TUHAF ZAMANLARDA YAŞAYASIN

YAZARLAR

Yazan Dr. Nurfer TERCAN

Eski bir Çin bedduasıdır derler:

"Tuhaf zamanlarda yaşayasın..."

Bugün bunun bir beddua mı, yoksa insanlığın kaçamayacağı bir kader mi olduğunu ayırt etmek giderek zorlaşıyor.

Çünkü gerçekten tuhaf zamanlardan geçiyoruz.

Hakikatin değersizleştiği, ahlakın "çağa uyumsuzluk" sayıldığı, vicdanın ise zayıflık olarak görüldüğü bir çağ bu.

İnsanlık tarih boyunca hiç bu kadar birbirine bağlı olmadı.

Ve aynı anda hiç bu kadar yalnız kalmadı.

Milyarlarca insan tek bir dijital ağın içinde yaşıyor. Herkes birbirine ulaşabiliyor ama kimse birbirine dokunamıyor.

Bir avuç ekranın içine sıkışmış hayatlar sürüyoruz.

Parmaklarımız sürekli hareket ediyor.

Ama zihinlerimiz giderek hareketsizleşiyor.

Düşünmüyoruz.

Tüketiyoruz.

Sorgulamıyoruz.

İzliyoruz.

Hatırlamıyoruz.

Kaydırıyoruz.

Ve modern dünya buna "ilerleme" diyor.

Oysa ilerleyen yalnızca teknoloji değil.

Gözetim de ilerliyor.

Manipülasyon da ilerliyor.

İnsan davranışını yönetme teknikleri de ilerliyor.

Eskiden iktidarlar meydanlardan korkardı.

Bugün insanlar birbirinden korkuyor.

Çünkü çağımızın en büyük yönetim modeli, toplumu bir araya getirmek değil; parçalayarak yönetmektir.

Kimliklerle.

Etiketlerle.

Algoritmalarla.

Öfke mühendisliğiyle.

Artık insanlar fikirlerinden önce kamplara ayrılıyor.

Birbirini dinleyen toplumların yerini birbirine bağıran kalabalıklar aldı.

Daha vahimi ise şu:

Kimse gerçeği aramıyor.

Sadece kendi tarafına uygun yalanı satın alıyor.

Televizyon ekranlarında, sosyal medya akışlarında ve siyasi kürsülerde aynı oyunun farklı oyuncularını izliyoruz.

Korku satılıyor.

Öfke satılıyor.

Aidiyet satılıyor.

Umut bile pazarlanıyor.

Dünya büyük bir psikolojik operasyon çağına dönüşmüş durumda.

Ekonomik krizler artık yalnızca ekonomik değildir.

Bir toplumun hafızasını, direncini, özgüvenini ve gelecek inancını aşındırmanın araçlarına dönüşmüştür.

Geçim derdi büyüdükçe insanın ufku küçülür.

Borçlanan birey sessizleşir.

Sessizleşen toplum itaat etmeye başlar.

Modern çağın köleliği budur.

Zincir görünmezdir.

Ama etkisi eskisinden daha güçlüdür.

Bugün insanlık, özgür birey olma iddiasıyla çıktığı yolculuğun sonunda dijital sürülere dönüşme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Her şey kayıt altında.

Her şey ölçülüyor.

Her şey analiz ediliyor.

Ne izlediğiniz...

Neye güldüğünüz...

Nerede duraksadığınız...

Kimi sevdiğiniz...

Neyden korktuğunuz...

Artık yalnızca vatandaş değiliz.

Aynı zamanda bir veri setiyiz.

Ve çağımızın en büyük imparatorlukları toprakları değil, insan davranışlarını yönetiyor.

Tuhaf zamanlarda yaşıyoruz.

Çünkü cehalet artık yalnızca bilgi eksikliği değildir.

Organize edilmiş bir güç haline gelmiştir.

Bilgi arttı.

Ama hikmet azaldı.

İletişim hızlandı.

Ama insanlar birbirine yabancılaştı.

Kalabalıklar büyüdü.

Ama insan küçüldü.

Belki de çağımızın en büyük yanılsaması başarı kavramıdır.

Artık emek vermeden uzman olanlar var.

Okumadan fikir sahibi olanlar.

Üretmeden görünür olanlar.

Başkalarının fikirlerini kendi fikri gibi sunarak kariyer inşa edenler.

Kopyala-yapıştır bilgeliğiyle makam elde edenler.

Derinlik yerine gösteriyi tercih edenler.

İçeriğin değil ambalajın kazandığı bir dönemde yaşıyoruz.

Ve kötülük artık eski zamanlardaki gibi bağırmıyor.

Gayet şık giyiniyor.

Motivasyon konuşmaları yapıyor.

Kurumsal sunumlar hazırlıyor.

"İnsan hakları" seminerleri düzenliyor.

"Daha yeşil dünya" sloganları atıyor.

"Özgürlük" konferansları veriyor.

Sonra da aynı dünyanın daha eşitsiz, daha yalnız ve daha denetlenebilir hale gelmesine katkı sağlıyor.

Bir yanda serveti ülkelerden büyük şirketler...

Diğer yanda hayatını yalnızca ay sonunu getirmek için tüketen milyonlar...

Bir yanda özgürlük nutukları...

Diğer yanda düşünmekten korkan toplumlar...

Ve herkes aynı soruyu sessizce soruyor:

"Neden hiçbir şey normal hissettirmiyor?"

Çünkü normal olanı çoktan kaybettik.

İnsan tabiatla bağını kaybetti.

Hakikatle bağını kaybetti.

Sonunda kendisiyle bağını kaybetmeye başladı.

Belki de çağımızın en büyük trajedisi budur:

İnsanlık teknoloji üretirken insanı unuttu.

Bugün insanlar düşüncelerini değil trendlerini paylaşıyor.

Vicdanın yerini görünürlük aldı.

Erdemin yerini etkileşim.

Bilgeliğin yerini hız.

Hakikatin yerini algoritma.

Ve çağın en büyük ironisi şu:

İnsan hiç olmadığı kadar konuşuyor.

Ama hiç olmadığı kadar az şey söylüyor.

Tuhaf zamanlarda yaşıyoruz...

Çünkü insanlar artık gerçeği değil, kendilerini rahatlatan illüzyonları tercih ediyor.

Oysa tarihin en tehlikeli dönemleri; toplumların sahte normallere alıştığı dönemlerdir.

Çünkü çürüme, önce olağanlaşır.

Sonra meşrulaşır.

En sonunda da düzenin kendisi haline gelir.

Ve işte o zaman, tuhaf zamanlar sıradanlaşır.

Asıl tehlike de budur.

Rüzgârlı Şehrin Mavisinden Notlar…

Yorumlar (1)

Yılmaz .D 5 Gün Önce

yazı böyle yazilir..

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.