Öne Çıkanlar Gazimağusa Maltepe Eşref Bitlis New Mexico Yeni Dünya

12 EYLÜL’ÜN BAŞ MİMARI KEMAL DERVİŞ’TİR

Yazan Muammer KARABULUT

Türkiye’de Cumhuriyet’in temellerinden biri olan karma ekonomiden vazgeçilerek serbest piyasa ekonomisine geçiş ancak darbe ile olurdu. Nihayetinde, 1979 yılındaki yarı sıkıyönetim uygulamalarının ardından ABD icadı olan darbe, 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleşti.

Darbenin bilinen parçalarından biri de 1974–77’de CIA’nin Ankara istasyon şefi olan Paul Henze’nin, 1980’de darbe gecesi Beyaz Saray’a ulaştırdığı “Our boys did it / bizim çocuklar başardı” sözünü açıklamasıydı.

Zaten Washington, Türk Genelkurmayı’nı “tanıdık, NATO’cu, sorun çıkarmaz” bir kadro sayıyordu. Bir de Evren’in dönemin ABD Başkanı Carter ile “minnet mektuplaşması” vardı.

Türkiye’de yapılan darbenin, ABD’nin bölgedeki stratejik çıkarlarının kökeninde İsrail’in bulunduğu; bunun ancak 11 Eylül 2001’de ikiz kulelerin yıkımıyla başlatılan, ilk zamanlar BOP olarak bilinen Büyük İsrail Projesi ile anlaşılacağı da sonradan görülecekti.

Önce İran Devrimi (1979), Afganistan işgali, “yay krizi”, Kıbrıs sonrası ABD ambargosuyla bozulan ilişkiler ve Yunanistan’ın NATO’nun askerî kanadına dönüşü geldi. Türkiye’nin NATO’dan kayması Washington için kabul edilemezdi.

Darbe bu açıdan rahatlama üretti.

NATO’nun stay-behind’ı, yani düzenli ordu çekilirken işgal edilen topraklarda (cephe gerisinde) gizlice bırakılan direniş ağının devreye girmesi gündemdeydi. O direniş ağını —ya da arka planda olma işini— organize eden Gladio, kontrgerilla, Özel Harp veya ne derseniz deyin; 1970’lerin sağ–sol silahlanmasıyla yaratılan “terör eylemlerinde” yadsınamaz bir rol üstlendi.

Yani “tesadüfen geride kalmak” değil; bilerek geride bırakılmak. Görev, işgal altında istihbarat, sabotaj, kaçış hattı ve gerilla hareketlerini örgütlemekti.

EKONOMİDEKİ DEĞİŞİM DARBEYİ ZORUNLU KILDI

Buraya kadar anlatılan, darbenin bilinen askerî yönüydü. Asıl olan ekonomik yöndü: Kasım 1978’de Dünya Bankası’nın “Türkiye’de Döviz Açığı, Büyüme ve Sanayi Stratejisi: 1973–1983” başlıklı çalışma belgesi; Kemal Derviş ve Sherman Robinson(*) tarafından hazırlanan rapordu.

Darbe programı icat etmedi. Sert istikrar ve dışa açılma hattı darbeden önce yazılmıştı. Darbe, o hattın uygulanma rejimini değiştirdi.

Derviş–Robinson raporu 1978 bahar–yazında hazırlandı, Kasım 1978’de yayımlandı. Ardından gelen 24 Ocak kararları, aynı ekonomik omurganın ailesinden görüldü. Yani 1980 sonrası ekonomi politikasının “neden bu yöne gidildiğinin” analitik altyapısı bu raporda -ve aynı yılların diğer Banka/IMF metinlerinde -vardır. “1977 krizi tesadüftü, 1980 birdenbire başka bir dünyaydı” demek yanlıştır.

Burada Derviş–Robinson raporunu “emirname” olarak görmekten ziyade, Türkiye’deki ekonomik iklimin düzenlenmesi konusunda bir reçete olarak görüyorum. Tabii ki dünya ekonomisini dizayn etmek üzere İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan Dünya Bankası ve IMF bu raporu esas alacaktır. Zaten isteyen de bu kurumlardır.

EKONOMİ SİYASETİ BELİRLER

Türkiye’deki ekonomik değişim, siyasetin taşlarını da yerinden oynatacaktı. Eğer ekonomik olarak iyi durumda olsaydık böylesi raporlar yazılmaz veya dizayn edilmez; 24 Ocak kararları ile IMF dayatması da olmazdı.

1978–80’de devalüasyon, KİT zammı, ücret baskısı ve ithalat serbestisi demokratik koalisyonlarda pahalıydı; şiddet ve hükümet istikrarsızlığı maliyeti daha da yükseltti. Bu, darbeyi kaçınılmaz kılarken raporu da doğrulayacaktı.

Dünya Bankası adına Kemal Derviş ve Sherman Robinson tarafından 215 sayfa hazırlanan rapor, Dördüncü Beş Yıllık Plan dönemindeki takvim yılını —1979–1983 projeksiyonlarında 1980 yılını -anlatıyordu.

Model sonuçlarında “1980’den sonra büyümenin yaklaşık yüzde 6’ya oturması” gibi senaryolar vardı.

Metindeki “Beşinci Beş Yıllık Plan dönemine girmek” ifadesi, yani 1980’lerin başı, plan takvimiydi.

Türkiye ekonomisinin 12 Eylül öncesi ve sonrası etkilerine bakacak olursak: 1980 öncesi Türkiye ekonomisinde, 1960’lardan 1980’e kadar temel model ithal ikameci sanayileşmeydi. Gümrük, kota ve lisansla iç pazar korunuyor; KİT’ler ve özel sanayi iç talep için üretim yapıyor; döviz kuru uzun süre sabit ve aşırı değerli tutuluyordu. Büyüme dönem dönem yüksekti (1973–76’da GSMH yaklaşık yüzde 7 civarı), ama model sürekli dövize bağlıydı: fabrikalar kuruldukça makine, ara malı ve petrol ithalatı artıyordu.

1973 petrol şokundan sonra politika ayarlanmadı. Büyüme rezerv eriterek ve özellikle kısa vadeli dış borçla finanse edildi. 1977’de cari açık 3 milyar doların üzerine çıktı; dış borç hızla 11 milyar dolar bandına yaklaştı; bunun önemli kısmı kısa vadeliydi. 1978–79’da rezervler fiilen bitti; ithalat lisansları tıkanınca fabrikalar girdi bulamadı, kapasite kullanımı düştü, kuyruk ve karaborsa yaygınlaştı. 1979 ve 1980’de büyüme negatifti; 1980’de enflasyon üç haneye (yüzde 100’ün üzerine) çıktı.

Derviş–Robinson’un 1978 raporu tam bu noktayı söylüyordu: sabit kur, kantitatif ithalat kısıtı, zayıf ihracat tabanı = döviz açığının büyümeyi tavanlaması. Raporun “reel kuru düzelt, ihracatı teşvik et, yatırımı seçici tut” önerisi, iki yıl sonra fiilen izlenen yolun iskeletiydi.

Siyaset de ekonomiyi kilitlemişti: sık hükümet değişimi, koalisyonlar, şiddet ve grevler. İstikrar paketleri 1978–79’da yarım uygulandı; devalüasyon “siyaseten pahalı” görüldüğü için sürekli gecikti.

24 Ocak 1980 kararları, Demirel azınlık hükümetinde Turgut Özal’ın hazırladığı paketti. İçeriği kabaca şuydu: büyük devalüasyon (dolar kuru kabaca 47 TL’den 70 TL’ye), KİT zamları ve sübvansiyon kesintisi, faizlerin serbestleşmeye başlaması, ihracat teşviki, ithalatın kademeli serbestleşmesi, IMF stand-by ve borç erteleme müzakeresi. Yani yön, ithal ikameden ihracata dayalı, dışa açık modele çevriliyordu. Ekonomideki makas değişimi beraberinde kemer sıkmayı getirdi. Askerî yönetim de burada devreye girdi. Ülkedeki grev, lokavt ve yavaşlatmayı durdurdu; DİSK kapatıldı, toplu sözleşme alanı daraldı. Ücret artışlarına tavan kondu; reel ücretler geriledi.

Siyasal partiler ve muhalefet kanalları kapatıldığı için KİT zamları, devalüasyon ve faiz artışına karşı toplumsal direnç zayıfladı. Özal ekonomi yönetiminde bırakıldı (sonra kısa bir ara; 1983’te başbakanlık). Özal’ın o dönemki sözü literatürde sık geçer: 24 Ocak’ın bazı sonuçları Eylül öncesi görünmüştü; ama 12 Eylül olmasa aynı sonuçlar alınamazdı. Yani darbe, istikrar programının siyasal maliyetini düşürdü.

İhracat 1980’de yaklaşık 2,9 milyar dolardan 1985’te 8 milyar dolara yaklaştı; GSMH içinde ihracat payı kabaca yüzde 4’lerden yüzde 15’lere çıktı.

Büyüme 1979–80’deki eksi değerlerden 1981 sonrası yüzde 4–5 bandına döndü.

Enflasyon 1980’deki yüzde 100’ün üzerindeki düzeyden 1982’de yüzde 25–30 civarına indi (sonra tekrar yükseldi).IMF/OECD hattı açıldı; borç ertelemesi ve yeni kredi aktı.

Bedeli de netti:

İşçi ve memur gelirleri bastırıldı; gelir dağılımı tartışması buradan büyüdü.

Kamu açığı kalıcı çözülmedi; 1980’lerin ikinci yarısında enflasyon yeniden yapısal hale geldi.

Dış borç stoku büyümeye devam etti. 1970’te 2 milyar doların altındayken 1980’de 19, 1990’da 49 milyar dolar oldu.

Sanayi “ihracata döndü” ama bir kısmı teşvik, kur ve ücret baskısıylaydı; rekabet gücü her sektörde aynı derinlikte oluşmadı.

1980 öncesi model döviz kıtlığına çarptı. 24 Ocak modeli değiştirdi. 12 Eylül o modeli, özellikle emek piyasası ve fiyat ayarlaması üzerinden, demokratik müzakere olmadan uygulattı. Raporun 1978’deki teşhisi —döviz açığı, aşırı değerli kur ve zayıf ihracat— 1980 sonrası politikanın gerekçesi oldu; darbe ise o politikanın uygulama rejimini değiştirmede itici güç rolündeydi.

Siyaset: art arda seçim ve koalisyon, sokak şiddeti, grevler. Devalüasyon ve KİT zammı oy kaybettirdiği için gecikti. Dünya Bankası’nın ne dediğini anlamazlıktan gelen Türkiye, üstelik IMF programlarını da yarım uyguladı.

1980 öncesi ekonomi “sanayisiz” değildi; tam tersine sanayileşiyordu. Sorun, bu sanayinin döviz üretememesi, kurun gerçekçi olmaması ve kamu açığının ithalatı şişirmesiydi. 1978 raporu bunu “döviz açığı büyümenin tavanıdır” diye yazmıştı.

12 Eylül 1980 darbesinin ekonomik etkilerini tarih sırasıyla dizecek olursak:

24 Ocak 1980: Demirel hükümeti / Özal paketi açıklandı.

Haziran 1980: IMF stand-by. 1 Temmuz 1980: faiz tavanları kaldırıldı. 12 Eylül 1980: askerî müdahale; Dünya Bankası’nın memuru olarak görev yapan Özal ekonomi yönetiminde tutuldu.

1983 seçiminde Özal başbakan oldu.

Yani darbe programı icat etmedi. Program zaten yazılmıştı. Darbe, programın uygulanma rejimini değiştirdi. Darbe olmasaydı Kemal Derviş’in politikası uygulanmazdı.

DARBELERİN HALK ARASINDAKİ KARŞILIĞI

Türkiye’de 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Millî Güvenlik Konseyi kuruldu. Konseyin yayımladığı bildirilerle ülke yönetildi. Hiç kimse sokağa çıkamadı. Gazetelerin hiçbiri darbe aleyhinde yazı yazma cesareti gösteremedi. Siyaset yapanlar kaçacak delik aradı. Kitaplar yakıldı. Bir anda insanlar doğru bildiklerini unutur duruma getirildi.

12 Eylül’ün mimarı olduğu bilinmeyen Kemal Derviş ise ödüllendirilerek adı CHP’ye başkan olarak önce Hürriyet gazetesinde, daha sonra da Taraf gazetesinde telaffuz edildi. Halbuki 12 Eylül darbesi gibi çok bilinen Ergenekon operasyonu da ilk önce 1999 yılında Türk ekonomisini iyileştirmek üzere başlatılmıştı.

Tuncay Güney’in 2 Mart 2001 tarihinde taşıyıcı rolündeki usulden gözaltına alınmasının ardından, 3 Mart 2001’de Kemal Derviş’in ekonomiden sorumlu bakan olması “kör göze parmak sokmak” gibiydi. Yine amaçlarına ulaşacaklardı.

ABD’yi FED’de yuvalanarak idare eden egemen için en büyük felaket, kendine bağlı ülkelerdeki ekonominin bağımsızlaşarak güçlenmesi, uluslararası ekonomik çarkın nasıl döndüğünün bilinmesi ve dolayısıyla kontrolünden çıkmasıydı. Türkiye’deki bazı dinamikler Irak’ın kuzeyinde yaşanacakları ülkenin aleyhine öngörünce, savaşın kazanılmasının ancak ekonominin güçlenmesi ve kontrolü ile olacağını da gördü. Ama olmadı.

Türk ekonomisini düzlüğe çıkarmak üzere dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan tam kara paranın kaynağını tespit ederken, ABD’li dinamikler de öngörüde bulunarak 3 Mart 2001’de Kemal Derviş’i ekonomiden sorumlu bakan yaptı. Böylelikle dünyadaki enerji egemenliğini karşılığı olmayan dolar ile sağlayan ABD’li Siyonist güçler ikinci perdeyi de Kemal Derviş ile kapattılar.

Dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan şunu söyler: “Cumhuriyet kurulduğundan bu yana 80 yıldır Türkiye çalışıyor, ama borçtan kurtulamıyor. İç ve dış borç 310 milyar dolar. 310 milyar doları da bu paranın kazancı olarak üzerine koyun. Bu, çalınmış para. Bir de içeride yatırıma gitti gibi gözüken ama gitmeyen para var. Bütün bunlar, Türkiye’nin 80 yıldaki kazancına tekabül edebilir. Demek ki Türkiye’de bir trilyon dolar para kayıp.” Ve 6 Haziran 2001’de görevinden ayrılmak zorunda kalır.

Türkiye, 31 Temmuz 2002’de TBMM’de alınan erken seçim kararıyla 3 Kasım 2002’de genel seçime gitti. O sürecin baş aktörü Kemal Derviş CHP milletvekili oldu; başlatılan Ergenekon sürecini devam ettirecek olan AKP ise iktidara taşındı. TSK’de istenilen değişiklikler yapılamadığından 28 Ağustos 2002’de Hilmi Özkök Genelkurmay Başkanı oldu. ABD’nin cinayet işletme tezkeresini 23 Şubat 2003’te TBMM geçirmeyince, 4 Temmuz 2003’te Türk Özel Kuvvetleri’ne mensup 11 askerin başına Süleymaniye’de çuval geçirildi.

Aslında çuval, Ergenekon’un başta TSK olmak üzere muhalefete yöneleceğinin ilk fiilî tehdididir.

O gün için Ankara’nın bir ilçe kaymakamı, Millî Güvenlik Konseyi’nin kararlarını ve yayımladığı bildirileri “dikkate almıyorum” diyemezdi. Yine 12 Eylül’de Ankara’nın bir ilçe kaymakamına karşı “sıkıyönetim bildirilerini uygulamakla suç işliyorsun” diyerek ayaklanan o ilçe halkı ne kadar başarılı olursa, Türkiye’de bugün küresel güçlerin emriyle yapılan tüm uygulamalara karşı çıkma başarı şansı da o kadardır.

Küresel düzeyde Türkiye’nin yeri Ankara’nın bir ilçesi kadardır. Halkın gücü de o ilçe halkının gücü kadardır. O güç de o ilçe halkının yüzde 1’idir.

Burada Kemal Derviş’in raporuyla başlayan 12 Eylül ve Ergenekon davası gibi süreçler yüz binlerce insan kaybına neden olmuştur. İstenilen darbe zemini hazırlanmış, ekonomik modeller denenmiş, Cumhuriyet’in temelleri sarsılmış, anayasa değiştirilmiş ve hala ekonomi düzelmemiştir. Dünyanın en yüksek enflasyonu ve faizi Türkiye’dedir.

Kemal Derviş ile 1978’de kendini gösteren önlemler, iyileştirmenin ötesinde Türkiye’nin ekonomisinde, siyasî ve toplumsal yapısında derin yaralar açmıştır. Ne yazık ki bu gerçekler 2022 yılında yalnızca ekonomist Meriç Köyatası’nın YouTube kanalında anlatılmıştır.

Köyatası şunu demiştir: “Dünya Bankası, Kemal Derviş’in hazırladığı rapor ile Türk ekonomisinin kendi kaynaklarıyla üreten ve sanayileşmiş ülke olmasını sağlayacak 4. Plan’ın uygulanmaması için TÜSİAD’dan orduya kadar herkesi devreye soktu. Bu rapor Türkiye’de 12 Eylül’e giden yolun önemli kilometre taşlarından biriydi. Türkiye düşük teknoloji ve montaj sanayii ile dış borca bağımlı bir ülke haline getirildi.” (bkz.)

12 Eylül darbesinden dolayı Kenan Evren ve hayattaki konsey üyelerinin 2014’te ifadeleri alındı, yargılandılar. Tahsin Şahinkaya’nın Kenan Evren’den iki ay sonra, 90 yaşında ölmesiyle Yargıtay aşamasında olan dava düştü. Ancak Kemal Derviş, bırakın darbeden yargılanmayı, 12 Eylül ile bağlantısı neredeyse hiç kurulmadı. Türkiye ise çok daha fazla dışa bağımlı hale geldi. Kurumları adeta tepeden tırnağa küresel güçlerin ağına takıldı. Halkın bankalara borçları devletin borcunu geçti.

Henüz AKP’nin iktidarda olmadığı dönemde (2001) İçişleri Bakanı Tantan’ın bahsettiği bir trilyon dolarlık kayıp parayı ve emeği çalan aynı güçler olduğu için hiçbir yerde gözükmediler. Bu güçlerin gözükmesindeki en büyük engel, ana akım medyanın toplumda çok hızlı yaygın kabul oluşturmasıdır. Diğer taraftan asıl bilinçlenmemiz gereken bir konu da 5G ile gelişecek “ayıplı teknoloji”nin aynı ayıpla yapay zekaya uzanmasıdır.

Kaynak; 5gvirusnews arşivi ile Muammer KARABULUT’un 17 Mayıs 2010 ve 27 Haziran 2021 tarihli yazılardır.

(*) Sherman Robinson, 1978 Türkiye raporunun Kemal Derviş’le birlikte yazdılar. Derviş daha çok Türkiye siyaseti ve kalkınma politikasıyla tanınır; Robinson ise raporun teknik omurgasını -yani çok sektörlü genel denge modelini- taşıyan isimdir.

Harvard’da ekonomi lisans ve doktora yaptı. 

  • 1969–71: London School of Economics, öğretim görevlisi
  • 1971–77: Princeton, yardımcı doçent
  • 1977–83: Dünya Bankası Araştırma Dairesi — ekonomist, kıdemli ekonomist, sonra bölüm şefi. Türkiye raporu tam bu dönemde yazıldı.
  • 1983–95 civarı: UC Berkeley, Tarım ve Kaynak Ekonomisi profesörü
  • 1993–2004: IFPRI’de Ticaret ve Makroekonomi Bölümü müdürü
  • 2004–10: Sussex Üniversitesi ekonomi profesörü + Institute of Development Studies
  • 2011 sonrası: IFPRI’ye kıdemli araştırmacı olarak döndü
  • 2016 sonrası: Peterson Institute (PIIE) nonresident senior fellow

Clinton döneminde Başkanlık Ekonomik Danışmanlar Konseyi’nde (CEA) ziyaretçi kadroda bulundu; NAFTA, GATT/WTO ve bölgesel ticaret anlaşmaları üzerinde çalıştı. USDA ve ABD Kongre Bütçe Ofisi’nde de kısa süreli üst düzey görevler aldı.

Asıl uzmanlığı

Robinson, kalkınma iktisadında hesaplanabilir genel denge (CGE) modellerinin kurucu kuşak isimlerindendir. Bu modeller, bir ekonomideki sektörler, fiyatlar, ticaret, ücretler ve kamu dengesinin birbirini nasıl etkilediğini sayısal olarak çözer. Raporunuzdaki TGT modeli tam bu ailenin erken, ülke uygulamasıdır.

Onun çizgisinin üç taşı:

1-Sosyal Hesaplar Matrisi (SAM) — üretim, gelir, harcama ve dış dengeyi tek tabloda birleştirmek

2-CGE — SAM’ı davranışsal denklemlerle (CES üretim, Armington ithalat, ihracat talebi) çözmek

3-Politika deneyleri — “kur sabit kalsaydı ne olurdu / reel devalüasyon + ihracat teşviki olsaydı ne olurdu” gibi karşıolgusal senaryolar

Bu yöntem sonradan Dünya Bankası, IFPRI ve onlarca ülke modelinin standardı oldu.

Türkiye raporundaki rolü

1978 tarihli The Foreign Exchange Gap, Growth and Industrial Strategy in Turkey: 1973–1983 (Staff Working Paper 306) Derviş ve Robinson imzalıdır; ikisi de o sırada Dünya Bankası Sanayi Ekonomisi Bölümü’ndedir. Çalışma 1978’in ilk yarısında yapıldı.

İşbölümü pratikte şöyle okunur:

-Derviş: Türkiye’nin planlama geleneği, sanayi stratejisi, siyasi-iktisadi teşhisini yaptı.

-Robinson: çok sektörlü CGE/TGT modelinin kurulması, SAM akımları, ithalat karneleme / gölge prim, karşıolgusal büyüme ayrıştırmasını hazırladı.

Aynı ikili (ve Jaime de Melo ile) bu hattı 1982’de kitaplaştırdı: General Equilibrium Models for Development Policy (Cambridge University Press). Kitap, gelişmekte olan ülkeler için CGE’nin “ders kitabı” oldu; Türkiye uygulaması da orada ve 1981 Economic Journal makalesinde (“A General Equilibrium Analysis of Foreign Exchange Shortages”) yeniden işlendi. Yani 1978 raporu tek seferlik bir not değil; Robinson’un sonraki 40 yıllık modelleme okulunun erken saha çalışmasıdır!

Türkiye modelinden çıkan temel sonuç da onun yöntemine özgüdür: kriz sadece petrol şoku veya işçi dövizi düşüşü değildir; iç politika (aşırı değerli kur, yatırım patlaması, ithal ikame) kriz olmasa da döviz açığını er geç üretir.

Türkiye’den sonra ne yaptı?

Berkeley ve IFPRI döneminde CGE’yi tarım, gıda, su, iklim ve küresel ticarete taşıdı. IFPRI’nin IMPACT tipi küresel tarım modelleriyle ulusal CGE’leri birleştiren işlerin içinde yer aldı. SAM tahmininde klasik RAS yöntemine alternatif çapraz entropi (cross-entropy) yaklaşımını geliştirdi; eksik ve tutarsız veriden tutarlı matris kurmak için hala kullanılır. Hollis Chenery ve Moshe Syrquin ile Industrialization and Growth (1986) kitabında sanayileşme karşılaştırmalarına katkı verdi.

RePEc profiline göre 50 yılı aşkın yayın hayatı, yüzlerce makale/çalışma tebliği ve binlerce atıf vardır. Alan içinde “politika amaçlı CGE’nin standart araç haline gelmesinde” adı sürekli geçer.

Derviş ile farkı

Derviş 1978’den sonra Türkiye’ye döndü, 24 Ocak sonrası teknik kadrolarda ve 2001 krizinde ekonomi yönetiminde göründü; sonra UNDP ve siyaset. Robinson ise akademi ve araştırma kurumunda kaldı; Türkiye’ye “siyasetçi” olarak girmedi, modele ve yönteme kilitlendi. Raporda Türkiye’yi “tipik yarı-sanayileşmiş, döviz kısıtlı ekonomi” olarak okuyan analitik dil büyük ölçüde onun CGE geleneğidir.

Sherman Robinson, 1978 raporundaki denklemlerin, senaryoların ve “döviz açığı büyümenin tavanıdır” sonucunun teknik mimarıdır; sonraki kariyeri de aynı aleti tarım, ticaret, yapısal uyum ve iklim politikasına yaymakla geçmiştir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Serdar T 17 dakika önce

bur yaşıma daha girdim