Dr. Nurfer TERCAN
İnsanlık tarihi, aslında insanın kendisine tuttuğu aynaların tarihidir.
Ateşi bulduğumuzda doğaya baktık.
Tekerleği yaptığımızda harekete baktık.
Matbaayı geliştirdiğimizde bilgiye baktık.
Mikroskobu icat ettiğimizde hücreyi gördük.
Teleskopu göğe çevirdiğimizde evreni keşfettik.
Şimdi ise ilk kez, kendi zihnimize bakıyoruz.
Yapay zeka tam da bu yüzden yalnızca yeni bir teknoloji değildir.
O, insan aklının kendi üzerine düşünmeye başlamasıdır.
Belki de tarihte ilk kez insan, “Ben nasıl düşünüyorum?” sorusunu bir makine sayesinde yeniden sormaktadır.
Bu nedenle yapay zeka tartışmaları teknik bir mesele olmaktan çoktan çıkmıştır.
Artık mesele yalnızca algoritmalar değildir.
Mesele; bilinçtir.
Mesele; iradedir.
Mesele; anlamdır.
Mesele; insan olmaktır.
Yüzyıllar boyunca filozoflar aynı soruların etrafında dolaştılar.
Platon, hakikatin ne olduğunu sordu.
Aristoteles, aklın sınırlarını araştırdı.
Farabi, erdemli toplumun hangi ilkeler üzerine yükseleceğini düşündü.
İbn Sina, bilginin hikmete dönüşme yolunu anlattı.
Kant, insanın kendi aklını cesaretle kullanmasına, Heidegger ise teknolojinin yalnızca araç olmadığını, insanın dünyayla kurduğu ilişkiyi değiştirdiğini işaret etti.
Bugün onların bütün soruları yeniden karşımıza çıkıyor.
Fakat bu kez karşımızdaki muhatap bir insan değil.
Bir algoritma.
Belki de en büyük yanılgımız, yapay zekaya sürekli şu soruyu sormaktır:
“Ne kadar zeki olabilir?”
Oysa asıl soru şudur:
“İnsan, kendi zekasını ne kadar tanıyor?”
Çünkü yapay zeka ilerledikçe makine hakkında değil, insan hakkında daha fazla şey öğreniyoruz.
Bir algoritmanın hata yapması bizi şaşırtmıyor.
Fakat kendi önyargılarımızın algoritmalara taşındığını görmek bizi rahatsız ediyor.
Bir modelin yanlış karar vermesi değil; o modele hangi değerleri yüklediğimiz önem kazanıyor.
İşte etik tam burada başlıyor.
Uzun yıllar boyunca eğitim sistemleri bilgi aktarmayı hedefledi.
Sonra beceri geliştirmeyi amaçladı.
Şimdi ise üçüncü bir aşamaya geçiyoruz.
Artık eğitimin temel görevi yalnızca bilgi vermek ya da beceri kazandırmak olmayacak.
İnsan muhakemesini korumak olacak.
Çünkü bilgiye ulaşmanın maliyeti sıfıra yaklaşırken, doğru karar verebilmenin değeri katlanarak artıyor.
Belki de geleceğin en önemli dersi matematik ya da yazılım değil; muhakeme olacaktır.
Çünkü muhakeme olmadan bilgi güç değildir.
Muhakeme olmadan teknoloji ilerleme değildir.
Muhakeme olmadan özgürlük de uzun süre ayakta kalamaz.
Bundan yüz yıl sonra çocuklarımıza bugünü nasıl anlatacağız?
“Büyük bilgisayarlar yaptık.” diyerek mi?
Yoksa…
“İnsan olmanın ne anlama geldiğini yeniden düşünmeye başladık.” diyerek mi?
İkinci cümle daha doğru görünüyor.
Çünkü yapay zeka çağının gerçek devrimi makinelerde değil, insanın kendisiyle yeniden tanışmasında yatıyor.
Belki de yeni Rönesans’ın başlangıcı, ilk süper bilgisayarın üretildiği gün değil; bir öğretmenin sınıfta öğrencilerine şu soruyu sorduğu gün olacaktır:
“Bilmek mi daha önemlidir, yoksa bilginin ne için kullanılacağını bilmek mi?”
İşte o gün, teknoloji ile medeniyet arasındaki fark anlaşılacaktır.
Ve belki de insanlık, yapay zeka sayesinde ilk kez kendisini yeniden keşfedecektir.
Çünkü geleceği belirleyecek olan, en büyük veri merkezlerine sahip ülkeler değil; en derin soruları sormayı sürdürebilen toplumlar olacaktır.
Medeniyet, yalnızca yeni araçlar üretmek değildir.
Medeniyet; üretilen her aracın, insan onurunu, adaleti ve ortak iyiyi güçlendirecek bir amaç doğrultusunda kullanılmasını sağlayacak aklı ve vicdanı inşa edebilmektir.
Belki de yapay zeka çağının en büyük buluşu yeni bir makine olmayacaktır.
En büyük buluş, insanın yeniden kendini anlaması olacaktır.
Şimdi düşünmenin tam zamanı!
Rüzgarlı Şehrin Mavisinden Notlar
Talat 19 Saat Önce
doğa zeka çok başarılı miydi?