Yazan Dr. Nurfer TERCAN
Tarih, yalnızca zaferlerin yazıldığı bir kitap değildir. Aynı zamanda insanlığın sustuğu anların, geciken vicdanın ve ödenen ağır bedellerin de kaydıdır.
Bazı acılar vardır ki yalnızca bir milletin değil, bütün insanlığın ortak hafızasına kazınır. Çünkü acının milliyeti yoktur; gözyaşının dili, vicdanın ise sınırı olmaz.
İşte Srebrenitsa, böyle bir isimdir.
O artık yalnızca Bosna-Hersek'in küçük bir şehri değildir. Srebrenitsa; uluslararası toplumun sessizliğinin bedelini, adaletin gecikmesinin nelere mal olabileceğini ve insanlığın vicdan sınavını anlatan evrensel bir semboldür.
11 Temmuz 1995'te yaşananlar, yalnızca belirli bir coğrafyada işlenmiş büyük bir suç değil, insanlık tarihine düşülen ağır bir utanç notudur. Binlerce masum insanın hayatını kaybetmesi, yalnızca aileleri ve Bosna-Hersek'i değil, insanlığın ortak vicdanını da derinden yaralamıştır.
Ancak Srebrenitsa'nın bize bıraktığı en ağır miras, sadece kaybedilen canlar değildir.
Asıl miras; yıllarca evlatlarının bir mezar taşına kavuşmasını bekleyen annelerin sessiz direnişidir.
Yarım kalan çocukluklardır.
Sonsuza kadar eksik kalacak aile sofralarıdır.
İsimsiz mezar taşlarıdır.
Ve bütün insanlığın önünde hâlâ cevap bekleyen o derin sorudur:
"İnsanlık, aynı sessizliği bir daha yaşayacak mı?"
Bugün dünya yeniden büyük kırılmaların eşiğindedir.
Jeopolitik rekabet sertleşiyor; göç hareketleri, etnik gerilimler, bölgesel savaşlar, ekonomik mücadeleler ve teknolojik dönüşümler uluslararası sistemi yeniden şekillendiriyor. Devletler güvenlik politikalarını güncellerken, dünya düzeni güç ile adalet arasındaki hassas dengeyi yeniden kurmaya çalışıyor.
Fakat tarih bize değişmeyen bir hakikati tekrar tekrar hatırlatıyor.
Silahlar sınırları değiştirebilir.
Diplomasi yeni anlaşmalar imzalayabilir.
Ekonomiler büyüyebilir.
Teknoloji medeniyetleri dönüştürebilir.
Ancak vicdan kaybedildiğinde hiçbir medeniyet gerçek anlamda yükselemez.
Çünkü medeniyet; yalnızca şehirler kurmak değildir.
İnsanı koruyabilmektir.
Yalnızca kalkınmak değildir.
Merhameti yaşatabilmektir.
Sadece güçlü olmak değildir.
Gücü adaletle dengeleyebilmektir.
İşte bu nedenle Srebrenitsa, geçmişte kalmış kapanmış bir dosya değildir.
Her nesle emanet edilmiş ahlaki bir sorumluluktur.
Hatırlamak; intikamı diri tutmak değildir.
Hatırlamak; adalet duygusunu canlı tutmaktır.
Hatırlamak; nefreti büyütmek değildir.
İnsan onurunu korumaktır.
Hatırlamak; geçmişe mahkûm olmak değildir.
Geleceğin çocuklarına daha güvenli, daha adil ve daha vicdanlı bir dünya bırakabilmektir.
Bugün insanlığın en büyük ihtiyacı yalnızca daha güçlü ordular değildir.
Daha güçlü vicdanlardır.
Daha gelişmiş teknolojiler değildir.
Daha sağlam hukuk düzenidir.
Daha yüksek gökdelenler değildir.
Daha yüksek ahlaki değerlerdir.
Çünkü barış, yalnızca savaşın olmaması değildir.
Barış; adaletin varlığıdır.
Barış; insanın dili, dini, kimliği ya da etnik kökeni ne olursa olsun yaşam hakkının dokunulmaz kabul edilmesidir.
Barış; hiçbir annenin evladını toprağa vermemesi, hiçbir çocuğun korkuyla büyümemesi ve hiçbir toplumun yalnız bırakılmamasıdır.
İnsanlık tarihi bize aynı gerçeği fısıldamaya devam ediyor:
Unutulan acılar zamanla sıradanlaşır.
Sıradanlaşan kötülük ise yeniden cesaret bulur.
İşte bu yüzden Srebrenitsa'yı anmak, yalnızca geçmişi hatırlamak değildir.
Geleceği korumaktır.
Vicdanı korumaktır.
İnsan olmanın anlamını korumaktır.
Bugün dünyanın neresinde olursa olsun masum sivilleri hedef alan her şiddet, her ayrımcılık, her nefret söylemi ve her insan hakkı ihlali karşısında aynı ilkeli duruşu gösterebilmek, Srebrenitsa'nın insanlığa bıraktığı en büyük ahlaki mirastır.
Çünkü barış; unutkan toplumların değil, hafızasını adaletle diri tutan toplumların eseridir.
Ve biliyoruz ki insanlık, acıları ortaklaştığında gerçek anlamda medeniyet kurabilir.
Vicdan, yalnızca geçmişi yargılamak için değil; bugünü doğru okuyup geleceği daha adil inşa etmek için vardır.
Srebrenitsa'da hayatını kaybeden tüm masumları rahmet, saygı ve derin bir hüzünle anıyoruz.
Onların hatırası; adalet arayışımızda, barış idealimizde ve ortak insanlık vicdanımızda yaşamaya devam edecektir.
Unutmadık.
Unutturmayacağız.
Çünkü hafıza, insanlığın vicdanıdır.
Ve vicdan sustuğunda, yalnızca tarih değil; insanlık da yeniden ağlamaya başlar.
w.z 2 Saat Önce
unutulmayacak
Hamza 2 Saat Önce
ders kitaplarında okutulmali