Yazan Dr. Nurfer TERCAN
Uluslararası siyasetin en ısrarlı yanılgılarından biri, devletlerin öncelikle ortak inançlar etrafında bir araya geldiğini varsaymaktır. Oysa Lord Palmerston'ın bir buçuk asır önce Avam Kamarası'nda dile getirdiği ölçüt bugün de geçerliliğini korur: Devletlerin ebedî dostları da ebedî düşmanları da yoktur; ebedî ve daimî olan yalnızca çıkarlarıdır.1 Yirmi birinci yüzyılın yeni jeopolitik mimarisini okumanın ilk anahtarı tam da buradadır. Çünkü karşımızdaki tabloyu bir "değerler ittifakı" olarak değil, bir "çıkar hizalanması" olarak kavramadığımız sürece, olup biteni sürekli yanlış kategorilere yerleştirme riskiyle yüz yüze kalırız.
Michael Beckley ve Hal Brands'in Danger Zone çalışmasında ve onu izleyen literatürde öne çıkan temel tespit de bu yöndedir: Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore klasik anlamda ideolojik bir blok kurmuş değildir.2 Bu dört devleti bir arada tutan ortak bir dünya görüşü, ortak bir kalkınma modeli ya da ortak bir siyasal grameri yoktur. Onları yan yana getiren şey daha somut ve daha soğuktur: mevcut güç dağılımını değiştirme arzusu ve Amerikan öncülüğündeki düzenin dayattığı sınırlardan duyulan ortak rahatsızlık. Nitekim Batılı stratejik yazında bu dörtlü için üretilen "altüst oluş ekseni" (axis of upheaval) kavramı da tam olarak bu paylaşılan revizyonist itkiyi tarif eder; ortak bir ütopyayı değil, ortak bir hoşnutsuzluğu.3
Bu ayrım önemsiz bir nüans değildir. Çünkü önümüzde ne yeni bir Varşova Paktı ne de yeni bir Komintern vardır. Merkezî bir komuta hiyerarşisi, bağlayıcı bir güvenlik şemsiyesi ya da tek bir başkentten yönetilen bir doktrin söz konusu değildir. Bunun yerine, farklı tarihsel hafızalara, farklı siyasal rejimlere ve çoğu zaman birbiriyle çelişen bölgesel önceliklere sahip devletlerin oluşturduğu esnek fakat işlevsel bir stratejik ağ bulunmaktadır. Bu ağın gevşekliği zaafı olduğu kadar dayanıklılığının da kaynağıdır: Ortak bir ideoloji bulunmadığı için ideolojik çatlaklardan da dağılmaz; her aktör kendi çıkarını gördüğü sürece iş birliği kendini yeniden üretir.
Bu ağın ağırlık merkezinde Çin durmaktadır. Ancak buradaki merkezilik yalnızca coğrafi değil, işlevseldir. Halford Mackinder'in bir asır önce formüle ettiği klasik Heartland kavramı, Avrasya'nın iç kesimlerine hâkim olan gücün dünya adasına, oradan da dünyaya hükmedeceğini öne sürüyordu.4 Yirmi birinci yüzyılda bu tez tümüyle geçersizleşmiş değildir; fakat kabuk değiştirmiştir. Bugünün Heartland'i yalnızca bir kara kütlesi değil, üretim kapasitesi, sermaye birikimi, tedarik zincirleri ve teknoloji standartlarıyla örülmüş çok katmanlı bir güç alanıdır. Kara bağlantıları, deniz gücü ve dijital altyapı artık aynı stratejik hedefin üç ayrı vektörü olarak birlikte devreye sokulmaktadır. İşte "Heartland 2.0" derken kastedilen budur: coğrafyanın ekonomiyle, ekonominin teknolojiyle iç içe geçtiği bir güç yoğunlaşması.
Pekin'i bu denklemin merkezine yerleştiren asıl unsur, salt kendi büyüklüğü değil, diğer revizyonist aktörlerin kapasitesini yükselten bir çarpan işlevi görmesidir. Rusya masaya savaş tecrübesini, geniş bir cephe hattında sınanmış askerî doktrinini ve enerji kaynaklarını koyar. İran, Ortadoğu'da vekâlet ağları ve asimetrik harp kabiliyetiyle bölgesel bir taciz gücü üretir. Kuzey Kore, nükleer caydırıcılığı ve öngörülemezliğiyle kriz üretme ve rakibin dikkatini bölme kapasitesine sahiptir. Çin ise sanayi, finans, ileri teknoloji ve üretim altyapısıyla bu eksenin ekonomik omurgasını oluşturur. Sahadan gelen kanıtlar bu karşılıklı bağımlılığı somutlaştırıyor: Çin'in ikili kullanımlı teknoloji ve üretim kapasitesiyle Rusya'nın savaş ekonomisinin ihtiyaçları arasında kurulan bağ, ya da İran menşeli insansız hava araçlarının modern muharebe sahasında oynadığı belirleyici rol, bu iş birliğinin yalnızca diplomatik değil, giderek operasyonel bir nitelik kazandığını gösteriyor.
Ne var ki bu tabloyu salt askerî bir hizalanma olarak okumak, resmin en kritik boyutunu gözden kaçırmak olur. Yeni Heartland'in ayırt edici özelliği, ekonomik ve teknolojik entegrasyonun askerî kapasiteyle aynı stratejik istikamete yönlendirilebilmesidir. Bu nedenle Çin'in 2013'te ilan ettiği Kuşak ve Yol Girişimi'ni yalnızca bir altyapı yatırımları zinciri olarak değerlendirmek yetersiz kalır.5 Girişim, Avrasya'nın iç kesimlerinde alternatif ulaştırma ve enerji koridorları inşa ederek kara bağlantılarını güçlendirmeyi ve böylece deniz yollarına olan bağımlılığı azaltmayı hedefler. Kısacası bu, Mackinder'in kara gücü tezinin lojistik ve finansal araçlarla yeniden yazılmış hâlidir.
Aynı mantık denizde de işler. Çin'in donanmasına yaptığı devasa yatırım, uzun süre varsayıldığı gibi yalnızca kıyı savunmasına dönük değildir. Hedef, Soğuk Savaş jargonundan devralınan Birinci Ada Zinciri'nin ötesine geçerek Batı Pasifik'teki güç dengesini kendi lehine kaydırmak ve Nicholas Spykman'ın "Kenar Kuşak" (Rimland) olarak tanımladığı deniz kuşağı üzerindeki baskıyı artırmaktır.6 Burada iki klasik jeopolitik ekolün kara merkezli Mackinder geleneği ile deniz merkezli Spykman geleneği tek bir stratejide buluştuğunu görürüz. Çin, tarihsel olarak birbirine alternatif sunulan bu iki yaklaşımı bir tercih meselesi olmaktan çıkarıp aynı anda uygulanabilir bir program hâline getirmeye çalışmaktadır.
Üçüncü ve belki en yeni cephe ise dijital uzaydır. 2015'te çerçevesi çizilen "Dijital İpek Yolu", telekomünikasyon altyapıları, deniz altı kabloları, veri merkezleri, gözetim sistemleri ve dijital ödeme platformları üzerinden uzun vadeli bir stratejik etki alanı örmeyi amaçlar.7 Tam bu noktada jeopolitik ile teknoloji arasındaki sınır çizgisi silinir. Bir fiber optik kablo artık yalnızca bir iletişim aracı değil, bir stratejik koridordur; bir veri merkezi kritik altyapıdır; bir ödeme sistemi ise doğrudan bir ulusal güvenlik meselesidir. Standartları belirleyen gücün, oyunun kurallarını da belirlediği bir çağda, teknik norm koyuculuğu bizatihi bir egemenlik biçimine dönüşür.
Bu çerçeve içinde Doğu Türkistan'ın (Sincan) jeostratejik konumu ayrı bir başlık olarak öne çıkar. Bölge, Çin açısından yalnızca bir iç idari birim değil, Kuşak ve Yol güzergâhının kara bağlantılarında Orta Asya'ya açılan kritik bir düğüm noktasıdır. Bununla birlikte bölge, aynı zamanda yüksek teknolojili bir gözetim mimarisinin sahada test edildiği bir alan olarak da belgelenmiştir; insan hakları örgütlerinin raporları, burada geliştirilen kitlesel veri toplama ve izleme kapasitesinin niteliğine dikkat çekmektedir.8 Bu kapasitenin sosyolojik boyutu göz ardı edilmemelidir: Söz konusu olan yalnızca bir güvenlik teknolojisi değil, otoriter yönetişim modellerinin ihraç edilebilir bir şablona dönüştürülmesidir. Yani mesele, tek bir bölgenin ötesinde, dijital çağda iktidarın nasıl kurulduğuna ve nasıl sürdürüldüğüne ilişkindir.
Bütün bunlar bizi tek bir sonuca götürür: Jeopolitik artık yalnızca haritalar üzerinde okunamaz. Haritanın üzerinde görünmeyen enerji hatları, veri akışları, finansal takas sistemleri ve teknoloji standartları da en az sınırlar ve boğazlar kadar stratejik rekabetin konusudur. Klasik jeopolitiğin fiziksel coğrafyası, yerini fiziksel ve dijital katmanların iç içe geçtiği melez bir coğrafyaya bırakmaktadır.
Ancak Heartland 2.0'ın etkileyici görüntüsü, kesintisiz bir yükselişin garantisi değildir. Aksine, bu eksenin sınırları da vardır. Amerikan öncülüğündeki Kenar Kuşak ittifakı ekonomik büyüklük, ileri teknoloji üretimi, derinlikli sermaye piyasaları, rezerv para ve enerji arz güvenliği bakımından hâlâ kayda değer üstünlükler taşımaktadır. Üstelik revizyonist eksenin kendi içindeki güven açığı, çıkarların yer yer çatışması ve asimetrik bağımlılıklar, "altüst oluş ekseninin" kırılganlığına da işaret etmektedir.9 Dolayısıyla mesele, "kim daha güçlü?" sorusuna indirgenemeyecek kadar katmanlıdır.
Asıl soru şudur: Kim, sahip olduğu gücü daha tutarlı ve daha koordineli bir stratejiye dönüştürebilecektir? Zira uluslararası siyasette üstünlük, yalnızca kaynakların miktarıyla değil, o kaynakların hizalanma ve eşgüdüm kapasitesiyle belirlenir. Dağınık bir üstünlük, iyi koordine edilmiş bir dezavantaj karşısında sık sık yenik düşer. Heartland'in yükselişi kadar, Rimland'in bu yükselişe vereceği yanıt da yirmi birinci yüzyılın istikametini tayin edecektir.
İşte bu yüzden artık odağımızın Avrasya'nın merkezinden deniz kuşağına, yani Kenar Kuşak'a doğru yönelmesi ya da bu yönde değerlendirmesi gerekir. Çünkü büyük jeopolitik mücadele, yalnızca yükselen aktörleri anlamakla açıklanamaz; onlara karşı kurulan ya da kurulamayan dengeyi de aynı dikkatle çözümlemek gerekir.
NOTLAR
1. Söz, İngiliz Dışişleri Bakanı ve sonradan Başbakanı Lord Palmerston'a (Henry John Temple) atfedilir. 1 Mart 1848'de Avam Kamarası'nda yaptığı konuşmadaki ifadesi genellikle şöyle aktarılır: "Bizim ebedî müttefiklerimiz ve daimî düşmanlarımız yoktur. Ebedî ve daimî olan bizim çıkarlarımızdır." İfade, realist gelenekte devlet davranışını çıkar temelinde açıklamanın klasik özdeyişi hâline gelmiştir.
2. Michael Beckley ve Hal Brands, dörtlünün ideolojik bir birlik değil, statükoyu değiştirmeyi hedefleyen bir "çıkar koalisyonu" oluşturduğunu vurgular. Buradaki temel argüman, bu aktörleri bir arada tutanın ortak bir gelecek tasavvuru değil, mevcut düzene yönelik ortak itiraz olduğudur.
3. "Altüst oluş ekseni" (axis of upheaval) kavramı, Andrea Kendall-Taylor ve Richard Fontaine tarafından Foreign Affairs'te (2024) yaygınlaştırılmıştır. Kavram, Çin-Rusya-İran-Kuzey Kore dörtlüsünü (kimi analizlerde "CRINK" kısaltmasıyla anılır) resmî bir ittifak olarak değil, düzeni sarsma yönünde hizalanmış esnek bir hoşnutsuzlar koalisyonu olarak tanımlar.
4. Halford J. Mackinder, "Tarihin Coğrafi Ekseni" (1904) makalesinde ve Democratic Ideals and Reality (1919) kitabında Heartland tezini geliştirmiştir. Meşhur formülasyonu şudur: "Doğu Avrupa'ya hâkim olan Heartland'e; Heartland'e hâkim olan Dünya Adası'na; Dünya Adası'na hâkim olan dünyaya hükmeder." Metinde bu tezin dijital çağda "kabuk değiştirmiş" bir versiyonu tartışılmaktadır.
5. Kuşak ve Yol Girişimi (Belt and Road Initiative), 2013'te Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından ilan edildi. "Kuşak" karasal ekonomik koridorlara, "Yol" ise deniz ipek yoluna işaret eder.
6. "Kenar Kuşak" (Rimland) kavramı Nicholas J. Spykman'a aittir; The Geography of the Peace (1944) eserinde formüle edilmiştir. Spykman, Mackinder'i tersine çevirerek gücün asıl kaynağının iç kara kütlesi değil, Avrasya'yı çevreleyen kıyı kuşağı olduğunu savundu: "Kenar Kuşak'ı kontrol eden Avrasya'ya; Avrasya'yı kontrol eden dünyanın kaderine hükmeder." "Birinci Ada Zinciri" kavramı ise Soğuk Savaş'ın erken döneminde ABD'nin Pasifik çevreleme stratejisiyle ilişkilendirilir.
7. "Dijital İpek Yolu" (Digital Silk Road), Kuşak ve Yol Girişimi'nin teknoloji bileşeni olarak 2015 civarında çerçevelendi; telekomünikasyon, veri altyapısı, gözetim sistemleri ve dijital ödeme ağlarını kapsar.
8. Sincan/Doğu Türkistan'daki kitlesel gözetim uygulamalarına ilişkin belgeleme için özellikle insan hakları örgütlerinin saha raporlarına başvurulmuştur (örn. Human Rights Watch'ın bölgedeki algoritmik izleme ve veri toplama uygulamalarına dair çalışmaları). Metin, bölgeyi hem lojistik bir düğüm noktası hem de otoriter yönetişim teknolojilerinin bir "prova alanı" olarak ele almaktadır.
9. Eksenin kırılganlığına ilişkin karşı-tez için özellikle Christopher S. Chivvis'in "The Fragile Axis of Upheaval" (Foreign Affairs, 2025) analizine bakılabilir. Bu literatür, dörtlü arasındaki güven açığını, asimetrik bağımlılıkları ve çıkar çatışmalarını vurgulayarak eksenin dayanıklılığını sorgular.
KAYNAKLAR
Beckley, Michael ve Hal Brands. Danger Zone: The Coming Conflict with China. New York: W. W. Norton & Company, 2022. Chivvis, Christopher S. "The Fragile Axis of Upheaval." Foreign Affairs, 2025.
Kendall-Taylor, Andrea ve Richard Fontaine. "The Axis of Upheaval: How America's Adversaries Are Uniting to Overturn the Global Order." Foreign Affairs, Mayıs/Haziran 2024.
Mackinder, Halford J. "The Geographical Pivot of History." The Geographical Journal 23, no. 4 (1904): 421–437.
Mackinder, Halford J. Democratic Ideals and Reality: A Study in the Politics of Reconstruction. Londra: Constable and Company, 1919.
Spykman, Nicholas J. The Geography of the Peace. New York: Harcourt, Brace and Company, 1944.
Human Rights Watch. Sincan/Doğu Türkistan'da kitlesel gözetim ve algoritmik izleme uygulamalarına ilişkin raporlar (örn. "China's Algorithms of Repression", 2019).
Not: Lord Palmerston'ın 1 Mart 1848 tarihli Avam Kamarası konuşması, ilgili özdeyişin birincil kaynağıdır (Hansard, Parlamento Tutanakları).