TERÖRİST APO NE DİYOR?

YAZARLAR

-Siyonistler Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni İsrail için kurdu; aynı amaçla da Kürt devletini Büyük İsrail Devleti için kurmak istiyorlar. Ben bunu engellerim… Yani özetle pazarlık konusu bu kadar...

Yazan: Muammer KARABULUT

TBMM Komisyonu, terör örgütü lideri Abdullah Öcalan ile 24 Kasım 2025 tarihinde 19. toplantısını İmralı’da yaptı. Heyetin aynı tarihli, 16 sayfalık toplantı tutanağı geçen gün (23 Ocak 2026) TBMM sayfasında yayımlandı.(bkz)

İlk tepki Avukat Mücahit Birinci’den geldi. Birinci, “ÖCALAN’IN TAPELERİ” başlıklı paylaşımında özetle; 16 sayfalık tutanakların okunduğunu, muhatabın 1990’lardan beri aynı yerde olduğunu; tutarsız, demode, çözüm üretmeyen ve tek derdi görünür olmak olan bu muhatabın, artık gerçeklerle herkesin gözü önünde bulunduğunu söylüyordu.

Birinci, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin İmralı görüşmesinde Kürt vatandaşlara, “Çözüm için her yolu denedik; hatta bu muhatabı dahi dikkate aldık.” mesajı verdiğini ifade ediyordu. Ancak muhatabın, özellikle Ortadoğu ve İsrail ilişkilerine dair değerlendirmelerinin gerçeklikten kopuk, güncelliğini yitirmiş ve çelişkili olduğuna dikkat çekmesi doğru değildi. Belki de İmralı’da yapılan görüşmede en fazla dikkate alınması gereken itiraf, ABD–İsrail–MOSSAD ilişkileriydi. Çünkü bugün üzerinde durulması gereken ve İmralı sürecini başlatan gelişmeler de bu ilişki çerçevesindeydi.

İlk gittiği derneğin MHP olduğunu, sonra sola ve nihayetinde 1995 yılında sosyalizmi terk ettiğini anlatan terörist muhatap Öcalan; Türkiye’de bir yere oturtamadığı ve olmayan Kürt sorununu “Kürt isyanı” olarak tanımlıyordu. Özal’ın ölümünü; 1997 yılında Erbakan’a karşı yapılan ve bugüne kadar “köktendinci irticaya karşı” olduğu bilinen 28 Şubat sürecinde de çözülemeyen, Kürtlere bulaştırılan terör sorununu dolayısıyla İsrail’in rolüyle ilişkilendiriyordu.

Siyasi olarak çıkarına göre hareket eden, halk arasında “rüzgargülü” diyeceğimiz bir yapıda olan; yani sürekli fikir değiştiren, tam bir oportünist tanımına giren terörist Öcalan’ın kararsız tutumunda bütünlük olmayınca, ifadelerinde de bilişsel tutarsızlık görülüyor. Yine de İsrailli muhatapların kendisine yaptığı teklifleri bu çerçevede öncelikli olarak değerlendirmek gerekiyor.

Şimdi terörist Öcalan’ın, TBMM Komisyonu ile görüşmeden önce 1 Ağustos 2025 tarihinde yaptığı açıklamalara bakalım:

Terörist Öcalan, “Benim elim güçlü olmak zorunda, yoksa İsrail aklını nasıl durduracağız? Zamanında İsrail’in bana sunmadığı teklif kalmadı. İsrail, ‘Gel bana bağlı devlet ol’ diyor. Ben bunlardan kaçtım. Gördüğünüz gibi Bahçeli, ‘Yepyeni bir evreye girdik’ diyor. Kendisi bu işe hayatını koydu. ‘Barış tek kanatlı kuş değil’ diyor. Elbette bunu devlete söylüyor. 200 yıldır İngilizler çelişki yarattılar. Süleymaniye’de Babanzadelerin isyanı var, bilinir. Hala da bu işe parmak sokuyorlar. SDG’de İngiliz askerleri var mı? Bunları konuşmamız gerekiyor. Öyle ucuz konuşmalarla olmaz, bunun bir anlamı da yok. Çelişkiyi derinleştirmişler; üç yüze yakın isyan var. Hepsinde İngilizlerin parmağı var mı? Var.

Ben son isyanı kucağımda buldum. Şimdi hepsinin faturasını bana çıkarıyorlar. Günah keçisi olarak beni seçtiler. Türkiye de beni günah keçisi olarak gördü. ‘Başterörist’ olarak tanımladılar. Madem öyle, sorumluluk üstlensinler. İngilizler bunda da uzman. Ben tüm samimiyetimle ‘gelin çözün’ diyorum.

Türkiye açısından söylüyorum: Sen unuttuğun kardeşine ne vereceksin peki? Komisyonlar oluşturulur ve gelirlerse onlara da bunu söyleyeceğim. İsrail, ‘Teknik destek ile Kürtleri devlet sahibi yapacağız’ diyor. Kürt sorunu 70’li yıllarda bizim önümüze konuldu; bunu kucağımda buldum. Ateş topuydu. Şimdi alıp attım bu ateş topunu. Ben bunu son 50 yıldır sürdürüyorum. Binlerce defa bana lanet getiriyorlar. Bu haksızlıktır. Ama Bahçeli bunu anlamış. Adamlar 200 yıldır ateş topu yaratmışlar. Ortada Türklük diye bir şey kalmamış. Önceleri ben de bu kardeşlik hukuku meselesinde derinlikli değildim; ama sonra ben de kabul ettim. 90’lardan beri aşmaya çalışıyorum. Bunu anlayarak hareket etmek lazım.

Erkan Baş’a selamlarımı iletin. Bu yeni partiyi Demokratik Cumhuriyet Partisi diye tanımladım. Burada arkadaşlarla da isim olarak paylaştım; ancak kendisiyle de konuşun, bu girişimim ‘Demokratik Sosyalizm Partisi’ temelinde örgütsel birliğe kadar gidecek. Böyle bir oluşumdan bahsediyoruz. Kendisinden de parti ismi önerisi alın. Bu ismi de kendisine iletin. Selamlarımla beraber bir mesaj olarak Erkan’a iletin. Yeni partiye dahil olabilirler.”

İSRAİL AKLI

“Benim elim güçlü olmak zorunda; yoksa nasıl savaşacağım, nasıl mücadele edeceğim? İsrail aklını nasıl durduracağız? Zamanında bunların bana sunmadığı teklif kalmadı. Ben neden PKK’yi ellerinden çekip aldım? Tuzaktı çünkü. Savaştınız 50 yıl; problem daha da ağırlaşmadı mı? Ağırlaştı. Şimdi İsrail diyor ki ‘Gel bana bağlı devlet ol.’ Ben bunlardan kaçtım. Bakın Gazze diye bir şey kaldı mı? Ondan sonra Filistin diye bir şey kaldı mı? Böyle devam ederse Anadolu’dan da bir şey kalmaz. Proto-İsrail’in Türkiye’deki adamlarını, sistemlerini saymak bile istemem.

Stratejimiz, en az İsrail kadar İran’ı da şoke edecek. Sarsıcı olacak. Hepsinin Ortadoğu planını etkileyecek. Balkanların iç savaş aşamalarının sebebi partisel hesaplardı; parti savaşlarıydı. Biz bu dönemde buna izin vermeyeceğiz. Bu insanlar nasıl entegre edilecek, bunları tartışacağız.”

Terörist Öcalan’ın İmralı’dan dışarıya yansıyan bu görüşlerinden sonra bahsettiği komisyon kuruldu. Kendisi de kurulan bu komisyonun üyeleri tarafından ziyaret edildi. Sanırım bahsettiği Demokratik Cumhuriyet Partisi kurulduktan sonra İsrail’e karşı eli daha da güçlenecek. Bu görüşlerini de öyle bir yere bağlıyor ki bugünkü CHP bile bunu fark etmiyor ya da tartışmıyor.

O görüşlerinde, “‘Radikal Cumhuriyet Partisi’ kuracağız. Onlar Cumhuriyet Halk Partisi demişler kendilerine. Atatürk’ün söylemi buydu. Biz ‘radikal cumhuriyet’ diyoruz. Demokrasiyi kurumsallaştırıyoruz ve sadece Kürt’ü kapsayan bir yerden bakmıyoruz.” diyor.

Bu görüşlerini daha da derinleştirerek, komisyon üyelerinin raporuna şöyle yansıtıyor: “Kendisinin (A. Öcalan), Türkiye Cumhuriyeti’ni proto-İsrail, Kürt devletçiliğini ise post-İsrail devletçiliği olarak gördüğünü; geçmişte İsrail’in kurulması için Cumhuriyet ne kadar gerekli idiyse, bugün de Orta Doğu’da hegemonya kurabilmesi için İsrail’e Kürt devletçiliğinin o kadar gerekli olduğunu, aksi halde ayakta kalamayacağını ve hegemonya tesis edemeyeceğini ifade ettiğini; son aldığı bilgilere göre, ‘Yaygın bir propaganda var, devlet olma şansınız Apo tarafından sabote ediliyor’ denildiğini ve bunun çok önemli bir saptama olduğunu” belirtiyor.

Yani burada, komisyon üyelerinin CHP karşıtlığını bilerek ve üyeleri zayıf, etkisiz ve dikkate değmez gören terörist Öcalan; Siyonistlerin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni İsrail için kurduğunu, aynı siyasi anlayışla bugün var edilmek istenen Büyük İsrail Devleti için de Kürt devletinin kurulmasının zorunlu olduğunu ileri sürmektedir.

Bu Kürt devleti kurulmadığı takdirde İsrail’in ayakta kalamayacağını; bu nedenle planın kendi eliyle bozulduğunu ve tam da bu sebeple, bu gerçeği bildiği için İsrail tarafından sabote edildiğini anlatmaktadır.

Karşılığında ise “Türkiye’nin Demokratik Cumhuriyet” olmasını istediğini, Demokratik Cumhuriyet’in inşası konusunda AK Parti’nin ciddi adımlar attığını söylüyor. Burada da mevcut Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ndeki değişiklikten bahsetmektedir. Yani hedefinde, kısaca T.C. ve Anayasası vardır.

Son olarak; TBMM Komisyonu’nun tutanağı yayımladığı gün, Türkiye Gazetesi’nden Yılmaz Bilgen’in haberiyle açığa çıkan bir gerçek daha vardır. Bu gerçek; SDG’nin başı olan Ferhat Abdi Şahin’in kendisinin adamı olduğunu söylemesi, “ABD ve İsrail desteğiyle en az 100 bin kişilik silahlı gücünün bulunduğunu ve sanılandan daha fazla yaygınlaştığını; buna diğer bölgelerin de dahil edilebileceğini” iddia etmesidir.

Haberde; terör örgütü SDG içindeki Araplara liderlik eden Ahmet Osman’ın, YPG’nin ABD’den aldığı silahları bile sattığını, Kandil’deki elebaşlarının Suriye’ye geldiğini ve Türkiye’deki belediyelerden bunlara kaynak aktarıldığını söylediği yer alıyordu. Örgütün sözde eski Cezire Sorumlusu “Ali” kod adlı Ahmet Osman, YPG’nin şişirilmiş sayılarla ABD’yi kandırdığını ve HDP’li belediyelerden de pay aldığını belirtirken; “PKK, ABD’yi uzun yıllardır dolandırıyor. En kalabalık döneminde dahi sayısı 35 bini aşmayan örgüt, 80–90 bin kişilik maaş ödemeleri aldı.” diyordu. Bu ifadeler, terörist Öcalan’ın bahsettiği silahlı gücün 100 bin değil, 35 bini aşmadığını göstermektedir. Demek ki PKK, ABD’den daha fazla para ve silah almak için yalan söylemiştir. Aynı durum, bu kez terörist Öcalan tarafından İmralı’da TBMM’den gelen heyete aktarılmaktadır. Ne de olsa güçlü olduğunu göstermek zorundaydı. (bkz)

TBMM’nin web adresinde yayımlanan 16 sayfalık tutanakta, önemli gördüğüm yerleri işaretledim. (bkz)

Öcalan’ın ifadesine göre kendisine söylendiği iddia edilen, “…dünya üzerinde MOSSAD dışında sığınacak bir yerin yok” mesajı, anlattıklarıyla oldukça örtüşmektedir.

Türkiye’nin, başta Kürt vatandaşlara zarar veren ve on binlerce insanın ölümüne neden olan bir sürecin baş aktörüyle yapacağı hiçbir şey yoktur. Elbette Öcalan, doğal bir insan değil; bir teröristtir ve derdini anlatırken bütün suçlarını da itiraf etmektedir. Özellikle ABD ve İsrail ile ilgili söyledikleri son derece önemlidir.

Siyonist kuşatma için kullanılan bu terör örgütünün varlığı; bu doğrultuda yaptığı eylemlerin başında, ortasında ve sonunda Siyonist bir plan olduğunu açıkça göstermektedir. Hala düşünsel yolu olmayan sapkın Öcalan da Kürtleri ABD’ye ve İsrail’e pazarlamıştır…

Bu hikaye, dünyayı idare eden güçlerin nasıl kanla beslendiklerini de göstermektedir.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.