Yazan Muammer KARABULUT
ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın son bir yıldaki faaliyetlerine bakıldığında artık yalnızca klasik bir büyükelçilik görevinden söz etmek mümkün değildir.
Barrack bugün ABD'nin Türkiye Büyükelçisi olmasının yanı sıra, Başkan Donald Trump tarafından Suriye ve Irak Özel Başkanlık Temsilcisi olarak da görevlendirilmiş durumda. Böylece tek bir Amerikan diplomatı; Türkiye, Suriye ve Irak dosyalarının önemli bölümünü aynı anda taşıyan bir aktöre dönüştürüldü. ABD yönetimi açısından bu bir tercih olabilir. Ancak Türkiye açısından asıl sorulması gereken şudur:
Bir ülkenin Türkiye Büyükelçisi, Türkiye'nin hemen yanı başındaki iki ülkenin siyasi yapılanmasına ilişkin bu kadar geniş bir yetkiyle Türkiye'de ne ölçüde siyasi aktör olarak hareket edebilir?
Bu soru artık görmezden gelinemeyecek kadar önemlidir.
VİYANA SÖZLEŞMESİ NE DİYOR?
1961 tarihli Viyana Diplomatik İlişkiler Sözleşmesi'nin 3. maddesi diplomatik misyonların temel görevlerini açıkça sıralıyor: gönderen devleti kabul eden devlette temsil etmek, kabul eden devlet hükümetiyle müzakere etmek, kabul eden ülkedeki gelişmeleri izlemek ve iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmek.
Daha da önemlisi, Sözleşme'nin 41. maddesi diplomatların kabul eden devletin içişlerine müdahale etmemesi gerektiğini ve görevle ilgili resmi işlerin kabul eden devletin Dışişleri Bakanlığı veya üzerinde anlaşılmış başka bir makam aracılığıyla yürütülmesini öngörüyor.
O zaman Barrack , Türkiye’de ne yaptığı ve hangi sıfatla yaptığıdır.
Uluslararası hukuk, Barrack’un durumunu özel misyonlar açısından çok daha açık bir çerçevede ortaya koyuyor. Birleşmiş Milletler'in 1969 Özel Misyonlar Sözleşmesi, özel misyonu başka bir devlete belirli bir görev için gönderilen ve kabul eden devletin rızasına dayanan geçici bir misyon olarak tanımlıyor; misyonun görevlerinin de gönderen ve kabul eden devletlerin karşılıklı rızasıyla belirlenmesini öngörüyor.
Dolayısıyla mesele “Trump atadı, bitti” kadar basit değildir.
Bir devlet kendi bürokratına veya diplomatına kendi iç hukukunda istediği görevi verebilir. Fakat bu, başka devletlerin egemenlik alanında otomatik olarak sınırsız diplomatik yetki yaratmaz.
BARRACK'IN SON BİR YILI: GÖREV ALANI NASIL GENİŞLEDİ?
Mayıs 2025: Büyükelçilikten Suriye dosyasının merkezine
Barrack, Mayıs 2025'te ABD'nin Türkiye Büyükelçisi olarak görev yaparken aynı zamanda Suriye Özel Temsilciliği görevini üstlendi.
Daha sonra bu görev yalnızca Suriye ile sınırlı kalmadı.
31 Mayıs 2026'da Trump, Barrack'ı Suriye ve Irak Özel Başkanlık Temsilcisi olarak yeniden görevlendirdi. Böylece Türkiye Büyükelçiliği ile Suriye ve Irak dosyaları aynı kişide toplandı.
Bloomberg'in değerlendirmesiyle bu durum Washington'un bölge politikasının yeniden “tek bir kişi veya makam” etrafında yoğunlaşması anlamına geliyor.
Bu, sıradan bir büyükelçilik görevi değildir.
Temmuz 2025: PKK, YPG ve SDG hakkında doğrudan siyasi açıklama
11 Temmuz 2025'te Barrack, Türkiye'de yaptığı açıklamada:
“SDG, YPG'dir. YPG, PKK'nın bir türevidir.” dedi ve PKK'nın silah bırakmasının Türkiye açısından büyük bir gelişme olduğunu ifade etti.
Aynı dönemde Barrack, “özgür Kürdistan” veya bağımsız bir SDG devleti olmayacağını da söyledi.
Burada ilginç olan yalnızca söyledikleri değildir.
ABD'nin Türkiye Büyükelçisi, aynı zamanda Suriye'deki Kürt yapılanmasının geleceği hakkında siyasi pozisyon açıklamaktadır.
Bu konu Türkiye'nin ulusal güvenliğinin tam merkezindedir.
Ağustos 2025: Lübnan'da büyükelçi kimliğiyle değil, bölgesel özel temsilci olarak, Ağustos 2025'te Barrack Lübnan'da Hizbullah'ın silahsızlandırılması konusunda görüşmeler yürüttü.
Beyrut'taki bir basın toplantısında gazetecilere yönelik “animalistic” (hayvani, hayvansı veya vahşi) ifadesini kullanması büyük tepki çekti; daha sonra sözlerinin uygunsuz olduğunu kabul ederek özür diledi.
Burada önemli olan yalnızca kullandığı ifade değildir.
Türkiye Büyükelçisi, Türkiye'nin dışındaki Lübnan siyasi düzeninin geleceğini ilgilendiren bir dosyada özel temsilci olarak aktif rol almaktadır.
EYLÜL 2025: İSTANBUL'DAKİ ABD SURİYE YAPILANMASI
Eylül 2025'te ABD'nin İstanbul merkezli Syria Regional Platform'unda görev yapan bazı üst düzey diplomatların görevlerine son verildi.
Reuters'a göre bu diplomatlar Barrack'a bağlı çalışıyordu ve Washington'un Suriye politikasında, özellikle SDG'nin Şam yönetimine entegrasyonu konusunda önemli bir politika değişikliği yaşanıyordu.
Yani İstanbul, artık yalnızca Türkiye-ABD diplomatik ilişkilerinin yürütüldüğü bir şehir değildi.
İstanbul aynı zamanda ABD'nin Suriye politikasının operasyonel merkezlerinden biri haline gelmişti.
Bu noktada Türkiye'nin şu soruyu sorması son derece meşrudur:
İstanbul'da faaliyet gösteren ve Suriye dosyasını yöneten Amerikan yapılanmasının Türkiye'deki diplomatik misyonla ilişkisi nedir ve Türkiye bu yapılanmanın faaliyetlerinin hangi bölümünden haberdardır?
EKİM 2025: HASEKE ZİYARETİ VE HARİTA TARTIŞMASI
Barrack'ın Suriye'nin Haseke bölgesine yaptığı ziyaret de Türkiye'de tartışma yarattı.
Ziyaret sırasında SDG temsilcileriyle görüntülenen Barrack'ın arkasındaki haritada Hatay'ın Suriye sınırları içinde gösterildiği yönündeki iddialar gündeme geldi.
Barrack ise haritayı görmediğini ve Türkiye'nin çıkarlarını zedelediği yönündeki suçlamaların asılsız olduğunu söyledi.
Burada suçlama yapmak yerine soruyu sormak gerekir:
Türkiye'nin toprak bütünlüğünü ilgilendiren bir görüntü ortaya çıktığında, Türkiye'deki ABD Büyükelçisi neden açıklama yapmak zorunda kalmıştır?
Çünkü Barrack artık sıradan bir diplomat gibi değil, Suriye'nin siyasi geleceğinin şekillenmesinde doğrudan rol alan bir Amerikan temsilcisi gibi hareket etmektedir.
KASIM 2025: “ABD-TÜRKİYE-SURİYE ÇERÇEVESİNİ BELİRLEDİK”
Kasım 2025'te Barrack, ABD-Türkiye-Suriye çerçevesinin oluşturulduğunu ve SDG'nin yeni Suriye yapısına entegrasyonu konusunda çerçeve belirlendiğini açıkladı.
Başka bir ifadeyle:
Türkiye Büyükelçisi, Türkiye'nin doğrudan taraf olduğu bir üçlü bölgesel siyasi düzenin oluşturulmasında aktif rol oynuyordu.
Bu durum, “büyükelçilik görevi” ile “bölgesel özel temsilcilik görevi” arasındaki sınırların ne kadar inceldiğini gösteriyor.
OCAK 2026: SURİYE'DEKİ KÜRTLERİN GELECEĞİ HAKKINDA AÇIK POLİTİKA
20 Ocak 2026'da Barrack, Suriye'deki Kürtlerin “en büyük fırsatının” Ahmed eş-Şara yönetimindeki yeni siyasi düzene entegre olmak olduğunu açıkladı.
Ayrıca ABD'nin Suriye'nin kuzeydoğusundaki askeri varlığının temel gerekçesinin IŞİD'le mücadele olduğunu ve SDG'nin bu görevdeki rolünün büyük ölçüde sona erdiğini söyledi.
Bu artık yalnızca diplomatik bir açıklama değildir.
Bir ülkenin büyükelçisi, başka bir ülkenin anayasal, idari ve askeri yapılanmasının nasıl olması gerektiğine ilişkin politika açıklamaktadır.
NİSAN 2026: ANTALYA'DA TÜRKİYE'NİN YÖNETİM MODELİ HAKKINDA
Asıl dikkat çekici noktalardan biri Antalya Diplomasi Forumu'nda ortaya çıktı.
Barrack, Türkiye'yi bölgedeki güçlü ve merkeziyetçi liderliğin istikrar ve ekonomik dinamizm sağlayabildiğine ilişkin değerlendirmelerinde örnek olarak gösterdi. Daha sonra bu sözlerini savundu.
Yine aynı forumda Türkiye'nin bölgesel rolü, İsrail-Türkiye ilişkileri, Suriye, F-35, S-400 ve bölgesel enerji koridorları hakkında kapsamlı siyasi değerlendirmelerde bulundu.
Burada şu soru kaçınılmazdır:
Türkiye'nin iç siyasi sistemi hakkında değerlendirme yapmak ABD Büyükelçisi'nin görevi midir?
Elbette büyükelçiler bulundukları ülkelerin siyasi sistemlerini Washington'a raporlar.
Ancak raporlamak başka şeydir; kamuoyu önünde o ülkenin yönetim modelini siyasi bir değerlendirmeye tabi tutmak başka şeydir.
Yine ABD Özel Temsilcisi olarak, Suriye ve Gazze dosyaları konusunda artan anlaşmazlıkların ortasında Netanyahu ile dikkat çeken diğer bir görüşme de yaptı.
NİSAN 2026: KÜRT YAPILANMASIYLA DOĞRUDAN TEMAS
17 Nisan 2026'da Antalya Diplomasi Forumu sırasında Barrack, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani ile görüştü.
Görüşme, Barrack'ın Suriye Özel Temsilcisi ve ABD'nin Türkiye Büyükelçisi sıfatlarıyla gerçekleşti.
Bu da Türkiye açısından ayrıca önemlidir.
Çünkü Barrack'ın portföyü artık: Ankara, Şam, Bağdat ve Erbil hattında uzanan bir bölgesel diplomasi ağına dönüşmüş durumdadır.
HAZİRAN 2026: İSTANBUL'DA SURİYE DIŞİŞLERİ BAKANI
Ve nihayet tartışmanın merkezindeki olay.
15 Haziran 2026'da Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan el-Şeybani, İstanbul'da Tom Barrack ile görüştü.
Barrack bu görüşmede ABD'nin Türkiye Büyükelçisi olarak değil, ABD'nin Suriye ve Irak Özel Başkanlık Temsilcisi olarak tanımlandı.
Burada hukuki açıdan dikkatli olmalıyız:
İstanbul'da üçüncü bir ülkenin temsilcisiyle görüşmek tek başına Viyana Sözleşmesi'ne aykırıdır denilemez.
Fakat Türkiye açısından çok daha önemli bir siyasi ve diplomatik soru ortaya çıkmaktadır:
Türkiye'nin başkentinde bulunan ABD Büyükelçisi, Türkiye'nin komşusu Suriye'nin dışişleri bakanıyla, Türkiye'nin de güvenlik çıkarlarını doğrudan ilgilendiren bir dosyada hangi mekanizma ve hangi yetki çerçevesinde görüşmektedir?
Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın bu görüşmenin niteliği konusunda kamuoyuna açık bir açıklama yapması son derece makul bir beklentidir.
TEMMUZ 2026: ARTIK IRAK DA PORTFÖYDE
6 ve 27 Temmuz 2026'da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Barrack'ı Ankara'da kabul etti.
Türk Dışişleri Bakanlığı artık Barrack'ı açık biçimde: “ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye ve Irak Başkanlık Özel Temsilcisi” olarak tanımlıyor.
8 Temmuz'da ise Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, ABD Kongre heyeti ve Barrack ile Ankara'da görüştü; görüşmede Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani'nin de bulunduğu bildirildi.
Böylece Ankara, yalnızca Türkiye-ABD ilişkilerinin değil, Suriye'nin geleceğinin de görüşüldüğü bölgesel bir diplomasi merkezine dönüşmüş durumda.
MESELE BARRACK'IN KİŞİSİ DEĞİL
Burada önemli bir ayrım yapalım.
Bu yazının amacı Tom Barrack'ı kişisel olarak hedef almak değildir.
Ayrıca ABD Başkanı'nın kendi hükümeti içinde bir “özel temsilci” atamasının mümkün olup olmadığı da tartışmanın özü değildir.
Elbette ABD kendi diplomatına ek görev verebilir.
Sorun şudur:
Bu görevin Türkiye'deki uygulanış biçimi.
Çünkü Barrack aynı anda:
1-ABD'nin Türkiye Büyükelçisi,
2-Suriye Özel Temsilcisi,
3-Irak Özel Temsilcisi,
4-Suriye'nin siyasi geleceğinin müzakerecisi,
5-SDG/YPG'nin Şam'a entegrasyon sürecinin aktörü,
6-Irak ve Kürt bölgesindeki temasların muhatabı,
7-Türkiye-Suriye-ABD üçgeninin önemli görüşmecisi,
8-Türkiye'nin savunma ve F-35/S-400 dosyalarında kamuoyu önünde görüş bildiren bir diplomat olarak karşımıza çıkıyor.
Bu, olağan bir büyükelçilik görevinden çok daha geniş bir siyasi portföydür.
“BÖLGE VALİSİ” BENZETMESİ NEDEN TARTIŞMAYA DEĞER?
Elbette Barrack hukuken “vali” değildir.
Türkiye'nin egemenlik alanında hiçbir ABD diplomatının vali gibi bir yetkisi bulunamaz.
Fakat siyasi görüntü açısından sorun tam da burada ortaya çıkıyor.
Bir Amerikan diplomatı:
Türkiye'de bulunuyor, Türkiye'nin komşuları Suriye ve Irak hakkında siyasi müzakereler yürütüyor, Kürt yapılanmalarının geleceği hakkında açıklamalar yapıyor, Suriye hükümeti ile SDG arasındaki entegrasyonu destekliyor, Irak'ın geleceğine ilişkin ekonomik ve güvenlik projelerinde rol alıyor, Türkiye'nin yönetim modeli hakkında değerlendirmelerde bulunuyor, F-35 ve S-400 gibi Türkiye'nin savunma politikası hakkında kamuoyu önünde görüş açıklıyor.
Bütün bunların tek bir kişide toplanması, Türkiye açısından doğal olarak şu soruyu doğuruyor:
ABD'nin Ankara Büyükelçisi mi konuşuyor, yoksa Washington'un Türkiye merkezli bölgesel özel temsilcisi mi?
Bu sorunun cevabı artık sadece ABD'yi değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik anlayışını ilgilendiriyor.
TÜRKİYE'NİN SORMASI GEREKEN SORULAR
Türkiye'nin Washington'a ve gerektiğinde kamuoyuna şu soruları yöneltmesi diplomatik açıdan son derece meşrudur:
1-Barrack'ın Suriye ve Irak Özel Temsilcisi olarak Türkiye'deki faaliyetlerinin hukuki ve diplomatik çerçevesi nedir?
2-İstanbul'da Suriye Dışişleri Bakanı ile yapılan görüşme Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın bilgisi ve koordinasyonu dahilinde mi gerçekleştirilmiştir?
3-İstanbul'da Suriye dosyasına ilişkin ABD yapılanmasının Türkiye ile mutabık kalınmış resmi bir statüsü var mıdır?
4-Barrack'ın Suriye'deki Kürt yapılanmalarıyla gerçekleştirdiği görüşmelerde Türkiye'nin güvenlik kaygıları hangi mekanizma üzerinden dikkate alınmaktadır?
5-Bir ABD büyükelçisinin Türkiye'nin siyasi sistemi ve yönetim modeli hakkında kamuoyuna siyasi değerlendirmelerde bulunması Washington tarafından resmi diplomatik görev kapsamında mı değerlendirilmektedir?
6-Türkiye Büyükelçisi ile Suriye-Irak özel temsilciliğinin aynı kişide birleştirilmesinin Ankara açısından diplomatik sınırları nelerdir?
TÜRKİYE SUSMAMALI
Diplomasi, yalnızca yabancı diplomatlara kapı açmak değildir.
Diplomasi aynı zamanda egemenliğin sınırlarını ve devletler arasındaki yetki alanlarını korumaktır.
Türkiye, ABD ile müttefiktir.
NATO üyesidir.
ABD ile güçlü ekonomik, askeri ve siyasi ilişkileri vardır.
Ancak müttefiklik, bir başka devletin diplomatına Türkiye'nin komşularının siyasi geleceği konusunda sınırsız hareket alanı verilmesi anlamına gelmez.
Aynı şekilde Türkiye'nin bir ABD Büyükelçisi tarafından övülmesi de eleştirinin önüne geçmemelidir.
Bugün Barrack Türkiye'yi över, yarın başka bir Amerikan diplomatı Türkiye'nin siyasi sistemi hakkında farklı bir değerlendirme yapabilir.
Devletler kişilere göre değil, kurumlara ve kurallara göre hareket eder.
SONUÇ: SORU BARRACK DEĞİL, TÜRKİYE'NİN DURDUĞU YERDİR
Tom Barrack'ın son bir yıllık faaliyetleri bize tek bir gerçeği gösteriyor:
ABD, Türkiye'yi yalnızca Washington-Ankara ilişkilerinin muhatabı olarak görmüyor. Türkiye'yi Suriye, Irak, Kürt meselesi, enerji yolları ve bölgesel güvenlik mimarisinin merkezindeki ülke olarak değerlendiriyor.
Washington açısından bu stratejik bir tercih olabilir. Ancak Ankara açısından bunun karşılığı da olmalıdır:
Türkiye kendi topraklarında yürütülen bu bölgesel diplomasinin çerçevesini bilmek ve belirlemek zorundadır.
Büyükelçilik başka şeydir. Özel temsilcilik başka şeydir. Üçüncü ülkelerin siyasi geleceğini şekillendiren bölgesel bir diplomatik merkez haline gelmek ise çok daha başka bir şeydir.
Bu nedenle mesele:
“Barrack İstanbul'a gitti, Suriye Dışişleri Bakanı ile görüştü” meselesinden çok daha büyüktür.
Asıl mesele şudur:
TÜRKİYE'NİN BAŞKENTİNDE GÖREV YAPAN BİR BÜYÜKELÇİ, TÜRKİYE'NİN ÇEVRESİNDEKİ DEVLETLERİN SİYASİ GELECEĞİNİ NE ÖLÇÜDE BELİRLEYEBİLİR?
Ve Türkiye'nin cevabı şu olmalıdır:
“Müttefikimiz olabilirsiniz; ancak Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanında yetkinizin sınırlarını biz de bilmek ve görmek zorundayız.”
Çünkü diplomasi dostluk kadar, sınırları bilmektir.
Thomas Joseph Barrack Jr., Mayıs 2025'te ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve ardından Suriye ile Irak Özel Temsilcisi olarak atanmadan önce, Amerikan finans kapitalizminin ve küresel gayrimenkul sektörünün en kudretli figürlerinden biriydi. Türkiye'de genellikle yalnızca “Trump’ın emlak zengini dostu” veya “diplomaside yeni bir isim” olarak yüzeysel biçimde ele alınan Barrack, Batı ve Ortadoğu basınındaki derinlemesine analizlerde çok daha katmanlı bir figür olarak karşımıza çıkar.
Onu diplomatik bir misyona taşıyan arka planı anlamak için; Maruni Hristiyan kökenlerinden gelen dini-kültürel kimliğini, “akbaba yatırımcılığı” üzerine kurulu ekonomik doktrinini ve Amerikan elitleri ile Körfez monarşileri arasında kurduğu köprüyü incelemek gerekir.
Bu araştırma makalesi, Barrack’ın büyükelçilik öncesi yaşamının dini, ekonomik ve siyasi sacayaklarını uluslararası literatürün perspektifinden derinlemesine incelemektedir.
1- Dini ve Kültürel Kimliği: “Küçük Suriye”den Maruni Mirasına
Tom Barrack, 1947 yılında Los Angeles’ta dünyaya geldi. Ancak onun kimlik inşası, 20. yüzyılın başında Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki Zahle ve Baalbek bölgelerinden (bugünkü Lübnan) ABD'ye göç eden büyükanne ve büyükbabasının hikayesiyle başlar.
Osmanlı ve “Millet” Sistemi Mirası: Barrack ailesi, New York’a ulaştıklarında Manhattan’da “Little Syria” (Küçük Suriye) olarak bilinen, kozmopolit ve farklı inanç gruplarının bir arada yaşadığı çok kültürlü bir Osmanlı mahallesine yerleşti. Barrack, ilerleyen yıllarda kendi kimliğini anlatırken bu kozmopolit yapıya sıkça atıfta bulunacak, hatta İzmir gibi tarihi şehirleri överken “Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanların bir arada yaşadığı Osmanlı barışı ve millet sistemine” hayranlığını dile getirecektir.
Maruni Hristiyanlığı: Barrack, geleneklerine ve Doğu Katolik (Maruni Hristiyan) kilisesine bağlı dindar bir evde büyüdü. Babası Culver City'de bir bakkal, annesi ise sekreterdi. Aile içindeki bu dindar ve geleneksel Ortadoğu-Arap kültürü atmosferi, onun genç yaşta Arapça öğrenmesini ve bölgenin çetrefilli mezhepsel/kültürel kodlarına aşina olmasını sağladı. Barrack, Amerikan rüyasını yaşarken Doğu Hristiyan kimliğini ve Lübnan kökenlerini hiçbir zaman gizlemedi; aksine bunu küresel iş ilişkilerinde bir kaldıraç olarak kullandı.
2-Ekonomik Görüşü: Fırsatçılık, Kriz Yönetimi ve "Körfez Kapitalizmi"
Barrack’ın ekonomik felsefesi, neoliberalizmin en agresif formu olan “akbaba kapitalizmi” ve “kriz fırsatçılığı” üzerine kuruludur. Güney Kaliforniya Üniversitesi'nde (USC) hukuk eğitimi aldıktan sonra, 1970'lerde Richard Nixon'ın kişisel avukatı Herbert Kalmbach'ın hukuk bürosunda işe başladı. Bu iş, onun ekonomik kaderini değiştirdi.
Tom Barrack'ın Ekonomik Yükseliş Kronolojisi
Körfez ile Finansal Entegrasyon
Hukuk bürosu adına Suudi Arabistan'a gönderilen Barrack, burada kraliyet ailesinin dikkatini çekti. Prenslerin “squash” (duvar tenisi) partneri oldu ve Suudi krallarına mali danışmanlık yapmaya başladı. Barrack'ın ekonomi vizyonu, Batı'nın finansal enstrümanları ile Körfez’in petrol dolarlarını evlendirmek üzerine şekillendi.
Colony Capital ve Akbaba Yatırımcılığı
1991 yılında kurduğu Colony Capital, gayrimenkul sektöründe batan, krize giren veya devalüasyona uğrayan varlıkları ucuza kapatıp parlatarak satma stratejisi izledi. 1990'lardaki Asya finansal krizi ve 2008 küresel mortgage krizi sırasında Barrack, milyarlarca dolarlık batık konut kredisini toplayarak servetini katladı. Batı medyasında onun ekonomik tarzı, “başkalarının paniklediği kriz anlarında mutlak bir soğukkanlılıkla en karlı varlığı çekip almak” olarak tanımlanır.
3-Siyasi Görüşü: Demokrasi Şüpheciliği, Pragmatizm ve Monarşi Eğilimi
Tom Barrack, ideolojik bir muhafazakardan ziyade, hiper-pragmatik bir güç realizmi savunucusudur. Kendisini Cumhuriyetçi Parti çizgisine yakın konumlandırsa da, siyasi vizyonu Batılı liberal demokratik normların tamamen dışındadır.
"Ortadoğu’ya Demokrasi Uygun Değil" Tezi: Barrack, Amerikan dış politikasının Ortadoğu’ya demokrasi ihraç etme çabalarını sert bir dille eleştirmiştir. Ona göre, bölgedeki kargaşanın temel sebebi “Batı’nın sürekli müdahale etme çabalarıdır”. Batı basınında büyük yankı uyandıran ve Türkiye'deki muhalif kanalların da eleştirdiği konuşmalarında, Ortadoğu için en ideal yönetim biçiminin “Anayasal Monarşiler” veya “Güçlü/Merkeziyetçi Liderlikler” olduğunu savunmuştur. Demokrasinin getirdiği kurumların bölgedeki kabile ve mezhep yapılarını çözemediğini, istikrarın ancak mutlak ve güçlü bir otoriteyle sağlanabileceğini iddia eder.
Trumpizm’in Arkasındaki Gizli Akıl: Donald Trump ile dostluğu 1980’li yıllarda New York emlak piyasasında başladı. Barrack, Trump’a efsanevi Manhattan Plaza Oteli'ni satan kişidir. Trump’ın 2016 seçim kampanyasının en büyük finansörlerinden biri olmuş ve Yemin Töreni Komitesi Başkanlığı’nı yürütmüştür. Trump’ın dış politikasındaki “Amerikan müdahaleciliğine son verme” ve “Körfez monarşileriyle doğrudan iş yapma” vizyonunun mimarlarından biri Barrack'tır.
4-Transnasyonal Güç Ağları ve “Yabancı Ajanlık” İddiaları
Barrack’ın siyasi ve ekonomik geçmişindeki en karanlık ve derin nokta, 2021 yılında ABD Adalet Bakanlığı tarafından federal mahkemede yargılanmasıdır. Amerikan medyasında geniş yer bulan ancak Türkiye'de detaylandırılmayan bu davada Barrack, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) adına yasa dışı lobicilik yapmakla (FARA ihlali) suçlanmıştır.
İddianameye göre Barrack, Trump yönetiminin Ortadoğu politikasını BAE’nin çıkarları doğrultusunda manipüle etmeye çalışmış ve Körfez’den Colony Capital’e milyarlarca dolarlık fon akışı sağlamıştır. 2022 yılında mahkeme tarafından beraat ettirilmiş olsa da bu süreç, onun devletler dışı ve transnasyonal (ulusötesi) güç ağlarını nasıl yönettiğini gözler önüne sermiştir. O, Washington’daki siyasi gücü Körfez’deki mutlak monarşilerin finansal gücüyle birleştiren küresel bir “Broker” (Aracı) olarak hareket etmiştir.
Tom Barrack, diplomasi koltuğuna oturmadan önce geleneksel bir devlet memuru veya kariyer diplomatı profiline tamamen zıttır.
Barrack'ın geçmişi, paranın ve etnik-dini bağların küresel siyasette nasıl doğrudan bir diplomatik güce dönüşebileceğinin en somut ve derinlikli örneklerinden birini sunmaktadır.
Kadir 1 Saat Önce
yakında KKTC de gorursek şaşirmayalim