Yazan Dr. Nurfer TERCAN
XXI. Yüzyılın Büyük Jeopolitik Hesaplaşmasının İlk Perdesi
Tarih her zaman gürültüyle ilerlemez. Kimi zaman en köklü kırılmalar, haritalar aynı kaldığı, sınırlar yerinde durduğu ve diplomatik protokoller her zamanki nezaketiyle işlediği bir sessizlik içinde olgunlaşır. Devletler yerlerinde duruyormuş gibi görünürken, uluslararası sistemin görünmeyen katmanlarında güç dengesi çoktan yer değiştirmeye başlamıştır. Bugün, tam da böyle bir eşikteyiz: görünürde istikrarlı, derinde ise yeniden kurulmakta olan bir düzenin başlangıç anındayız.
Karşı karşıya olduğumuz mesele, uluslararası sistemin sıradan bir kriz döngüsü değildir. İki yüzyıldır üzerine inşa edildiği jeopolitik mantığın kendisi yeniden tartışmaya açılmıştır. Strateji çevrelerinde neredeyse bir asırdır rafta bekleyen iki kavramın Kalpgâh (Heartland) ve Kenar Kuşak (Rimland) aniden yeniden gündeme gelmesi bu yüzden tesadüf değildir. Hal Brands ve Michael Beckley’nin Foreign Affairs dergisinde yayımlanan “Heartland vs. Rimland: The Battle Lines in the War for the Next Global Order” başlıklı çalışması,1 bu klasik tartışmayı çağdaş büyük güç rekabetinin tam merkezine yeniden yerleştirmektedir.
İlk bakışta bu, geçmişe bir dönüş gibi okunabilir. Oysa mesele nostalji değildir. Asıl mesele, tarihin hangi fikirlerinin geleceği açıklama gücünü hâlâ koruduğunu teşhis edebilmektir. Zira jeopolitik teoriler modası geçen giysiler gibi değildir; kimi zaman bir asır boyunca sessiz kalır, sonra koşullar olgunlaştığında yeniden hükmünü icra eder.
Yirminci yüzyılın hemen başında, İngiliz coğrafyacı Halford J. Mackinder, 1904 tarihli meşhur “The Geographical Pivot of History” tebliğinde çığır açan bir iddia ortaya atmıştı: dünya siyasetinin ağırlık merkezi, Avrasya’nın erişilmesi güç iç kıtasında yatıyordu.2 Mackinder bu tezini 1919’da Democratic Ideals and Reality eserinde o ünlü aforizmayla altını bir kez daha çiziyordu: “Doğu Avrupa’yı yöneten Kalpgâh’a hükmeder; Kalpgâh’a hükmeden Dünya-Ada’ya kumanda eder; Dünya-Ada’ya kumanda eden dünyayı yönetir.”3 Kara gücünün çağıydı ve Mackinder, denizlerin hâkimi Britanya’ya kıtanın uyanışını haber veriyordu. Bu görüşe en güçlü itiraz, İkinci Dünya Savaşı’nın ortasında Hollanda asıllı Amerikalı stratejist Nicholas J. Spykman’dan geldi. Spykman’a göre belirleyici olan Avrasya’nın iç çekirdeği değil, onu bir hilal gibi çevreleyen kıyı kuşağıydı; yani nüfusun, sanayinin ve deniz erişiminin yoğunlaştığı Kenar Kuşak. 1944 tarihli The Geography of the Peace eserinde formülünü tersine çevirdi: “Kenar Kuşak’ı kontrol eden Avrasya’ya hükmeder; Avrasya’ya hükmeden dünyanın kaderini elinde tutar.”4
İkinci Dünya Savaşı’nın ittifak mimarisinden Soğuk Savaş’ın çevreleme (containment) doktrinine kadar Amerikan büyük stratejisi, sessizce bu kavganın izini taşıdı; George Kennan’ın 1947’de çizdiği çevreleme haritası, aslında Spykman’ın kenar kuşağının siyasal tercümesiydi.5 Brands ve Beckley’nin dikkat çektiği nokta tam da burada başlıyor. Onlara göre bugünkü mesele ne yalnızca Çin’in yükselişi ne de tek başına Rusya’nın meydan okumasıdır. Asıl mesele, Avrasya’nın iç kuşağında konumlanan Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore’nin hedefleri, rejim biçimleri ve öncelikleri farklı olsa da mevcut liberal uluslararası düzeni tahkim etmekten ziyade onu aşındırma ve dönüştürme arzusunda buluşmalarıdır. Yazarlar bu dört devleti tek bir ideolojik imparatorluk olarak değil, “liberal ideallere ve Amerikan gücüne duyulan ortak husumetle birbirine kenetlenmiş, gevşek fakat işlevsel bir revizyonistler ligi” olarak tanımlıyor.6 Bu, Mackinder’ın hayal ettiği yekpare kara imparatorluğu değil; koordineli baskı üretebilen çok başlı bir güç zinciridir.
Bu teşhis, çağdaş jeopolitiğin en sessiz ama en derin dönüşümlerinden birine işaret ediyor. Soğuk Savaş boyunca blokları ideolojiler tanımlıyordu; bugün blokları çıkarlar tanımlıyor. Devletler artık aynı dünya görüşünü paylaştıkları için değil, aynı rakibi dengelemek istedikleri için aynı safta buluşuyor. Bu, sistemi çok daha öngörülemez kılıyor. Çünkü ideolojik ittifaklar zamanla kurumsallaşır ve davranış kalıpları öngörülebilir hale gelir. Çıkar ortaklıkları ise koşullar değiştikçe hızla şekil değiştirir., dağılır ve yeniden kurular. Öngörülemezlik, bugünün düzeninde bir arıza değil, bir özelliktir.
Yine de Brands ve Beckley’nin en incelikli tespiti, bu blokun içindeki gerilimde saklıdır. Yazarlara göre bu yeni Kalpgâh “aynı anda hem hırçın hem de kırılgandır” yani ekonomik ve teknolojik olarak sürdürülebilir bir üstünlük kuramayacak kadar zayıf, fakat kısa vadeli krizler ve zorlama üretebilecek kadar tehlikelidir.7
Çin’in teknolojik ve sınai kapasitesi, Rusya’nın çıplak askerî gücü ve nükleer mirası, İran’ın bölgesel vekâlet ağları ve Kuzey Kore’nin nükleer caydırıcılığı birbirini tamamlayan parçalar olarak okunuyor. Ortaya çıkan tablo, tek merkezli bir hegemonya değil; fakat kenar kuşağı aynı anda birden çok noktadan yoklayabilen dağıtık bir baskı sistemidir.
Burada gözden kaçırılmaması gereken ikinci bir hakikat var: jeopolitik hiçbir zaman salt coğrafya değildir. Coğrafya, ancak onu anlamlı kılan ekonomik kapasite, teknolojik üretim, askeri güç ve hepsinden önemlisi siyasal iradeyle birleştiğinde stratejik değer kazanır.
İşte XXI. yüzyılı Mackinder ve Spykman’ın çağından ayıran şey de budur. Bugün Avrasya’nın iç bölgeleri yeniden ağırlık kazanırken, mücadele artık yalnızca demir yolları, boru hatları ya da deniz geçitleri üzerinden yürümüyor. Yarı iletkenler, veri altyapıları, yapay zekâ sistemleri, deniz altı fiber optik kabloları ve finansal takas ağları da rekabetin ayrılmaz cepheleri hâline geldi. Nitekim Brands, bu çok katmanlı mücadeleyi The Eurasian Century adlı eserinde, kara, deniz ve dijital alanı tek bir stratejik satranç tahtası olarak birlikte okuyan bir çerçeveyle ele alıyor.8 Kenar kuşak artık yalnızca kıyı şeridi değildir; aynı zamanda bir kod, bir protokol ve bir tedarik zinciridir.
Önümüzdeki soru, manşetlerin sevdiği o basit soru değildir:
“Yeni bir Soğuk Savaş mı başladı?” Asıl ve daha rahatsız edici soru şudur: XXI. yüzyılın büyük güç rekabetini hâlâ XX. yüzyılın kavramlarıyla okuyabilir miyiz?
Mackinder’ın kara gücü, Spykman’ın kenar kuşağı ve Kennan’ın çevrelemesi bize hâlâ yol gösteriyor mu; yoksa bu haritaların üzerine, algoritmaların ve tedarik zincirlerinin yeni sınırlarını mı çizmek zorundayız? Bu yazı dizisi tam da bu sorunun peşine düşecek. Amacımız, devletlerin haritada nerede durduğunu tespit etmek değil; neden bu şekilde hareket ettiklerini, teknolojinin, ekonominin ve stratejik coğrafyanın birbirini nasıl yeniden ürettiğini anlamaktır.
Çünkü bugün yeniden hareketlenen yalnızca Avrasya değildir. Yeniden hareketlenen, tarihin kendisidir.
Notlar ve Kaynakça
1. Hal Brands & Michael Beckley, “Heartland vs. Rimland: The Battle Lines in the War for the Next Global Order,” Foreign Affairs, 24 Haziran 2026. https://www.foreignaffairs.com/china/heartland-vs-rimland-beckley-brands
2. Halford J. Mackinder, “The Geographical Pivot of History,” The Geographical Journal, Cilt 23, Sayı 4 (1904), s. 421–437.
3. Halford J. Mackinder, Democratic Ideals and Reality: A Study in the Politics of Reconstruction (Londra: Constable, 1919).
4. Nicholas J. Spykman, The Geography of the Peace (New York: Harcourt, Brace and Company,
1944); ayrıca bkz. America’s Strategy in World Politics (1942).
5. “X” [George F. Kennan], “The Sources of Soviet Conduct,” Foreign Affairs, Cilt 25, Sayı 4
(Temmuz 1947), s. 566–582.
6. Brands & Beckley, “Heartland vs. Rimland,” a.g.e. (yazarların “gevşek revizyonistler ligi”
nitelemesi bu makaleye aittir.)
7. Blokun “aynı anda hem hırçın hem kırılgan” (fierce and feeble) niteliği için bkz. Brands & Beckley, a.g.e. Karş. AEI değerlendirmesi: https://www.aei.org/op-eds/heartland-vs-rimland/
8. Hal Brands, The Eurasian Century: Hot Wars, Cold Wars, and the Making of the Modern World (New York: W. W. Norton, 2025