Yazan Muammer KARABULUT
PATENTLERİN GÜCÜ
Qualcomm özellikle: Snapdragon işlemcileri, 5G modemleri, Uydu haberleşme çözümleri, Yapay zeka çipleri ve Otomotiv sistemleri alanlarından gelir elde ediyor.
Qualcomm'un asıl serveti çip satmaktan çok: Patentleri, lisans gelirleri, 3G, 4G, 5G standartları üzerindeki haklarıdır.
Bugün dünyada üretilen milyarlarca cep telefonunun önemli bir kısmında Qualcomm teknolojileri veya Qualcomm patentleri bulunur. CDMA'dan başlayarak 3G, 4G LTE ve 5G'nin temel teknolojilerinde önemli rol oynamıştır.
Qualcomm'un ve kurucularının geçmişini incelediğinizde, şirketin köklerinin yalnızca cep telefonlarına değil, savunma haberleşmesi, uydu iletişimi, dijital sinyal işleme ve devlet projelerine uzandığını da görüyoruz. Başlangıçta devlet/savunma projeleri de alan bir Ar-Ge şirketidir.
Qualcomm'un gerçek kökeni 1968'de kurulan, kurucuları Irwin Jacobs, Andrew Viterbi ve Leonard Kleinrock olan Linkabit şirketidir.
Linkabit özellikle: Uydu haberleşmesi, askeri iletişim sistemleri, hata düzeltme kodları, dijital modemler, şifreleme ve güvenli iletişim alanlarında çalışıyordu.
DARPA, SATNET VE NASA BAĞLANTISI

1970'lerde Linkabit, ABD Savunma Bakanlığı'nın araştırma kurumu olan DARPA için geliştirilen SATNET projesinde görev aldı.
SATNET, dünyanın ilk paket anahtarlamalı uydu ağlarından biri olarak kabul edilmektedir.

Birçok araştırmacı tarafından ARPANET'in uydu uzantısı olarak tanımlanmaktadır.
Bu sistem sayesinde, ABD, Avrupa ve çeşitli araştırma merkezleri arasında veri iletişimi sağlanıyordu.
Bu nedenle Irwin Jacobs ve Andrew Viterbi'nin çalışmaları internet öncesi dönemin küresel veri haberleşmesiyle doğrudan ilişkilidir. Adeta ortaya çıkmasına öncülük etmiştir.
NASA ve Voyager Uzay Araçları
1969–1976 arasında Linkabit ekibi: NASA'nın Voyager görevleri için, derin uzay haberleşmesinde kullanılan hata düzeltme ve kodlama teknikleri üzerinde çalıştı.
Amaçları milyarlarca kilometre uzaktaki uzay araçlarından gelen çok zayıf sinyallerin güvenilir şekilde çözülebilmesiydi.
Andrew Viterbi'nin en büyük mirası olan ve daha önce bahsettiğimiz; “Viterbi Algoritması” bugün: Uydu haberleşmesinde, askeri telsizlerde, cep telefonlarında, GPS sistemlerinde ve uzay haberleşmesinde kullanılan temel sinyal işleme yöntemlerinden biridir.
Telekom dünyasında Viterbi'nin etkisi, bilgisayar dünyasında TCP/IP'nin etkisine benzetilir.

QUALCOMM'U DÜNYA DEVİ YAPAN TEKNOLOJİ: CDMA
1985'te Qualcomm kurulduğunda şirketin ilk işi cep telefonu değildi.
Şirket: Devlet projeleri, savunma projeleri ve haberleşme araştırmaları üzerine çalışan bir Ar-Ge merkezi olarak faaliyet gösteriyordu.
Qualcomm'un ilk büyük ticari başarısı: OmniTRACS oldu.
Bu sistem: Uydu üzerinden araç takibi, konum belirleme ve iki yönlü veri iletişimi sağlıyordu.
Resmi olarak kamyon filoları için geliştirildi.
Fakat kullanılan teknoloji: Mobil uydu iletişimi, konum takibi, veri iletimi gibi askerî uygulamalarla da benzer altyapıya sahipti.
Qualcomm'u dünya devi yapan teknoloji: CDMA (Code Division Multiple Access) oldu. CDMA'nın teorik kökleri: Yayılı spektrum (spread spectrum), karıştırılmış sinyal teknikleri gibi askeri haberleşme yöntemlerine dayanır.
Bu tekniklerin amacı karıştırmaya direnç, dinlenmeye karşı dayanıklılık ve aynı frekansta çok sayıda kullanıcı sağlamaktır.
Qualcomm'un küresel yükselişi büyük ölçüde bu teknolojinin yaygınlaşmasıyla gerçekleşti.
SAVUNMA BAKANLIĞI İLE İLİŞKİLER VE TEKNOLOJİNİN KÖKLERİ
Qualcomm'un geçmişine bakıldığında, şirketin yalnızca cep telefonu teknolojileriyle büyümüş bir şirket olmadığı görülmektedir.
Şirketin kurucuları Irwin Jacobs ve Andrew Viterbi, cep telefonu çağından çok önce; uydu haberleşmesi, DARPA ağları, NASA uzay görevleri, dijital iletişim ve sinyal işleme teknolojileri üzerinde çalışmış mühendislerdi.
Linkabit üzerinden SATNET ve Voyager gibi projelerde yer aldılar; Qualcomm'u kurduklarında ise önce devlet ve savunma odaklı Ar-Ge işleri yaptılar, ardından OmniTRACS uydu sistemi ve CDMA teknolojisiyle küresel telekom sektörünü dönüştürdüler. Bu nedenle Qualcomm'un kökleri yalnızca cep telefonlarına değil, ABD'nin ileri haberleşme ve uzay teknolojisi ekosistemine de dayanmaktadır.
6G VE YENİ TEKNOLOJİ YARIŞI

Beyaz Saray'daki toplantının temel gündemlerinden biri de 6G teknolojisiydi.
Bugün 5G henüz dünyanın birçok bölgesinde tam olarak yaygınlaşmamış olsa da teknoloji şirketleri ve devletler bir sonraki nesil haberleşme altyapısı üzerinde çalışmaya başlamış durumda.
Qualcomm CEO'su Cristiano Amon'un son yıllarda yaptığı açıklamalarda;
Yapay zeka, veri merkezleri, otonom sistemler, robotik teknolojiler, endüstriyel IoT ve Genişletilmiş gerçeklik sistemleri ile 6G'nin birlikte gelişeceği vurgulanmaktadır.
Şirket, akıllı telefon gelirlerine bağımlılığı azaltmaya çalışırken veri merkezleri, yapay zeka ve otomotiv alanlarına yönelmektedir. Son dönemde yapılan açıklamalarda veri merkezi ve yapay zeka yatırımlarının Qualcomm'un gelecekteki büyüme stratejisinin merkezine yerleştirildiği görülmektedir.
Beyaz Saray’da Trump’un teknolojiyi yatırdığı yuvarlak masa toplantısında görünürde Qualcomm CEO'su Cristiano Amon’un arkasında, Siyonist Irwin Jacobs ve Andrew Viterbi gibi teknolojinin emeklediği dönemde yer alan ve onlarla büyüyen bilim insanları vardı. Onlar bugün, herkesin elinde görünür olan cep telefonlarının nerdeyse bütün patentlerine sahiptir. Şimdi sırada, insanları da kontrol edecek olan 6G teknolojisi var.
TEKNOLOJİNİN FRENİ PATLADI
Bugün teknolojinin ulaştığı nokta yalnızca daha hızlı internetten ibaret değildir.
Artık konuşulan konu yapay zeka destekli ağlar, otonom karar sistemleri, akıllı şehirler, sensör ağları, nesnelerin interneti ve veri merkezleri gibi çok daha geniş bir alanı kapsamaktadır.
Bu nedenle 6G tartışmaları yalnızca bir haberleşme teknolojisi tartışması değildir.
Aynı zamanda geleceğin ekonomik, sosyal ve teknolojik yapısının nasıl şekilleneceğine ilişkin bir tartışmadır.
Diğer olması gereken bir tartışmada, aynı zamanda bu yazının yazılmasına neden olan teknolojinin arkasında ki güçlerdir.
Bu bağlamda yaşayacaklarımızı, 11 Eylül 2001 de ikiz küllerin kontrollü yıkılmasının ardından başlatılan Büyük İsrail Projesini, ancak 7 Ekim 2023 tarihinde Siyonist İsrail’in Gazze’de başlattığı soykırım ile öğrendik. Buna paralel olarak da 11 Mart 2020 tarihinde başlattıkları küresel darbe (planlı salgın) ile eş zamanlı ortaya çıkan 5G ve LNP (Lipid Nanopartikül) teknolojileri ile var edilen mRNA sıvılarıyla insanları kontrol etme istekleri ile karşı karşıyayız.
CRISTIANO AMON'UN ARKASINDAKİ MİRAS
Geleceğe doğru baktığımızda Cristiano Amon bugün Qualcomm'un felakete giden teknolojinin yüzü olarak görülmektedir.
Ancak Qualcomm'un bugünkü konumuna ulaşmasında yalnızca günümüz yöneticilerinin değil, şirketin kurucu kadrosunun onlarca yıllık çalışmalarının da çok payı bulunmaktadır.
Irwin Jacobs ve Andrew Viterbi gibi isimler dijital haberleşme, sinyal işleme, uydu sistemleri ve mobil iletişim alanlarında yürüttükleri çalışmalarla modern telekomünikasyon çağının oluşumuna katkı sağlamış isimler olarak kabul edilmektedir.
Bugün cep telefonlarından uydu haberleşmesine kadar uzanan birçok teknolojinin temelinde bu çalışmaların izleri bulunmaktadır.
Sonuç olarak Beyaz Saray'da gerçekleştirilen yuvarlak masa toplantısı, yalnızca bir teknoloji zirvesi olarak değerlendirilemez.
Toplantıda ortaya konulan görüşler, ABD'nin yapay zeka, yarı iletken üretimi, veri merkezleri ve yeni nesil haberleşme teknolojilerinde küresel liderliğini sürdürme hedefini ortaya koymaktadır.
Qualcomm ise bu stratejinin merkezinde bulunan şirketlerden biri olarak dikkat çekmektedir.
Şirketin geçmişi incelendiğinde, köklerinin yalnızca cep telefonu teknolojilerine değil; uydu haberleşmesine, dijital sinyal işlemeye, uzay iletişimine ve ileri haberleşme araştırmalarına kadar uzandığı görülmektedir.
Bugün tartışılan konu yalnızca 6G'nin ne kadar hızlı olacağı değildir.
Asıl tartışma, yapay zeka ile bütünleşen yeni teknolojilerin insan hayatını, ekonomiyi ve toplumsal yapıyı nasıl etkileyeceğidir.
Bu soruların cevapları ise önümüzdeki yıllarda daha net ortaya çıkacaktır.
Ayrıca var ettikleri bu teknoloji bugün, “İNSANIN” etkin olmadığı bir dünyaya evriliyor. Bunu da bugünlerde, nesline düşman bir insan nesil yetiştirdiklerini görmüyor muyuz? “İNSANI” diğer canlılardan ayıran düşünen bir canlı olma evresinin sonuna geldik.
– Güvenelim mi?
SONRASINDA 7G’DE VAR!

7G ile birlikte, “VÜCUT İÇİ nano cihazlar aracılığıyla sağlık izleme ve anlık veri iletişimi” sağlanacağı planlanıyor.
LNP teknolojisiyle geliştirilen mRNA uygulamalarını hatırladınız mı?
Sonuç olarak karşımıza çıkan tablo, tamamen izlenebilen ve yönlendirilebilen bir insan modelidir.
Peki kim tarafından?
Yazı boyunca anlatmaya çalıştığım teknoloji ekosistemi ve bu ekosistemin sahipleri tarafından...
2030'a çok az kaldı.
Aslında yarın kadar yakın...
Bugün 3-18 yaş arasındaki çocuklar ve gençler; anneleriyle, babalarıyla, kardeşleriyle, akrabalarıyla ve arkadaşlarıyla geçirdikleri zamandan daha fazlasını teknolojik aygıtlarla geçirmiyor mu?
Ellerindeki bu cihazlarla büyüyen nesiller; doğa sevgisini, insan haklarını, hayvan haklarını, özgürlükleri ve çeşitli toplumsal talepleri savunduklarını düşünürken, belki de asıl soruyu sormayı ihmal ediyorlar:
Bu teknolojiler bizi gerçekten özgürleştiriyor mu, yoksa farkına varmadan ve İNSANIN olmadığı daha büyük bir bağımlılığın içine mi sürüklüyor?
İşte tartışılması, sorgulanması ve tedbir alınması gereken asıl konu budur.
“Öncelik insan mı, yoksa teknoloji mi?” sorusuna yanıt vermeden önce, bugüne kadar büyük olasılıkla hiç duymadığınız aşağıdaki Flor-LNP(*) konusunu okuyalım. Ardından, insan bedenine yeni teknoloji olarak yutturulacak olan 5g’nin devamı 6G ile nasıl entegre edeceklerini birlikte değerlendirelim.


Öncelik teknoloji mi, insan mı? Gelecek bu soruya vereceğimiz cevapla şekillenecek.



