat alanın tam merkezinden yükselen uyarıları birer kıyamet kehaneti diye küçümsemek de doğru olmaz. Kendi kurdukları sistemden ürken insanların sesi, dışarıdan bakan pek çok eleştirmenin sesinden daha ağır basar.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Belki de asıl tehlike, makinelerin bir gün insana dönüşmesi değildir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">İnsanın, makineler sayesinde sahip olduğu muazzam gücün karşısında kendi sınırlarını unutmasıdır. Yapay zekâ, sonunda, bize bir makine göstermeyecek; bir ayna tutacak. O aynada göreceğimiz şey, teknolojinin değil, kendimizin ne olduğu ya da neye dönüştüğüdür.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Düşünmenin, yüzleşmenin tam zamanı!</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><br />
<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Kaynaklar: </b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">NPR — Anthropic researcher resigns amid AI safety concerns</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Forbes — Anthropic alignment lead warns AI could kill all humans as researcher quits</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Axios — Anthropic, OpenAI CEOs call for slowdown in AI development</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Washington Post — Amodei calls for AI oversight, joined by Altman and Musk</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"></p>]]></yandex:full-text>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 26 18:56:42 +0300</pubDate>
		<yandex:related>
		<link url="https://www.5gvirusnews.com/yazarlar/yapay-zek-hepimizi-oldurecek-mi-h1961.html">Yapay Zekâ Hepimizi Öldürecek mi?</link>
		</yandex:related>


	</item>

	
	<item>
		<link>https://www.5gvirusnews.com/yazarlar/12-eylulun-bas-mimari-kemal-dervistir-h1960.html</link>
		<title>12 EYLÜLÜN BAŞ MİMARI KEMAL DERVİŞTİR</title>
		<category><![CDATA[yazarlar]]></category>
		<description><![CDATA[1980 = PROJEKSİYON YILI OLDU]]></description>
		<yandex:full-text><![CDATA[<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Yazan Muammer KARABULUT</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Türkiye’de Cumhuriyet’in temellerinden biri olan karma ekonomiden vazgeçilerek serbest piyasa ekonomisine geçiş ancak darbe ile olurdu. Nihayetinde, 1979 yılındaki yarı sıkıyönetim uygulamalarının ardından ABD icadı olan darbe, 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleşti.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Darbenin bilinen parçalarından biri de 1974–77’de CIA’nin Ankara istasyon şefi olan Paul Henze’nin, 1980’de darbe gecesi Beyaz Saray’a ulaştırdığı “Our boys did it / bizim çocuklar başardı” sözünü açıklamasıydı.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Zaten Washington, Türk Genelkurmayı’nı <b>“tanıdık, NATO’cu, sorun çıkarmaz”</b> bir kadro sayıyordu. Bir de Evren’in dönemin ABD Başkanı Carter ile <b>“minnet mektuplaşması” </b>vardı.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Türkiye’de yapılan darbenin, ABD’nin bölgedeki stratejik çıkarlarının kökeninde İsrail’in bulunduğu; bunun ancak 11 Eylül 2001’de ikiz kulelerin yıkımıyla başlatılan, ilk zamanlar BOP olarak bilinen Büyük İsrail Projesi ile anlaşılacağı da sonradan görülecekti.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Önce İran Devrimi (1979), Afganistan işgali, “yay krizi”, Kıbrıs sonrası ABD ambargosuyla bozulan ilişkiler ve Yunanistan’ın NATO’nun askerî kanadına dönüşü geldi. Türkiye’nin NATO’dan kayması Washington için kabul edilemezdi.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Darbe bu açıdan rahatlama üretti.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">NATO’nun <b>stay-behind</b>’ı, yani düzenli ordu çekilirken işgal edilen topraklarda (cephe gerisinde) gizlice bırakılan direniş ağının devreye girmesi gündemdeydi. O direniş ağını —ya da arka planda olma işini— organize eden Gladio, kontrgerilla, Özel Harp veya ne derseniz deyin; 1970’lerin sağ–sol silahlanmasıyla yaratılan “terör eylemlerinde” yadsınamaz bir rol üstlendi.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Yani “tesadüfen geride kalmak” değil; <b>bilerek geride bırakılmak</b>. Görev, işgal altında istihbarat, sabotaj, kaçış hattı ve gerilla hareketlerini örgütlemekti.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>EKONOMİDEKİ DEĞİŞİM DARBEYİ ZORUNLU KILDI</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Buraya kadar anlatılan, darbenin bilinen askerî yönüydü. Asıl olan ekonomik yöndü: Kasım 1978’de Dünya Bankası’nın “Türkiye’de Döviz Açığı, Büyüme ve Sanayi Stratejisi: 1973–1983” başlıklı çalışma belgesi; Kemal Derviş ve <strong>Sherman Robinson(*)</strong> tarafından hazırlanan rapordu.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Darbe programı icat etmedi. Sert istikrar ve dışa açılma hattı darbeden önce yazılmıştı. Darbe, o hattın uygulanma rejimini değiştirdi.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Derviş–Robinson raporu 1978 bahar–yazında hazırlandı, Kasım 1978’de yayımlandı. Ardından gelen 24 Ocak kararları, aynı ekonomik omurganın ailesinden görüldü. Yani 1980 sonrası ekonomi politikasının <b>“neden bu yöne gidildiğinin”</b> analitik altyapısı bu raporda -ve aynı yılların diğer Banka/IMF metinlerinde -vardır. <b>“1977 krizi tesadüftü, 1980 birdenbire başka bir dünyaydı”</b> demek yanlıştır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Burada Derviş–Robinson raporunu “emirname” olarak görmekten ziyade, Türkiye’deki ekonomik iklimin düzenlenmesi konusunda bir reçete olarak görüyorum. Tabii ki dünya ekonomisini dizayn etmek üzere İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan Dünya Bankası ve IMF bu raporu esas alacaktır. Zaten isteyen de bu kurumlardır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>EKONOMİ SİYASETİ BELİRLER</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Türkiye’deki ekonomik değişim, siyasetin taşlarını da yerinden oynatacaktı. Eğer ekonomik olarak iyi durumda olsaydık böylesi raporlar yazılmaz veya dizayn edilmez; 24 Ocak kararları ile IMF dayatması da olmazdı.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">1978–80’de devalüasyon, KİT zammı, ücret baskısı ve ithalat serbestisi demokratik koalisyonlarda pahalıydı; şiddet ve hükümet istikrarsızlığı maliyeti daha da yükseltti. Bu, darbeyi kaçınılmaz kılarken raporu da doğrulayacaktı.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Dünya Bankası adına Kemal Derviş ve Sherman Robinson tarafından 215 sayfa hazırlanan rapor, Dördüncü Beş Yıllık Plan dönemindeki takvim yılını —1979–1983 projeksiyonlarında 1980 yılını -anlatıyordu.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Model sonuçlarında “1980’den sonra büyümenin yaklaşık yüzde 6’ya oturması” gibi senaryolar vardı.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Metindeki <b>“Beşinci Beş Yıllık Plan dönemine girmek”</b> ifadesi, yani 1980’lerin başı, plan takvimiydi.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Türkiye ekonomisinin 12 Eylül öncesi ve sonrası etkilerine bakacak olursak: 1980 öncesi Türkiye ekonomisinde, 1960’lardan 1980’e kadar temel model ithal ikameci sanayileşmeydi. Gümrük, kota ve lisansla iç pazar korunuyor; KİT’ler ve özel sanayi iç talep için üretim yapıyor; döviz kuru uzun süre sabit ve aşırı değerli tutuluyordu. Büyüme dönem dönem yüksekti (1973–76’da GSMH yaklaşık yüzde 7 civarı), ama model sürekli dövize bağlıydı: fabrikalar kuruldukça makine, ara malı ve petrol ithalatı artıyordu.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">1973 petrol şokundan sonra politika ayarlanmadı. Büyüme rezerv eriterek ve özellikle kısa vadeli dış borçla finanse edildi. 1977’de cari açık 3 milyar doların üzerine çıktı; dış borç hızla 11 milyar dolar bandına yaklaştı; bunun önemli kısmı kısa vadeliydi. 1978–79’da rezervler fiilen bitti; ithalat lisansları tıkanınca fabrikalar girdi bulamadı, kapasite kullanımı düştü, kuyruk ve karaborsa yaygınlaştı. 1979 ve 1980’de büyüme negatifti; 1980’de enflasyon üç haneye (yüzde 100’ün üzerine) çıktı.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Derviş–Robinson’un 1978 raporu tam bu noktayı söylüyordu: sabit kur, kantitatif ithalat kısıtı, zayıf ihracat tabanı = döviz açığının büyümeyi tavanlaması. Raporun “reel kuru düzelt, ihracatı teşvik et, yatırımı seçici tut” önerisi, iki yıl sonra fiilen izlenen yolun iskeletiydi.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Siyaset de ekonomiyi kilitlemişti: sık hükümet değişimi, koalisyonlar, şiddet ve grevler. İstikrar paketleri 1978–79’da yarım uygulandı; devalüasyon “siyaseten pahalı” görüldüğü için sürekli gecikti.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">24 Ocak 1980 kararları, Demirel azınlık hükümetinde Turgut Özal’ın hazırladığı paketti. İçeriği kabaca şuydu: büyük devalüasyon (dolar kuru kabaca 47 TL’den 70 TL’ye), KİT zamları ve sübvansiyon kesintisi, faizlerin serbestleşmeye başlaması, ihracat teşviki, ithalatın kademeli serbestleşmesi, IMF stand-by ve borç erteleme müzakeresi. Yani yön, ithal ikameden ihracata dayalı, dışa açık modele çevriliyordu. Ekonomideki makas değişimi beraberinde kemer sıkmayı getirdi. Askerî yönetim de burada devreye girdi. Ülkedeki grev, lokavt ve yavaşlatmayı durdurdu; DİSK kapatıldı, toplu sözleşme alanı daraldı. Ücret artışlarına tavan kondu; reel ücretler geriledi.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Siyasal partiler ve muhalefet kanalları kapatıldığı için KİT zamları, devalüasyon ve faiz artışına karşı toplumsal direnç zayıfladı. Özal ekonomi yönetiminde bırakıldı (sonra kısa bir ara; 1983’te başbakanlık). Özal’ın o dönemki sözü literatürde sık geçer: 24 Ocak’ın bazı sonuçları Eylül öncesi görünmüştü; ama 12 Eylül olmasa aynı sonuçlar alınamazdı. Yani darbe, istikrar programının siyasal maliyetini düşürdü.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">İhracat 1980’de yaklaşık 2,9 milyar dolardan 1985’te 8 milyar dolara yaklaştı; GSMH içinde ihracat payı kabaca yüzde 4’lerden yüzde 15’lere çıktı.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Büyüme 1979–80’deki eksi değerlerden 1981 sonrası yüzde 4–5 bandına döndü.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Enflasyon 1980’deki yüzde 100’ün üzerindeki düzeyden 1982’de yüzde 25–30 civarına indi (sonra tekrar yükseldi).IMF/OECD hattı açıldı; borç ertelemesi ve yeni kredi aktı.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bedeli de netti:</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">İşçi ve memur gelirleri bastırıldı; gelir dağılımı tartışması buradan büyüdü.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Kamu açığı kalıcı çözülmedi; 1980’lerin ikinci yarısında enflasyon yeniden yapısal hale geldi.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Dış borç stoku büyümeye devam etti. 1970’te 2 milyar doların altındayken 1980’de 19, 1990’da 49 milyar dolar oldu.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Sanayi “ihracata döndü” ama bir kısmı teşvik, kur ve ücret baskısıylaydı; rekabet gücü her sektörde aynı derinlikte oluşmadı.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">1980 öncesi model döviz kıtlığına çarptı. 24 Ocak modeli değiştirdi. 12 Eylül o modeli, özellikle emek piyasası ve fiyat ayarlaması üzerinden, demokratik müzakere olmadan uygulattı. Raporun 1978’deki teşhisi —döviz açığı, aşırı değerli kur ve zayıf ihracat— 1980 sonrası politikanın gerekçesi oldu; darbe ise o politikanın uygulama rejimini değiştirmede itici güç rolündeydi.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Siyaset: art arda seçim ve koalisyon, sokak şiddeti, grevler. Devalüasyon ve KİT zammı oy kaybettirdiği için gecikti. Dünya Bankası’nın ne dediğini anlamazlıktan gelen Türkiye, üstelik <b><span style="color:#ee0000">IMF programlarını da yarım uyguladı.</span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">1980 öncesi ekonomi “sanayisiz” değildi; tam tersine sanayileşiyordu. Sorun, bu sanayinin döviz üretememesi, kurun gerçekçi olmaması ve kamu açığının ithalatı şişirmesiydi. 1978 raporu bunu “döviz açığı büyümenin tavanıdır” diye yazmıştı.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">12 Eylül 1980 darbesinin ekonomik etkilerini tarih sırasıyla dizecek olursak:</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">24 Ocak 1980: Demirel hükümeti / Özal paketi açıklandı.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Haziran 1980: IMF stand-by. 1 Temmuz 1980: faiz tavanları kaldırıldı. 12 Eylül 1980: askerî müdahale; Dünya Bankası’nın memuru olarak görev yapan Özal ekonomi yönetiminde tutuldu. </span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">1983 seçiminde Özal başbakan oldu.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b><u><span style="color:#ee0000">Yani darbe programı icat etmedi. Program zaten yazılmıştı. Darbe, programın uygulanma rejimini değiştirdi. Darbe olmasaydı Kemal Derviş’in politikası uygulanmazdı.</span></u></b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>DARBELERİN HALK ARASINDAKİ KARŞILIĞI</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Türkiye’de 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Millî Güvenlik Konseyi kuruldu. Konseyin yayımladığı bildirilerle ülke yönetildi. Hiç kimse sokağa çıkamadı. Gazetelerin hiçbiri darbe aleyhinde yazı yazma cesareti gösteremedi. Siyaset yapanlar kaçacak delik aradı. Kitaplar yakıldı. Bir anda insanlar doğru bildiklerini unutur duruma getirildi.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">12 Eylül’ün mimarı olduğu bilinmeyen Kemal Derviş ise ödüllendirilerek adı CHP’ye başkan olarak önce Hürriyet gazetesinde, daha sonra da Taraf gazetesinde telaffuz edildi. Halbuki 12 Eylül darbesi gibi çok bilinen Ergenekon operasyonu da ilk önce 1999 yılında Türk ekonomisini iyileştirmek üzere başlatılmıştı. </span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Tuncay Güney’in 2 Mart 2001 tarihinde taşıyıcı rolündeki usulden gözaltına alınmasının ardından, 3 Mart 2001’de Kemal Derviş’in ekonomiden sorumlu bakan olması “kör göze parmak sokmak” gibiydi. Yine amaçlarına ulaşacaklardı. </span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">ABD’yi FED’de yuvalanarak idare eden egemen için en büyük felaket, kendine bağlı ülkelerdeki ekonominin bağımsızlaşarak güçlenmesi, uluslararası ekonomik çarkın nasıl döndüğünün bilinmesi ve dolayısıyla kontrolünden çıkmasıydı. Türkiye’deki bazı dinamikler Irak’ın kuzeyinde yaşanacakları ülkenin aleyhine öngörünce, savaşın kazanılmasının ancak ekonominin güçlenmesi ve kontrolü ile olacağını da gördü. Ama olmadı.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Türk ekonomisini düzlüğe çıkarmak üzere dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan tam kara paranın kaynağını tespit ederken, ABD’li dinamikler de öngörüde bulunarak 3 Mart 2001’de Kemal Derviş’i ekonomiden sorumlu bakan yaptı. Böylelikle dünyadaki enerji egemenliğini karşılığı olmayan dolar ile sağlayan ABD’li Siyonist güçler ikinci perdeyi de Kemal Derviş ile kapattılar.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan şunu söyler: <b>“Cumhuriyet kurulduğundan bu yana 80 yıldır Türkiye çalışıyor, ama borçtan kurtulamıyor. İç ve dış borç 310 milyar dolar. 310 milyar doları da bu paranın kazancı olarak üzerine koyun. Bu, çalınmış para. Bir de içeride yatırıma gitti gibi gözüken ama gitmeyen para var. Bütün bunlar, Türkiye’nin 80 yıldaki kazancına tekabül edebilir. Demek ki Türkiye’de bir trilyon dolar para kayıp.”</b> Ve <b>6 Haziran 2001</b>’de görevinden ayrılmak zorunda kalır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Türkiye, <b>31 Temmuz 2002</b>’de TBMM’de alınan erken seçim kararıyla 3 Kasım 2002’de genel seçime gitti. O sürecin baş aktörü Kemal Derviş CHP milletvekili oldu; başlatılan Ergenekon sürecini devam ettirecek olan AKP ise iktidara taşındı. TSK’de istenilen değişiklikler yapılamadığından 28 Ağustos 2002’de Hilmi Özkök Genelkurmay Başkanı oldu. ABD’nin cinayet işletme tezkeresini 23 Şubat 2003’te TBMM geçirmeyince, 4 Temmuz 2003’te Türk Özel Kuvvetleri’ne mensup 11 askerin başına Süleymaniye’de çuval geçirildi.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Aslında çuval, Ergenekon’un başta TSK olmak üzere muhalefete yöneleceğinin ilk fiilî tehdididir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">O gün için Ankara’nın bir ilçe kaymakamı, Millî Güvenlik Konseyi’nin kararlarını ve yayımladığı bildirileri “dikkate almıyorum” diyemezdi. Yine 12 Eylül’de Ankara’nın bir ilçe kaymakamına karşı “sıkıyönetim bildirilerini uygulamakla suç işliyorsun” diyerek ayaklanan o ilçe halkı ne kadar başarılı olursa, Türkiye’de bugün küresel güçlerin emriyle yapılan tüm uygulamalara karşı çıkma başarı şansı da o kadardır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Küresel düzeyde Türkiye’nin yeri Ankara’nın bir ilçesi kadardır. Halkın gücü de o ilçe halkının gücü kadardır. O güç de o ilçe halkının yüzde 1’idir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Burada Kemal Derviş’in raporuyla başlayan 12 Eylül ve Ergenekon davası gibi süreçler yüz binlerce insan kaybına neden olmuştur. İstenilen darbe zemini hazırlanmış, ekonomik modeller denenmiş, Cumhuriyet’in temelleri sarsılmış, anayasa değiştirilmiş ve hala ekonomi düzelmemiştir. Dünyanın en yüksek enflasyonu ve faizi Türkiye’dedir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Kemal Derviş ile 1978’de kendini gösteren önlemler, iyileştirmenin ötesinde Türkiye’nin ekonomisinde, siyasî ve toplumsal yapısında derin yaralar açmıştır. Ne yazık ki bu gerçekler 2022 yılında yalnızca ekonomist Meriç Köyatası’nın YouTube kanalında anlatılmıştır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Köyatası şunu demiştir: “Dünya Bankası, Kemal Derviş’in hazırladığı rapor ile Türk ekonomisinin kendi kaynaklarıyla üreten ve sanayileşmiş ülke olmasını sağlayacak 4. Plan’ın uygulanmaması için TÜSİAD’dan orduya kadar herkesi devreye soktu. Bu rapor Türkiye’de 12 Eylül’e giden yolun önemli kilometre taşlarından biriydi. Türkiye düşük teknoloji ve montaj sanayii ile dış borca bağımlı bir ülke haline getirildi.”<b> (bkz.)</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><img class="detayFoto" src="https://www.5gvirusnews.com/images/upload/2026_09_12_16_36_321.png" /></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">12 Eylül darbesinden dolayı Kenan Evren ve hayattaki konsey üyelerinin 2014’te ifadeleri alındı, yargılandılar. Tahsin Şahinkaya’nın Kenan Evren’den iki ay sonra, 90 yaşında ölmesiyle Yargıtay aşamasında olan dava düştü. Ancak Kemal Derviş, bırakın darbeden yargılanmayı, 12 Eylül ile bağlantısı neredeyse hiç kurulmadı. Türkiye ise çok daha fazla dışa bağımlı hale geldi. Kurumları adeta tepeden tırnağa küresel güçlerin ağına takıldı. Halkın bankalara borçları devletin borcunu geçti. </span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Henüz AKP’nin iktidarda olmadığı dönemde (2001) İçişleri Bakanı Tantan’ın bahsettiği bir trilyon dolarlık kayıp parayı ve emeği çalan aynı güçler olduğu için hiçbir yerde gözükmediler. Bu güçlerin gözükmesindeki en büyük engel, ana akım medyanın toplumda çok hızlı yaygın kabul oluşturmasıdır. Diğer taraftan asıl bilinçlenmemiz gereken bir konu da 5G ile gelişecek <b>“ayıplı teknoloji”</b>nin aynı ayıpla yapay zekaya uzanmasıdır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Kaynak; </b>5gvirusnews arşivi ile Muammer KARABULUT’un 17 Mayıs 2010 ve 27 Haziran 2021 tarihli yazılardır. </span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">(*)&nbsp;</span></span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Sherman Robinson</b>, 1978 Türkiye raporunun Kemal Derviş’le birlikte yazdılar. Derviş daha çok Türkiye siyaseti ve kalkınma politikasıyla tanınır; Robinson ise raporun <b>teknik omurgasını</b> -yani çok sektörlü genel denge modelini- taşıyan isimdir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Harvard’da ekonomi lisans ve doktora yaptı.&nbsp;</span></span></span></p>

<ul>
	<li style="margin-top:12.0pt; margin-bottom:12.0pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">1969–71: London School of Economics, öğretim görevlisi </span></span></span></li>
	<li style="margin-top:12.0pt; margin-bottom:12.0pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">1971–77: Princeton, yardımcı doçent </span></span></span></li>
	<li style="margin-top:12.0pt; margin-bottom:12.0pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>1977–83: Dünya Bankası Araştırma Dairesi</b> — ekonomist, kıdemli ekonomist, sonra bölüm şefi. Türkiye raporu tam bu dönemde yazıldı. </span></span></span></li>
	<li style="margin-top:12.0pt; margin-bottom:12.0pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">1983–95 civarı: UC Berkeley, Tarım ve Kaynak Ekonomisi profesörü </span></span></span></li>
	<li style="margin-top:12.0pt; margin-bottom:12.0pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">1993–2004: IFPRI’de Ticaret ve Makroekonomi Bölümü müdürü </span></span></span></li>
	<li style="margin-top:12.0pt; margin-bottom:12.0pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">2004–10: Sussex Üniversitesi ekonomi profesörü + Institute of Development Studies </span></span></span></li>
	<li style="margin-top:12.0pt; margin-bottom:12.0pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">2011 sonrası: IFPRI’ye kıdemli araştırmacı olarak döndü </span></span></span></li>
	<li style="margin-top:12.0pt; margin-bottom:12.0pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">2016 sonrası: Peterson Institute (PIIE) nonresident senior fellow</span></span></span></li>
</ul>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Clinton döneminde Başkanlık Ekonomik Danışmanlar Konseyi’nde (CEA) ziyaretçi kadroda bulundu; NAFTA, GATT/WTO ve bölgesel ticaret anlaşmaları üzerinde çalıştı. USDA ve ABD Kongre Bütçe Ofisi’nde de kısa süreli üst düzey görevler aldı.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Asıl uzmanlığı</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Robinson, kalkınma iktisadında <b>hesaplanabilir genel denge (CGE)</b> modellerinin kurucu kuşak isimlerindendir. Bu modeller, bir ekonomideki sektörler, fiyatlar, ticaret, ücretler ve kamu dengesinin birbirini nasıl etkilediğini sayısal olarak çözer. Raporunuzdaki TGT modeli tam bu ailenin erken, ülke uygulamasıdır.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Onun çizgisinin üç taşı:</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-bottom:12.0pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>1-Sosyal Hesaplar Matrisi (SAM)</b> — üretim, gelir, harcama ve dış dengeyi tek tabloda birleştirmek </span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-bottom:12.0pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>2-CGE</b> — SAM’ı davranışsal denklemlerle (CES üretim, Armington ithalat, ihracat talebi) çözmek </span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-bottom:12.0pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>3-Politika deneyleri</b> — “kur sabit kalsaydı ne olurdu / reel devalüasyon + ihracat teşviki olsaydı ne olurdu” gibi karşıolgusal senaryolar</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Bu yöntem sonradan Dünya Bankası, IFPRI ve onlarca ülke modelinin standardı oldu.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Türkiye raporundaki rolü</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">1978 tarihli <i>The Foreign Exchange Gap, Growth and Industrial Strategy in Turkey: 1973–1983</i> (Staff Working Paper 306) Derviş ve Robinson imzalıdır; ikisi de o sırada Dünya Bankası Sanayi Ekonomisi Bölümü’ndedir. Çalışma 1978’in ilk yarısında yapıldı.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">İşbölümü pratikte şöyle okunur:</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-bottom:12.0pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>-Derviş:</b> Türkiye’nin planlama geleneği, sanayi stratejisi, siyasi-iktisadi teşhisini yaptı.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-bottom:12.0pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>-Robinson:</b> çok sektörlü CGE/TGT modelinin kurulması, SAM akımları, ithalat karneleme / gölge prim, karşıolgusal büyüme ayrıştırmasını hazırladı.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Aynı ikili (ve Jaime de Melo ile) bu hattı 1982’de kitaplaştırdı: <i>General Equilibrium Models for Development Policy</i> (Cambridge University Press). Kitap, gelişmekte olan ülkeler için CGE’nin “ders kitabı” oldu; Türkiye uygulaması da orada ve 1981 <i>Economic Journal</i> makalesinde (“A General Equilibrium Analysis of Foreign Exchange Shortages”) yeniden işlendi. <strong>Yani 1978 raporu tek seferlik bir not değil;</strong> Robinson’un sonraki 40 yıllık modelleme okulunun erken saha çalışmasıdır!</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Türkiye modelinden çıkan temel sonuç da onun yöntemine özgüdür: kriz <b>sadece</b> petrol şoku veya işçi dövizi düşüşü değildir; iç politika (aşırı değerli kur, yatırım patlaması, ithal ikame) kriz olmasa da döviz açığını er geç üretir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Türkiye’den sonra ne yaptı?</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Berkeley ve IFPRI döneminde CGE’yi tarım, gıda, su, iklim ve küresel ticarete taşıdı. IFPRI’nin IMPACT tipi küresel tarım modelleriyle ulusal CGE’leri birleştiren işlerin içinde yer aldı. SAM tahmininde klasik RAS yöntemine alternatif <b>çapraz entropi (cross-entropy)</b> yaklaşımını geliştirdi; eksik ve tutarsız veriden tutarlı matris kurmak için hala kullanılır. Hollis Chenery ve Moshe Syrquin ile <i>Industrialization and Growth</i> (1986) kitabında sanayileşme karşılaştırmalarına katkı verdi.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">RePEc profiline göre 50 yılı aşkın yayın hayatı, yüzlerce makale/çalışma tebliği ve binlerce atıf vardır. Alan içinde “politika amaçlı CGE’nin standart araç haline gelmesinde” adı sürekli geçer.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal"><b>Derviş ile farkı</b></span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Derviş 1978’den sonra Türkiye’ye döndü, 24 Ocak sonrası teknik kadrolarda ve 2001 krizinde ekonomi yönetiminde göründü; sonra UNDP ve siyaset. Robinson ise akademi ve&nbsp;araştırma kurumunda kaldı; Türkiye’ye “siyasetçi” olarak girmedi, modele ve yönteme kilitlendi. Raporda Türkiye’yi “tipik yarı-sanayileşmiş, döviz kısıtlı ekonomi” olarak okuyan analitik dil büyük ölçüde onun CGE geleneğidir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:normal">Sherman Robinson, 1978 raporundaki denklemlerin, senaryoların ve “döviz açığı büyümenin tavanıdır” sonucunun teknik mimarıdır; sonraki kariyeri de aynı aleti tarım, ticaret, yapısal uyum ve iklim politikasına yaymakla geçmiştir.</span></span></span></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-top:12.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:12.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify"></p>]]></yandex:full-text>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 26 19:36:24 +0300</pubDate>
		<yandex:related>
		<link url="https://www.5gvirusnews.com/yazarlar/12-eylulun-bas-mimari-kemal-dervistir-h1960.html">12 EYLÜLÜN BAŞ MİMARI KEMAL DERVİŞTİR</link>
		</yandex:related>


	</item>

	
	<item>
		<link>https://www.5gvirusnews.com/yazarlar/aklinizdan-cikarmayin-h1959.html</link>
		<title>AKLINIZDAN ÇIKARMAYIN!</title>
		<category><![CDATA[yazarlar]]></category>
		<description><![CDATA[Yazan Prof. Dr. İsmail Hakkı AYDIN]]></description>
		<yandex:full-text><![CDATA[<p>Her nerede olursa olsun, elektrikle çalışan ve internete bağlansın ya da bağlanmasın televizyon, telefon, işlemcisi olan, her türlü akıllı ve dijital aletler bir yana, her şeyin her yerde bir <b>“İstihbarat Elemanı” </b>gibi her türlü bilgiyi ses ve görüntü halinde topladığını, hafızasına kaydettiğini, depoladığını, süresiz muhafaza ettiğini, her yere ve her şeye ilettiğini ve <b>“Ortak Veri Havuzu”</b> ile bağlantılı olarak, insanların iradesini yönlendirip yönettiğini…<b> AKLINIZDAN ÇIKARMAYIN!</b></p>]]></yandex:full-text>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 26 10:12:52 +0300</pubDate>
		<yandex:related>
		<link url="https://www.5gvirusnews.com/yazarlar/aklinizdan-cikarmayin-h1959.html">AKLINIZDAN ÇIKARMAYIN!</link>
		</yandex:related>


	</item>

	
	</channel>
</rss>


