DÖRT MÜ BEŞ Mİ?

YAZARLAR

Hamse: Beşin Hikmeti ve Çağın Kaybettiği Merkez

Yazan Dr. Nurfer TERCAN

İnsanlık, sayıları yalnızca hesap yapmak için icat etmedi. Bazı sayılar vardı ki medeniyetlerin hafızasında bir matematik işaretinden çok daha fazlasına dönüştü; bir düşünceye, bir ahlâka, bir varoluş ilkesine dönüştü. İşte beş, kadim dünyanın en güçlü sembollerinden biridir.

Bugün sayılarla çevrili bir çağda yaşıyoruz. Ekonomiyi rakamlarla açıklıyor, başarıyı istatistiklerle ölçüyor, insanı veriye indiriyoruz. Oysa kadim gelenekler, sayıların yalnızca niceliği değil, niteliği de anlattığını biliyordu. Beş, bunun en güçlü örneklerinden biridir.

Dört, dünyanın düzenidir. Dört yön, dört mevsim, dört unsur... Toprak, su, hava ve ateş; varlığın maddi çerçevesini kurar. Fakat kadim bilgelik burada durmaz. Çünkü yalnızca maddeden ibaret bir evren eksiktir. İşte tam bu noktada beşinci unsur ortaya çıkar: ruh, öz, nefes, eter... Adı ne olursa olsun, cansız düzeni canlı anlamla buluşturan görünmez cevher.

Belki de çağımızın en büyük krizi tam burada başlıyor. Dünyayı inşa ediyoruz ama ona ruh katamıyoruz. Şehirler büyüyor, binalar yükseliyor, teknoloji hızlanıyor; fakat insanın iç dünyası aynı ölçüde derinleşmiyor. Medeniyet ilerliyor, insan ise çoğu zaman merkezini kaybediyor.

Bu yüzden beş, yalnızca bir sayı değil; bir uyarıdır.

İslam düşüncesinde beş; ibadetin, disiplinin ve sorumluluğun ritmidir. Tasavvufta ise insanın kendi hakikatine yürüyüşünü simgeler. Anadolu'nun "Hamsa Eli" geleneğinde koruyucu bir işaret olur; divan edebiyatında ise hikmet yolculuğunun adı haline gelir.

Bu noktada "Hamse" yalnızca "beş" anlamına gelen bir kelime değildir. Aynı zamanda beş büyük eserden oluşan edebi külliyatın adıdır. Nizâmî Gencevî'nin ölümsüz Hamse'si, ardından Ali Şîr Nevâî'nin ve Taşlıcalı Yahya'nın eserleri... Buradaki beş, birbirinden kopuk kitapların toplamı değildir. Her eser, insanın hakikate yürüyüşünde bir merhaleyi temsil eder. Ayrı görünen parçalar, tek bir hikmet mimarisinin sütunlarına dönüşür.

Belki de bugün yeniden öğrenmemiz gereken tam da budur.

Modern dünya parçalamayı öğretiyor. İnsan, mesleğine ayrılıyor; kimliğine ayrılıyor; tüketiciye, seçmene, kullanıcıya, hedef kitleye dönüşüyor. Oysa kadim dünya bütünleştiriyordu. Çünkü biliyordu ki parçalanan bilgi çoğalabilir ama parçalanan insan büyüyemez.

Hamse'nin asıl hatırlattığı hakikat budur: İnsan, ancak parçalarını bir araya getirebildiği ölçüde bütündür.

Bugün her alanda "uzman" yetiştiriyoruz; fakat hikmet sahibi insan yetiştirmekte zorlanıyoruz. Bilgiyi artırıyoruz, anlamı ise ihmal ediyoruz. Veri çağında yaşıyoruz ama bilgelik çağından giderek uzaklaşıyoruz. Bunun sonucu daha fazla teknoloji değil; daha fazla yalnızlık, daha fazla yabancılaşma ve daha fazla yön kaybı oluyor.

Belki de yeniden şu kadim cümleyi hatırlamanın zamanıdır:

Dört unsur dünyayı kurar; beşinci unsur ona ruh verir. Dört yön mekânı oluşturur; beşinci nokta ise insanın merkezidir.

Mesele dünyayı yeniden kurmak değildir. Mesele, dünyanın merkezine yeniden insanı; insanın merkezine yeniden vicdanı, hikmeti ve anlamı yerleştirebilmektir.

Çünkü medeniyet, yalnızca taşla, çelikle ve teknolojiyle yükselmez. Medeniyet; ruhunu kaybetmeyen insanlarla ayakta kalır.

Ve belki de bu yüzden Hamse, geçmişte kalmış bir edebiyat geleneği değil; geleceğe uzanan en güçlü medeniyet çağrılarından biridir. Çünkü hakikat bazen yalnızca beş harfte saklıdır: Hamse.

Rüzgarlı Şehrin Mavisinden Notlar

Yorumlar (1)

Y. mürse 1 Saat Önce

tabii ki kadim gelenek

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.