Yazan Mustafa DÖNMEZ
Türkiye, Lockheed Martin tarafından geliştirilen F-35 Lightning II Müşterek Taarruz Uçağı (JSF) projesine 20 Haziran 2002 tarihinde 3. seviye ortak olarak dahil olmuştur. Projenin başından beri önemli katkılar sağlayan Türkiye, aynı zamanda uçak parçalarının üretiminde de yer almış, ancak 17 Temmuz 2019'da programdan çıkarılmıştır. CAATSA yaptırımı nedir?
Amerika'nın Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasasıdır. İran, Kuzey Kore, Rusya ve Türkiye'ye yaptırımlar uygulayan bir Birleşik Devletler federal yasasıdır. 29 Ekim 2019 tarihinde ABD Temsilciler Meclisi, ülkemize yaptırım uygulanmasına dair bir kanun tasarısını kabul ederek onayladı. Ayrıca Temsilciler Meclisi’nde neredeyse fire vermeden kabul edilen bu yasa, burada alınan pozisyonun bir nevi partiler üstü bir yaklaşımla sergilendiğini göstermektedir.
ABD Başkanı, ilgili komitenin erteleme talebini ve bu talebe dayanak bilgi, belge ve bulguları incelemesine müteakip 12 başlıkta CAATSA yaptırımlarının uygulanmasının ertelenmesine karar verebilir ancak kaldırılmıyor.
Kıbrıs Barış Harekâtı sonunda da 1975-1978 yılları arasında, Amerika Birleşik Devletleri tarafından Türkiye'ye ambargo uygulanmıştı.
Amerika her istediğini aldığı Türkiye’ye teknoloji transferi yapmıyor. Ürettiği kritik silah ve teçhizatları vermiyor. Savunması için olmazsa olmaz hava savunma silahlarını bile vermiyor. Üstelik komşularına tehdit eden radar, silah ve nükleer mühimmatı ABD adına kendi ülkesinde barındırıyor.
Türkiye sözde müttefiktir. Teknolojik tüm engellemelere karşın Türkiye, ABD hükümranlığından çıkmıyor. Üstelik sınır bölgelerinde Türkiye’ye tehdit üreten oluşumlara destek veren Amerika’ya her koşulda bağlılığını, göstermekten çekinmiyor. Oysa PKK ve türevlerini, FETÖ’yü Türkiye’de hâkim kılan yegâne güç Amerika olduğu halde. İçişleri Bakanı, Haber Global'de katıldığı bir programda, "15 Temmuz'un arkasında sadece FETÖ yok, ABD var" demiş ertesi gün Hürriyet'e yaptığı açıklamada da "Amerika'nın 15 Temmuz'un arkasında olduğu apaçık ortada. Onların talimatıyla bunu icra eden de FETÖ idi" demiş şöyle devam etmişti. "Biz 1960 darbesinin arkasında Amerika olduğunu uzun yıllar sonra dönemin İngiliz belgelerinden öğrendik. 1980 darbesinin arkasında Amerika olduğunu, 'Bizim çocuklar başardı' sözünden sonra anladık. 28 Şubat'ın arkasında kimler olduğu belli. Ben 20-30 yıl geçmeden bu darbenin arkasında Amerika olduğunu söyleyip tarihe bir not olarak bıraktım. Bugün değil, 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 24 saat geçmeden söyledim. Ondan sonra ben İçişleri Bakanı oldum. İçişleri Bakanı olduktan sonra Amerika'nın etkin olduğu her yerde FETÖ olduğunu gördüm." Diyor. Bugünkü hükümetin FETÖ ile birlik olup TSK’lerine karşı başlattığı kumpas operasyonlarıyla 6 yıla yakın Silivri esaretinde, iki kişilik hücrede eski MİT başkanı Orgeneral Teoman Koman ile kaldığım günlerde kendisinden saatlerce ABD’nin Türk Devleti’ne ve kadim Milletimize yaptığı fenalıkları, yürek yakan itiraflarını dinledim.
Bugün Amerika, sınırımızın hemen ötesinde binlerce yıllık kardeşlik bağımız olan İran’a saldırıyor. Üstelik tüm insanlığın bugüne kadar gördüğü en barbar acımasız katiller sürüsü Siyonist ruh hastalarının yönettiği İsrail devletiyle ortaklık yaparak. Türkiye sessiz. Adım adım sıranın kendisine gelmesini izleyerek.
Bu esarete neden karşı konulamıyor? Alan Watts, ‘Olağan dini âdetlerle yönetenlerin en çok düştükleri hata, sembolle gerçekliği birbirine karıştırmak, yol gösteren parmağa bakıp onu takip etmek yerine huzur almak için onu emmektir’ demiş.
Türkiye, kurucu atası Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasına ihanet etti. Tam bağımsız devlet politikalarından ayrıldı. Onun devrimlerini ilerleteceğine, eksikliklerini tamamlayacağına karşısında oldu. İnsanlığın düşmanlarıyla ortaklık kurdu, onlara biat etti. Ağzına sözde müttefiklik emziği aldı. Şimdi devlette söz sahibi olanlar beka tehlikesinden bahsediyorlar. Haklılar.
Dünya yolsuzluk endeksinde en az yolsuzluk yapan ilk 55 ülke arasında bir tane Müslüman ülke yoktur. Halkın parasıyla lüks ve şatafat içinde dindarlık saltanatı sürerlerken halka gerçek dindarlığın “bir lokma bir hırka” olduğunu öğütlüyorlar. Dindarlıklarını profesyonel bir meslek gibi kurguluyor, ses kayıtlarındaki yolsuzlukların gerçek olduğunu biliyorlar.
1920'lerin ve 1930'ların Müslüman devletlerinde “modernleştirici" üçlüsünü oluşturan Afganistan, İran ve Türkiye'de özellikle 1970'lerden sonra emperyalizmden medet umarak halkına ya şiddet ya da radikal bir anti-demokrasinin kurulması yoluyla eziyet ederek ve kendisi de yozlaşarak, çürüyerek toplumlarının geleceğini ipotek altına alıyorlar. Sekülerliği din karşıtlığı değil; siyasete, ticarete, aslında tüm beşerî münasebetlere dini bulaştırmamak olarak görmek, algılamak gerekiyor. Yunus Emre’den, Mevlânâ’dan ve insan merkezli örf ve adetlerimizin terbiyesinden de ilham alan, herkese eşit gözle bakmayı öneren bir demokratlığı, özgürlükçülüğü ve çoğulculuğu kalıcı hale getirilebilir.
İsmi anılan kardeş üç ülke dün anti-emperyalizmle mücadeleye ağırlık vererek birlikte yükseldiler ve tarihin bir cilvesi olarak bugün birlikte batıyorlar. İçine düşülen bu çukuru kadim kardeş halklar değil dini siyasete alet eden yönetici elitler kazdı. Eğer mesele Batı’nın yaptıklarına öfkeyse, Ortadoğu niçin ölüm kazanı oldu? Emperyalistler karşısında birlik olmak varken Müslümanlar arasındaki bunca kavga, savaş, çatışma niye? Murat Menteş’in, ‘Ruhi Mücerret’ adlı romanında yazdığı gibi, cennete gitmek isteniliyorsa, öncelikle yaşanan dünyayı cennete dönüştürmek için çalışılmalıdır. Siyasi İslamcıların elinde cennet gibi özgür, güzel olmuş bir yer var mıdır? Bir vatandaşımızın İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’i İran’ın karşılaştığı hukuksuzluğun karşısında dimdik durduğu için ‘Ümmetin Lideri' ilan etmesi tesadüf olabilir mi?
Onur Ünlü ’nün yazıp yönettiği ‘İtirazım Var’ filmine 18 yaş yasağı konulmuş, yasağı duyan izliyor. Filmde ne bir erotik sahne var ne de şiddet. Peki, yasak niye konulmuş? Film, Siyasi İslamcı ile Müslüman arasındaki farkı gösteriyor. Bu filme koyulan yasak, Siyasi İslamcıların, gerçek Müslümanlığın yayılmasından, bilinmesinden, anlaşılmasından fena halde korktukları olabilir mi? Sahi, Siyasi İslamcılar demokrasiyle neden barışamıyor? Türk ve Atatürk düşmanlığının sebebi nedir? İran'ın Hürmüzgan Eyaleti, Minab kentinde ilk okulun bombalanmasında ölen 170 Müslüman kız çocuğuna neden sessiz kalınıyor? Üstelik aynı okul ikinci kez vurulduğu halde.
Azerbaycan lideri Aliyev’in, Suriye’nin başına getirilen Şara’nın Siyonist Haçlı saldırılarında öne çıkan tavırları ibretliktir. Kim kimdir? Sorusunun cevaplarıdır.
Atatürk yaşasaydı, İran’ın Haçlı saldırısı karşısında ne yapardı? Düşünülmesi bile çözümün kendisidir. İran düşerse Türkiye’nin düşeceği görülmelidir. İran’ı emperyalistler karşısında Irak, Libya ve Suriye’de olduğu gibi yalnız bırakmak, Trump’ın başkanlık odasında yapılan (Siyonist-Evangelist) Hristiyanlık inancına göre İncil'in mesajını yayan, müjdeleyen ve vaaz eden Haçlı ayinine katılmak olduğunu düşünüyorum. Tarih kaydedicidir.
y. m 3 Hafta Önce
yeni nesil haçlı seferi
Erhan 3 Hafta Önce
Küresel Hegemonya Savaşı: Anglo-Sakson Dünyasındaki Gizli Bölünme ve Kaynak Savaşları I. Sembolik Restleşme: Kolonyal Geçmişin Hatırlatılması Küresel liderlik mücadelesinin en çarpıcı dışavurumu, Obama’nın İngiliz Kraliyet ailesini ziyareti sırasında yaşandı. Diplomatik bir protokolün ötesine geçen bu olayda, bir İngiliz efendinin atının dizginlerini tutan siyah bir kölenin resmedildiği tablo, ABD Başkanına doğrudan bir mesaj olarak sunuldu. Bu mesajın alt metni; "ABD'nin bir İngiliz kolonisi olduğu, efendi-köle ilişkisinin tarihsel olarak baki kaldığı ve 'Tek Dünya Devleti' idealinde liderliğin Washington’a değil, Londra’daki aristokratik akla ait olduğu" iddiasıydı. Bu sembolik saldırı, müttefik görünen iki güç arasındaki tarihsel rekabetin modern çağdaki en sert ilanı oldu. II. İngiltere’nin "Gladyatör" Stratejisi ve Finansal Yıpratma İngiltere, ABD’nin devasa askeri ve nükleer kapasitesiyle doğrudan savaşamayacağını bildiği için, asimetrik bir mücadele yöntemi seçti. Kendi askeri
Erhan 2 Hafta Önce
28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail’in İran operasyonu, sadece bir bölgesel çatışma değil; enerji, inanç ve küresel borç sarmalının tetiklediği devasa bir "Apokaliptik Jeopolitik" satranç hamlesidir. Bu makale, kibrin çizdiği takvimler ile vicdanın ördüğü asimetrik direnişin arasındaki savaşı analiz etmektedir. Donald Trump yönetiminin İran operasyonu için koyduğu "dört haftalık takvim", rasyonel askeri mantıktan ziyade bir zorunluluğun ürünüdür. ABD’nin 38 trilyon doları aşan borç sarmalı ve doların rezerv para statüsünü koruma çabası, dünyadaki her damla petrole "zorla sahip olma" stratejisini doğurmuştur. Ancak bu takvimin bir de görünmeyen, teopolitik bir yüzü vardır. Evanjelik ve Siyonist ittifakın "Armageddon" kehanetlerini tetikleme arzusu, Avrupa’yı enerjiyle terbiye edip Rusya ve Çin’i "son savaşa" mecbur bırakma planıyla birleşmiştir. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla tetiklenen enerji krizi, bu "mecbur bırakma" stratejisinin ilk büyük hamlesidir. Şeytani aklın en büyük dezavantajı "aceleciliğidir." Bu acelecilik, iki büyük kırılmaya yol açmıştır: Epstein dosyalarıyla ortaya çıkan sistemik çürüme, Batılı elitlerin şantaj ağlarını ifşa ederken; Gazze'de yaşananlar, Batı’nın "insani değerler" maskesini tamamen parçalamıştır. Dünyadaki milyarlarca vicdan sahibi insan, ilk kez kendi hükümetlerinin bu şeytani ajandasına karşı birleşmiş, bu da "içeriden bir vurulma" riskini doğurmuştur. Türkiye, bugün tıpkı Nemrut’un sarayına giren o meşhur "topal sinek" gibidir. Dışarıdan bakıldığında; milli muharip uçağının motorunu henüz tamamlamamış, ekonomik baskılarla boğuşan ve iç hesaplaşmalarla yorulmuş bir güç olarak görülebilir. Ancak bu "topallık", bir zayıflık değil, ilahi bir adaletin vesilesidir. Türkiye, devasa donanmaların karşısına KIZILELMA, ANKA-3 ve Elektronik Harp (HAVA SOJ) gibi "sineğin kanatları" hükmündeki feda edilebilir ama öldürücü teknolojilerle çıkmaktadır. KKTC’ye konuşlandırılan F-16’lar ve hava savunma sistemleri, 7 ülkenin donanması karşısında "Nemrut’un burnundan giren sinek" etkisini yaratmaktadır. Bu savaşın en derin gerçeği şudur: Karşıdaki güç, sadece Türkiye’ye veya bölge ülkelerine değil; adalete, insani değerlere ve dolayısıyla Allah’a savaş açmıştır. Güç zehirlenmesi yaşayanlar, rakamlarla hesap yaparken "zamanın sahibini" unutmuştur. Eğer bu dava insanlık ve vicdan davasıysa, Türkiye’nin silah gücü henüz tam kemale ermemiş olsa bile, Allah bu savaşı "topal bir sinek" vesilesiyle de olsa kazanacaktır. Türkiye'nin yapması gereken tek şey, her koşulda adaleti, vicdanı ve mazlumu savunarak "mutlak galibin" safında yer almaktır. Satranç tahtasında zamana karşı yapılan yanlış bir hamle geri alınamadığı gibi bu yanlış hamle sonraki hamleleri de etkilemiştir. Acele eden şeytani akıl, hata üstüne hata yaparak kendi sonunu hazırlamaktadır. Yolun sonu onlar için bir "zafer" değil, kibrin yerle bir olduğu bir "ifşa" dönemi olacaktır. Türkiye’nin ve vicdan sahiplerinin "stratejik sabrı", ilahi takvimle birleştiğinde tarih tekerrür edecek; Nemrut’un devasa orduları, hakikatin o küçük ama kararlı sineği karşısında diz çökecektir.
Erhan 2 Hafta Önce
28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail’in İran operasyonu, sadece bir bölgesel çatışma değil; enerji, inanç ve küresel borç sarmalının tetiklediği devasa bir "Apokaliptik Jeopolitik" satranç hamlesidir. Bu makale, kibrin çizdiği takvimler ile vicdanın ördüğü asimetrik direnişin arasındaki savaşı analiz etmektedir. Donald Trump yönetiminin İran operasyonu için koyduğu "dört haftalık takvim", rasyonel askeri mantıktan ziyade bir zorunluluğun ürünüdür. ABD’nin 38 trilyon doları aşan borç sarmalı ve doların rezerv para statüsünü koruma çabası, dünyadaki her damla petrole "zorla sahip olma" stratejisini doğurmuştur. Ancak bu takvimin bir de görünmeyen, teopolitik bir yüzü vardır. Evanjelik ve Siyonist ittifakın "Armageddon" kehanetlerini tetikleme arzusu, Avrupa’yı enerjiyle terbiye edip Rusya ve Çin’i "son savaşa" mecbur bırakma planıyla birleşmiştir. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla tetiklenen enerji krizi, bu "mecbur bırakma" stratejisinin ilk büyük hamlesidir. Şeytani aklın en büyük dezavantajı "aceleciliğidir." Bu acelecilik, iki büyük kırılmaya yol açmıştır: Epstein dosyalarıyla ortaya çıkan sistemik çürüme, Batılı elitlerin şantaj ağlarını ifşa ederken; Gazze'de yaşananlar, Batı’nın "insani değerler" maskesini tamamen parçalamıştır. Dünyadaki milyarlarca vicdan sahibi insan, ilk kez kendi hükümetlerinin bu şeytani ajandasına karşı birleşmiş, bu da "içeriden bir vurulma" riskini doğurmuştur. Türkiye, bugün tıpkı Nemrut’un sarayına giren o meşhur "topal sinek" gibidir. Dışarıdan bakıldığında; milli muharip uçağının motorunu henüz tamamlamamış, ekonomik baskılarla boğuşan ve iç hesaplaşmalarla yorulmuş bir güç olarak görülebilir. Ancak bu "topallık", bir zayıflık değil, ilahi bir adaletin vesilesidir. Türkiye, devasa donanmaların karşısına KIZILELMA, ANKA-3 ve Elektronik Harp (HAVA SOJ) gibi "sineğin kanatları" hükmündeki feda edilebilir ama öldürücü teknolojilerle çıkmaktadır. KKTC’ye konuşlandırılan F-16’lar ve hava savunma sistemleri, 7 ülkenin donanması karşısında "Nemrut’un burnundan giren sinek" etkisini yaratmaktadır. Bu savaşın en derin gerçeği şudur: Karşıdaki güç, sadece Türkiye’ye veya bölge ülkelerine değil; adalete, insani değerlere ve dolayısıyla Allah’a savaş açmıştır. Güç zehirlenmesi yaşayanlar, rakamlarla hesap yaparken "zamanın sahibini" unutmuştur. Eğer bu dava insanlık ve vicdan davasıysa, Türkiye’nin silah gücü henüz tam kemale ermemiş olsa bile, Allah bu savaşı "topal bir sinek" vesilesiyle de olsa kazanacaktır. Türkiye'nin yapması gereken tek şey, her koşulda adaleti, vicdanı ve mazlumu savunarak "mutlak galibin" safında yer almaktır. Satranç tahtasında zamana karşı yapılan yanlış bir hamle geri alınamadığı gibi bu yanlış hamle sonraki hamleleri de etkilemiştir. Acele eden şeytani akıl, hata üstüne hata yaparak kendi sonunu hazırlamaktadır. Yolun sonu onlar için bir "zafer" değil, kibrin yerle bir olduğu bir "ifşa" dönemi olacaktır. Türkiye’nin ve vicdan sahiplerinin "stratejik sabrı", ilahi takvimle birleştiğinde tarih tekerrür edecek; Nemrut’un devasa orduları, hakikatin o küçük ama kararlı sineği karşısında diz çökecektir.