5gvirusnews Haber Merkezi İstanbul-Heybeliada / 30 Ağustos 2025
ABD’nin isteği CIA ve MOSSAD’ın saha çalışması ile Heybeliada Ruhban Okulu 2026 yılında istedikleri gibi yani bağımsız olarak açılacak! Açılması için BÜTÜN HAZIRLIKLAR BİTTİ.
Bundan dolayı da Toprak Partisi’nin “DAVETLİYİZ” organizasyonu ile Heybeliada Ruhban Okulu önünde basın açıklaması yapıldı..
Tarihe not düşecek olan basın açıklaması şöyle idi;
BUGÜN BÜYÜK BİR YALANI VARMIŞ GİBİ GÖSTEREN FENER RUM KİLİSESİ’NİN, “ RUHBAN OKULU” OYUNUNU BOZMAK İÇİN BURDAYIZ…
GÜCÜMÜZÜ 30 AĞUSTOS’TAN ALIYORUZ!
Nasıl topraklarımızı işgal eden sömürgecilerin ve o düşmanla işbirliği yapan Fener Rum Kilisesinin hesapları 30 Ağustos 1922’de bozguna uğrayarak bozulduysa, 103 yıl sonra 30 Ağustos Zaferimizden güç alarak, bu kilisenin Ekümenik siyasetine mihenk taşı yaptığı Ruhban Okulu yalanını kamuoyu ile paylaşarak bozmak istiyoruz.
ÖNCELİKLİ OLARAK, NE OSMALI NE DE TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÖNEMİNDE HİÇ BİR ZAMAN KAPATILMAYAN HAYBELİADA RUHBAN OKULU NEDEN AÇILSIN İSTENİYOR VEYA KAPALI GİBİ GÖSTERİLİYOR SORUSUNA YANIT VERMEK, FENER RUM KİLİSESİNİN YALANLARINI ÇÜRÜTMEK İÇİN YETERLİ OLACAKTIR.
Bu okul, Osmanlı Padişahı Abdülmecit döneminde Umut Tepesi olarak geçen bu yerde 1 Ekim 1844 tarihinde açılmıştır. Faaliyette olduğu dönemde, dört yıl ortaokul ve bundan sonra devam eden üç yılda da teoloji eğitimi vermiştir.
Okulun, I. Dünya Savaşı yıllarında sürdürdüğü siyasi faaliyetleri ve Kurtuluş Savaşına karşı işgal güçleri ile birlikte oluşu, bu kurumun artık eğitim kurumu dışına çıktığı ve askeri bir üs olarak kullanıldığını da göstermiştir.
ATATÜRK 99 YIL ÖNCE RUHBAN OKULUNDA TOPLANTI YAPILMASINI BİLE KABUL ETMEMİŞTİR.
Cumhuriyeti ilanından sonra egemenlik haklarımıza karşı, Ruhban Okulu’nun statüsünü ve faaliyet alanını değiştirme girişimlerine ilişkin ilk tepki 18 Ağustos 1926 tarihinde yayınlanan, Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın da imzaladığı Başbakanlık kararnamesinde vardır.
Kararnamede, Fener Rum Kilisesi tarafından, Ortodoks kiliselerin Heybeliada’da bulunan Ruhban Okulunda yapacağı toplantı için, Dışişleri Bakanlığından istediği izine verilen yanıta; “…İcra Vekilleri Heyetinin 18 Ağustos 1926 tarihli içtima’ında tetkik ve tezekkür idilmiş ve patrikhanenin siyasi ve idari selahiyyetlerinden mütecerrid olarak sadece dini bir müessese halinde İstanbul’da ikameti Lozan Konferansında kabul ve Yunan delegesi tarafından birinci komisyonda sedr idilen akalliyyetlerin ayin-i mezhebisinin tespiti teklifi de red edilmiş olmasına ve Lozan muahedenamesinin akalliyetler hakkındaki ahkamı ile tayin itmiş olan ‘patrikhanenin hukuki vaziyeti mevzu’ bahis kongrenin akdine mani bulunmasına mebni talebi vaki’in reddi takarrür itmiştir” karşılığı verilmiştir.
Yani Türkiye’de misafir konumunda olan bu kilisenin isteği açıkça Lozan Anlaşmasına atıfta bulunularak kabul edilmemiştir.
Hukuki olarak bu uygulamalar 1948 yılına kadar devam etmiştir.
HEYBELİADA RUHBAN DEĞİL AJAN OKULUDUR!
Ruhban Okulunu kendileri için çıkmaza sokan kişi, bu okulun mezunu olan ve ABD başkanı Truman’ın desteğini arkasına alan tescilli CIA ajanı Athenagoras’dur. Amaçlanan da dini eğitim değil aynı zamanda CIA’nın ihtiyaçlarını karşılamak için ajan yetiştirmektedir.
Ruhban Okulu’na 1951’den itibaren Millî Eğitim Bakanlığı’nın onayı ile yabancılar da alınmaya başlamıştır. Okulda Türk vatandaşı öğrenci sayısı kısa zamanda azınlık durumuna düşünce Fener Rum Kilisesi din adamı yetiştirmek üzere bu alanda eğitim almaları için öğrencilerini Ortodoks okulların bulunduğu başta Selanik ve Girit olmak üzere Athos, Patmos, Cenevre şehrine ve Avustralya’ya yöneltmiştir.
Fener Rum Kilisesi’nin dışında kalan Ortodoks Kiliselerinin ise böyle bir okula ihtiyacı yoktur. Bugüne kadar Heybeliada Ruhban Okulu olmadan, Rus ve Balkan Kiliseleri kendi din adamlarını yetiştirmişlerdir. Ortodoks dünyası böylesi bir okula hiçbir zaman ihtiyaç duymamıştır.
DİN EĞİTİMİNDE Kİ ASIL ENGEL KİM?
Türkiye’de, Heybeliada’daki okulun Milli Eğitim Bakanlığı’nın Özel Öğretim Kurumları Kanunu’na ve mevcut yasalara göre eğitimini sürdürmesinin önünde hiçbir engel yoktur!...
Asıl bu engel din devletlerinde vardır.
Örneğin bir din devleti olan Yunanistan, kendi dini içindeki mezheplere dahi en ufak hoşgörü göstermemektedir.
Yunanistan’da yalnızca Yunan Doğu Ortodoks Kilisesi'nin yayımladığı İncil’in okunması ve okutulması serbest bırakılmıştır. Diğer İncillerin (Katolik) okutulması, toplu yerlerde okunması üstelik kimi durumlarda Katolik İncil’in bulundurulması dahi suçtur. Dinsel propaganda ve protesti (dinden döndürme) kanıtı olarak yorumlanabilir ve eylemi yapanlar hapisle cezalandırılır.
Türkiye Cumhuriyeti’nde ise Lozan Antlaşması sonrası yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu ile “herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetmeksizin kanun önünde eşittir.”
Fakat İstanbul’da Heybeliada Ruhban Okulu açılması yasalarımızda domino etkisi yaratarak köklü bir değişime neden olacaktır. Bu etki önce Türkiye’de bugüne kadar kaşınan etnik konuları yeryüzüne çıkartacak, ardından İstanbul Kilisesi’nin bağımsızlığı ile tüzel kişiliğinin arkasında yatan, “ekümeniklik” talebi gelecektir. Anayasa’da değişikliğe gidilecek ve hukuk sistemi değişecektir. Domino etkisinin sonunda da, egemenlik haklarının paylaşımı olan federal yapılı yeni bir sistemin doğumu gerçekleşecektir.
Halbuki T.C.Devleti, Heybeliada Ruhban Okulu için, “Özel Öğretim Kurumları Kanununa” göre eğitim verilmesini istedi. Ve kendisine T.C. Anayasanın 24. maddesinde yer alan, “…Din ve ahlak eğitimi ve öğretimi Devlet gözetim ve denetiminde yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında…” olduğu hatırlatıldı.
Ancak Kilisenin bu okulda istediği gibi faaliyet göstermesi için Anayasa’nın değiştirilmesi gerekiyordu. Bu gerçeği bilmesine rağmen Fener Rum Kilisesi, “Türkiye’de Ruhban Okulumda istediğim gibi faaliyet göstermem için Anayasalarını değiştirmiyorlar. Onun için de okulu açamıyorum” diyerek, okulun kapalı olduğunu söylemekte.
Yine Türkiye’de Fener Rum Kilisesi’ne, 403 sayılı Öğretim Birliği Yasası-Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun dinsel eğitim ve öğretimin cemaatlerden, özel kişilerden alıp devlet görevi olarak Millî Eğitim Bakanlığına verilmesi ile 625 sayılı YÖK yasasının 3. maddesinin, 3. paragrafı gereğince, askeri ve dini eğitimin devlet tarafından sağlanacağından dolayı hiçbir şekilde kendi bağımsız yüksekokul seviyesinde eğitim veremeyeceği de söylendi.
Türkiye’nin hiçbir mecburiyeti olmadığı halde, dışarıdan gelen baskıların da etkisi ile patrikhanenin ruhban okulu isteğinin karşılığı olarak 1999 yılında İstanbul İlahiyat Fakültesi Dekanlığı bünyesinde, “Dünya Dinler Kültürü Bölümü” kuruldu. Bu bölüm de öğrencisi olmayınca kapandı.
FENER RUM KİLİSESİ, BAĞIMSIZLIK İSTEĞİNİ RUHBAN OKULU ÜZERİNDEN YÜRÜTMEKTEDİR…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ndeki mevcut yasalar ile Ruhban Okulu’nu istediği gibi açamayacağını bilen Fener Rum Kilisesi’nin amacı; bağımsızlık ve devlet içinde devlet olmaktır. Bu konu genellikle Fener Kilisesi’nin ekümeniklik siyaseti ile ele alınmaktadır. Fener’in hedefinde, Ortodoks Hristiyan dünyasına kendi kontrolünde ruhban, daha doğrusu CIA’nın kontrolünde ajan din adamı yetiştirmek vardır.
İdari olarak Osmanlı döneminden kalma nizamatlar ile yönetilen, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kontrolünde olan bu kuruma istediklerini vermek demek, Türkiye’nin bütün varlığı ile un ufak edilmesi demektir.
Osmanlı Padişah Abdülmecit’in 1844 yılında açtığı Heybeliada Ruhban Okulu kapatılmamış, 1951-1971 yıllarında haksızca elde ettiği yüksekokul düzeyinde eğitimi veremeyeceği konusunda devlet uyarıda bulunmuştur. Bu durum üzerine Fener Kilisesi, istediği bağımsızlığı elde edemeyince okulu kendisi kapatmıştır..
Ruhban Okulu’nun statüsünün değiştirilmesini Mustafa Kemal Atatürk 103 yılı önce (CHP’li olduğu için mi?) istemedi diyelim.. Fakat AKP’li T.C. Dışişleri Bakanı Abdullah GÜL de 2 Mayıs 2006 günü, “Ruhban Okulu’nun dini eğitim vermesi Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ve laiklik ilkesine aykırıdır.” demiştir. O zaman Ruhban Okulu meselesi görüldüğü gibi siyaset üstüdür. Ve bu gün biz, bu okulu istedikleri şartlarda açma girişiminde bulunanlara diyoruz ki; bu konu BÜYÜK TAARRUZU YAŞATAN BU HALK İÇİN, MİLLİ BİR MESELE VE EGEMENLİK HAKKIDIR.
30 Ağustos 1922'de Dumlupınar'da kazanılan Büyük Taarruz ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasının yolu açılmıştır. Lozan’da taarruza uğrayanlar yeni kurulacak olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni tanımak zorunda kalmıştır.
Bugün bir kez Ruhban Okulu önünde hatırlatmak istiyoruz. 30 Ağustos günü elde ettiğimiz zaferle tüm planlarınızı bozduk. Bağımsızlık ve egemenlik haklarımızı söke söke aldık Ruhban Okulu üzerinden yürütülen bu oyunun farkındayız ve bağımsızlığımızı asla paylaşmayız.
Hatırlatmak isteriz.
30 Ağustos Zafer Bayramımız, kutlu ve ebedi olsun…