Öne Çıkanlar Abdullah Çifçi WHO Dr. Vernon Coleman HealthKit Grip

HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK!

Yazan Dr. Nurfer TERCAN

Nerede yaşadığımızın öneminin değerlendirilmesi gerekliliği ile birlikte, son altı ay içinde hayatımız çok değişti. Yeni koronavirüsü kontrol altına alma çabaları hızlandıkça, muhtemelen daha da değişecek. “Evde kal”manıza gerek kalmadı süreci başlar başlamaz, kimimiz az biraz Akdeniz, Ege mavisine karıştık, kimimiz ise ailesini, arkadaş özlemini memleketindeki havası ve suyuyla gidermeyi seçti. Ve hepimiz bir güzel en orjinalinden ikinci dalga için oksijenimizi ciğerlerimizin en köşelerine kadar doldurduk. Ciğerimizin köşesindeki sevdiklerimize de, “memleketten oksijenim geldi” diyerek kalıcı olmak üzere kendilerini sanal dünyamızdaki yeni bir köşeye taşıdık.

İlk günden bugüne, dünyanın bir değişim sancısı yaşadığını herkes duydu. Duyanlar duymayanlara en ivedilik ile anlattı. Öyle sanıyorum ki, en popüleri de whatsapp grupları idi. Ve en önemlisi bugüne kadar el yıkamadığımızı öğrendik! Sanırım çok acımasız oldu, bu cümle! Şöyle diyelim; el yıkamayı sensörlü musluklarımızın en yüksek teknolojisine ve en mis kokulusundan, bakteriye karşı en etkili sıvı sabunlarımıza rağmen hiç bilmediğimizi öğrendik. Nasıl mı? Tüm dünyada TV ekranlarında sözde tek dünya ilkesi ile, aynı sistem ve sunum özelliklerini ezberleyen ana haber sunucularının da dahil olduğu, ellerimizi nasıl yıkamalıyız eğitimlerine tabi olarak...

Dünya üzerindeki yaşam biçimi üzerinde etkin olan, bazı güçler olarak işittiğimiz, tarihsel dönemleri 108 yıllık periyotlar olarak hesaplamış, çarpıştırmış, çıkarmış, olmadı toplamış, sonra beğenmemiş, topladığını tekrar çarpıştırıp, üç dönemden oluşan dönemler olarak 36 senelik periyotlara bölmeyi kendilerince uygun görmüş. Bize, yani bu mavi gezegende halifeliğimizin farkına varmak için bu dünyaya gelenlere sormadan! Bize sormadılar, belki şuan epeyce geç kaldık ama şimdi bizim sorma vaktimiz gelmedi mi sizce? “1989 yılı ile 2097 arası olarak planlanan, yaşanmış olan ve daha yaşanacak olan 77 yılda Enigmatik dönem denilen bu süreçte “Bize ne olacak?”

Enigmatik çağ mı? Kova dönemi idi hani, Altın Çağa giriş yapmıştık, hatta foton kuşağının Z kuşağına evrilmesini kutlamamış mı idik? Başedemedik bir SÜRÜ halinde bulunan sorular ile! Son altı aydır TV, youtube vebunun gibi tüm sosyal medya platformunda canlı yayınlarda sıraya girenler bize böyle şöylememiş idi? Ne oldu da beklemeye alındık bir anda enigmatik oluverdik!

Birinci 36 yıllık dönem 2025 yılında tamamlanıyor. Şunun surasında hiçbirşey kalmadı. Bu ilk 36 yıllık dönemin hedefi, 108 yıllık oluşturdukları sistem bilgisini toplumların algılarına işlenmiş idi. Toplumsal yaşamın en hassas damarının ismine Vatanseverlik olarak isimlendirmişlerdi. İkinci 36 dönemde bu bilgiyi hiç hatırlayamayacağız muhtemelen. Çünkü evde kal dediklerinde, ellerimizi yıkarken o damarımız da eriyip gidecek, ikinci 36 dönemin yeni güncellenmiş sürümü unutturmak üzere... Hiçbir şey eskisi gibi olamaz artık !

Bugüne kadar bütün bildiklerimizin hiç var olmadığını ya da hiçbir anlam taşımadığını pek yakında dalgalanıpta durulamayan, durulması da pek istenmeyen pandeminin ikinci perdesinde hissetmeye başlayacağız.

Peki Enigma ne demektir? Kısacası, bilinmezlik, muamma, anlaşılmazlık ve ne yazık ki yanıltmak, demektir. Daha etkileyeci başka bir anlamı ise; gizem, sır ve yani sırlar çağı olarak da işaret edilir. Tüm yönetim sistemleri en üstten en alttaki konumlanmış olan ile birlikte, sır ve sırlar üzerine bina edilir. Bilgi depolama sistemleri ile... Enigmatik sistemin en önemli yönetim sistem şekli, algı yönetimi ve subliminal mesajlar iledir. Algı yönetiminin hedefi ise kelebek etkisini oluşturuna kadar etkin çalışmasıdır. Hedefine ulaşan kaosun başarılı bir şekilde dünyada işleyişe geçmesi için küçük bir tetikleme yeterlidir.

Sırrını çözemediğimiz yirmi yirmi pandemisi, pandeminin bilim kurulları, bu kurulların aldığı kararlar... Maskelensekdemi saklansak, maskelenmesek demi yarına saklanmasak ya da aşılansakdamı saklansak, aşılanmasak da mı maskelensek? Evet cümlesini kurmak bile karmaşık, kaos ... Çözemedik, bilemedik, bir muamma maskesidir gidiyor bakalım dalga dalga...

Taş devri’nden başlatıp atom çağı, uzay çağı gibi dönemler ile günümüze kadar gelen teknolojik determinizm şimdi de karşımıza bilgi çağı olarak başlayan bu süreç, insanın toplumsal tarihini teknoloji ile ilişkilendirdiğini bize “Connecting People” olarak seslenmiş idi. Üç 36 dönemin ilk döneme ait olan “unutturmak” ya da kaosun içerisinde bir mobil telefona sahip olabilme sevincini, bir sloganının arkasına saklamak ! Ağ Toplumununun Yükselişinin cepten gelen sesleri...

ABD’li Sosyolog Daniel Bell, sanayi sonrası endüstriyel toplum ile ilgili 1976 yılında yapmış olduğu çalışmalarında; “şu an önemli olanın kas gücü ya da enerji olmadığı fakat enformasyonun olduğu” ve “eğitim-öğretimle donanımlı hale gelmiş, artan bir şekilde talep edilen becerileri sağlayabilecek asıl kişinin uzman olduğu” şekillendirilmiş başka bir toplum ile karşı karşıya olduğumuzun bilgisini vermiştir.

Makro plandaki toplumsal dönüşümlerin mikro planda insanların anlamlandırmaları ve eylemleriyle mümkün olduğunu göz önüne alarak, Sanal alemin ilk büyük filozofu Manuel Castells, sanayi toplumlarının geride kaldığını belirtir ve zenginliğin enformasyon işlenerek yaratıldığı, enformasyon işleyenlerin yönlendirici konumda olduğu yeni bir topluma işaret eder.

“Teknolojik devrimin ayırt edici özelliği bilginin ve enformasyonun merkezi önemi değil, bu bilgi ve enformasyonun, bilgi üretimine, bilgi işleme aygıtlarına uygulanması, yenilik ile yeniliğin kullanımı arasındaki ilişkinin birbirini beslediği bir zincir oluşturmasıdır.“ Manuel Castells – Ağ Toplumunun Yükselişi

“Mikro-Mühendislik, Makro-Değişimler”

Castells enformasyon toplumunun birbirinden bağımsız üç sürecin tarihsel çakışması sonucu ortaya çıktığından bahseder. Bunlardan ilki kas gücünü değersizleştirmiştir, ikincisi rutin zihinsel işi, sonuncusu ise insanın düşüncesini, gerçek beyin gücünü değersizleştirmiştir.

1960’larda ortaya çıkan kültürel toplumsal hareketler

1970’lerle birlikte gelişme gösteren enformasyon teknolojisi devrimi

1980’ler boyunca süren kapitalizmin yeniden yapılanma süreci (enformasyonel kaptalizm)

Castells, bu süreçlerinden birbirlerinden analitik olarak ayrıldıklarını iki kavramla temellendirmiştir: Üretim biçimi ve kalkınma biçimi. Castells’e göre günümüz toplumunun sahip olduğu kalkınma biçimi ise enformasyonel kalkınma biçimidir, çünkü artık üretkenliğin kaynağı bilgi üretme, bilgi işleme ve sembollerle iletişim teknolojisidir. Castells enformasyon devriminin ağ toplumunu yaratmadığını, fakat ağ toplumunun enformasyon teknolojisi olmadan mümkün olamayacağını söyler.

“ENFORMASYONELİZM”

Endüstriyalizmin yerini, “bilgi üretimi, bilgi işleme ve sembol iletişimi” çevresinde yoğunlaşan özgün bir iktisadi paradigma olan «enformasyonalizm» almıştır. “Yeni enformasyon teknolojileri yalnızca uygulanacak araçlar değildir, aynı zamanda geliştirilecek süreçlerdir” ve bu sebeple, “tarihte ilk kez insan aklı yalnızca üretim sürecinin belirleyici bir unsuru olmakla kalmamış, doğrudan bir üretim gücü olmuştur”. Castells, sosyalizmin radikal öznesinin (endüstriyel işçi sınıfının) tarihten yok olduğunu iddia eder. Kimlik esaslı siyasetin (çevrecilik, feminizm, eşcinsel özgürleşmesi –Toplumsal Cinsiyet Eşitliği vb.) yerini geniş bir yelpazeyi temsil eden, hayat tarzı bilinci ile bireysel tavırlar güdümlü yeni toplumsal hareketlere bıraktığını söylemiştir.

10cm lik bir tüpün içerisindeki, 10 dolarlık bir virüsün; tüm dünyayı, Enformasyon toplumu, yani Akıllı sistemlerin içerisinde etik ve ahlak değerlerimizi konuştuğumuz Toplum 5.0 yaşam biçimine nasıl dönüştürdüğünün sorgulamasının tam zamanı değil mi? Bu değişim ya da paradigma geçişi yirmi yirminin ilk ayında planlanıp, sistemde işleyişe kendiliğinden mi bırakıldı acaba?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.