Öne Çıkanlar Hüsnü Çalmuk Manisa sınıf Yavuz Çıkarma Plajı PANDEMİ

DEVLET İHBARCI

Yazan: Muammer KARABULUT

Davalının Türkiye Cumhuriyeti Devleti olduğu, Yargıtay’ın 14.04.2026 tarihli “gerekçeli kararı” iki gün önce elime ulaştı.

Dava konusu; Ergenekon davasında görev yapan bazı hakim ve savcıların, “haksız gözaltı, tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarıyla kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak mağduru (Muammer KARABULUT) hürriyetinden yoksun bıraktıkları” yönündeki tespitlerin kesinleşmesi üzerine, Devlet Hazinesi’nin ödenen tazminat nedeniyle zarara uğramasıdır.

Bu kapsamda Antalya Valiliği Defterdarlık Muhakemat Müdürlüğü, kamu hukuku adına ihbarda bulunarak Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde soruşturma açılmasını talep etti. Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) 2. Dairesi de 10 Şubat 2024 tarihinde şüpheli hakim ve savcılar hakkında soruşturma izni vermiştir.

Sanıklardan altısı firari, üçü cezaevinde, ikisi serbesttir. Davalılardan yalnızca Sincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda (Sincan/ANKARA) bulunan Ergenekon hakimlerinden Hüsnü ÇALMUK, Yargıtay’daki duruşmaya SEGBİS üzerinden katılmıştır.

Davaya temel teşkil eden süreç; kamuoyunda “Ergenekon” olarak bilinen dava kapsamında; 22.02.2008 tarihinde gözaltına alınan, 26.02.2008 tarihinde tutuklanan, 23.01.2009 tarihinde serbest bırakılan ve yargılama sonunda beraatine karar verilen Muammer KARABULUT’un açtığı tazminat davasıdır. Antalya 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2020/34 esas sayılı dosyasında açılan bu dava, davalı Hazine aleyhine sonuçlanmış ve bu suretle kamunun zarara uğramasına sebebiyet verilmiştir.

Ayrıca, haksız gözaltı ve tutuklama kararlarıyla, kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılarak mağdurun hürriyetinden yoksun bırakıldığı hüküm altına alınmıştır.

Cumhuriyet savcısının iddianamesine göre; Fethullahçı Silahlı Terör Örgütü üyesi olan şüphelilerden Hüsnü ÇALMUK’un, yargısal faaliyetlerinde Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre karar vermediği; bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde FETÖ/PDY yapılanması içinde yer alarak örgüt hiyerarşisi ve ideolojik bağlılık doğrultusunda hareket ettiği belirtilmiştir.

Bu doğrultuda, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için çaba sarf etmediği; tarafsızlık, doğruluk, tutarlılık, ehliyet ve liyakat ilkelerine aykırı davrandığı değerlendirilerek; 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 89. ve 90. maddeleri uyarınca hakkında soruşturma açılması talep edilmiştir.

DÜŞEN DAVADA GELEN İTİRAFLAR

Hüsnü ÇALMUK hakimi olduğı 13. Ağır Ceza Mahkemesine eli kelepçeli geldiği bir duruşma...

Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nde görülen davada, 15 yıllık asli zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle 13.04.2026 tarihinde sanıklar hakkında davanın düşmesine karar verilmiştir.

Ancak davaya SEGBİS üzerinden katılan sanık Hüsnü ÇALMUK, uzun sayılabilecek bir savunma yapmıştır. İstanbul/Beşiktaş’da bulunan “Özel yetkili” mahkemede ağır ceza hakimi olarak görev yapan ÇALMUK’un savunması; Yargıtay’ın 2019 yılında “örgüt yok” gerekçesiyle beraat kararı verdiği davaya ilişkin olarak, adeta “Bir Delinin Hatıra Defteri”ndeki Poprişçin’in hezeyanlarını andırmaktadır.

ÇALMUK’un, FETÖ’nün CIA/MOSSAD uzantılı Ergenekon davasında görev alması sonucu bugün cezaevinde bulunması ile Poprişçin’in akıl hastanesine kapatılmasına rağmen kendisini hala İspanya Kralı sanması arasında hiçbir fark göremiyorum. Poprişçin’in hatıra defterine düştüğü kopuk ve tutarsız notlar gibi, ÇALMUK’un Yargıtay’daki savunması da aynı niteliktedir.

Şöyle ki;

Beraat talep eden Hüsnü ÇALMUK, savunmasında FETÖ mağduru olan Muammer KARABULUT için, “mevcut olan (AKP) hükümeti gözden düşürmeye, toplumda yanlış algı oluşturmaya yönelik hareketler konusunda görevlendirilmiş bir kişi olduğu için mahkememizde suç olarak değerlendirilmiş ve cezalandırılmasına karar verilmiştir” demektedir.

ÇALMUK’a göre Muammer KARABULUT, “pozisyon itibarıyla geri planda, adeta kuklacı gibi, sahne dışında tutulması gereken ana aktörlerden biri”dir. Ayrıca “arka planda olması gereken şahıslardan biri” olarak bahsetmektedir.

Ergenekon iddianamesinde yer almamasına rağmen, KARABULUT’un Hristiyan dernekleri ile irtibatlı olduğunu iddia etmektedir. Kurucusu olduğum Ayasofya Derneği’nin kuruluş amacının ise “Ayasofya’nın açılmaması, açılırsa kilise olarak açılması” yönünde faaliyet yürütmek olduğunu iddia etmektedir.

Oysa Ayasofya Derneği’nin kuruluş amacı; ibadete açılmaması, müze olarak kullanılması ve yalnızca kültürel faaliyetlerde bulunmasıdır.

Devam edelim.

ÇALMUK’a göre, Ergenekon davasında tutuklananların “toplumda saygın kişiler olduğu, suç işlemedikleri ve kendilerine iftira atıldığı” yönünde kamuoyu oluşturma girişimlerinde bulunmuşum.

Bir yandan Ayasofya’nın kilise olarak açılmasını istediğimi iddia ederken, diğer yandan Fener Rum Patrikhanesi’nin faaliyetlerine müdahale ettiğimi, etkinliğini azaltmaya çalıştığımı ve “Türkiye’den uzaklaştırılması, Yunanistan’a gönderilmesi” yönünde faaliyetlerde bulunduğumu söylemektedir.

FAALİYETLERİMLE MÜSLÜMANLAR HRİSTİYANLAŞACAK

Hatta Patrikhane hakkında suç duyurusunda bulunmamı bile “irtica faaliyeti” olarak nitelendirmekte ve bunu şu ifadelerle açıklamaktadır: “Bununla ilgili ayarlamalar yapıyorlar. Bununla ilgili propagandalar, şunlar bunlar yapılıyor. Ha bunların da derdi Türklerin Müslümanlaşması değil, Türklerin  mümkünse Hristiyanlaşması bunların da fikri, alt zeminde bu.” Yani iddiasına göre ben Müslümanları Hristiyanlaştıracakmışım!

Bu ifade, söz konusu davaya bakan bir hakimin zihniyetini ve içine düştüğü trajikomik durumu açıkça ortaya koymaktadır.

GENELKURMAY İLE AYNI YOLUN YOLCUSUYMUŞUM

Savunmasında, İstanbul’da ki tarihi ihanet merkezlerden birisi olan “Fener Rum  Patrikhanesi” mi yoksa kilise mi ayrımını dahi karıştıran ÇALMUK, bu kez AK Parti’yi yıpratmaya yönelik “psikolojik harp faaliyetlerinde” bulunduğumu iddia etmekte; sorumlusu olduğum www.tepkimiz.net adlı haber sitesine Genelkurmay sitelerinden link verilmesini “örgütsel bağ” olarak değerlendirmektedir. Bunu da “Genelkurmay internet sitelerinden link verilmiş olması da birlikte hareket edildiğini, aynı yolun yolcusu” sözleriyle açıklamaktadır.

Silivri’deki duruşmada site sorumlusu olduğumu bizzat beyan etmeme rağmen, bunu başkalarının söylediğini ileri sürerek “gizlenen örgütsel bağlantı” şeklinde yorumlamaktadır. Bu durum güya benim “arka planda olan ve gizlenen örgütsel irtibat gizlenen bir kişi.” olduğumu gösteriyormuş. Tüm bu akıl dışı iddialar sonucunda bana “11 yıl 3 ay örgüt üyeliğinden ceza” verildiğini ifade etmektedir.

ERGENEKONUN ANA BELGESİ FENER RUM PATRİKHANESİ’NDEN ÇIKTI

YARGITAY’da 5 adet 1. sınıf hakime SEGBİS üzerinden bağlanan FETÖ tutuklusu Hüsnü ÇALMUK’un hapishanede hazırladığı uzun süren savunmasının sonlarına doğru ise ciddi kopukluklar göze çarpmaktadır. Öyle ki, Ergenekon Lobi belgesinin benim adresimde bulunmadığını söyleyen ÇALMUK, aynı anda “Bu Fener Rum Patrikhanesinde bulunan bir belgedir, örgüt belgesidir. Örgütün ana belgelerinden bir tanesidir.” diyebilmektedir. Bu çelişkili savunmaya açıklık getirmesi gereken birisi varsa, o da kumpas davasının hakim olan ÇALMUK’un kendisidir.

AZ BİLE YATMIŞIM

ÇALMUK’un Ergenekon’un en önemli belgelerinden bir tanesinin “Fener Rum Patrikhanesinde”  çıktığını söylemesinden sonra mağdur olan şahsım için şu ifadeleri kullanmıştır: “2009 yılında şahıs tahliye edilmiş. Yani şahsın ceza evinde kalması için özen gösterilmemiş. Yani hukuki durumu incelenmiş. En kısa zamanda da çözülerek şahıs tahliye…” edilmişim.

Yeri gelmişken belirtiyim: Sanırım sanığa göre daha fazla hapis yatmalıymışım!

Savunmasının sonunda ise örgütten haberi olmadığını ve kastının bulunmadığını ileri sürerek beraat talep etmektedir: “Düşme kararı zaten cepte. Düşme kararı, bu daha mahkemenizin dosyası buraya gelmeden kapının ağzından çevrilmesi gereken bir dosyaydı. Maalesef kapınıza geldiyse demek ki beraat istenecek mahkemeniz. Beraatimi öncelikle talep ediyorum…”

Burada şu soru akla gelmektedir:

- Madem dava düşecekti, neden bu kadar uzun bir savunma yaptın?

-Kastın yoksa, özgürlüğümü kısıtlamadıysan ve beraat etmiş olmama rağmen neden hala “daha fazla tutuklu kalmalıydı” imasında bulunuyorsun?

Ancak savunma metni, bir “delinin hatıra defteri”nden farksız olduğu için daha fazla sorgulamaya gerek kalmamaktadır.

NOT:

Bu yazı; 20 Ekim 2008’de başlayan ve 6 yıl 2 ay süren yargılama sonucunda 6 Ağustos 2013’te sona eren, Yargıtay’ın 1 Temmuz 2019’da “örgüt yok” kararı verdiği davada, yaklaşık 7 yıl cezaevinde kalan insanların, bu davanın hakimlerinden biri olan Hüsnü ÇALMUK’un savunmasındaki kopuklukları ve gerçeklikten uzak iddiaları göstermek amacıyla kaleme alınmıştır. Çünkü ÇALMUK’un iddialarından oluşan savunması ile toplam hacmi 20  iddianameyle birlikte 17 bin sayfayı aşan, ek klasörler dahil  büyüklüğü dijital ortamda 64 milyon sayfa dokümana eşdeğer olan Ergenekon kumpasından farksızdır.

CIA/MOSSAD’ın başta istihbarat olmak üzere, FETÖ’nün polisi ve yargıdaki aparatlarını kullanarak yoktan var ettikleri “Asrın davası” ancak bu zekada birileri tarafından yürütülürdü..

“Bir delinin hatıra defterine” gönderme yaptığım Ergenekon davasında hakimlik yapan Hüsnü ÇALMUK’un savunmasının tamamı aşağıda;

   

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
hulya 2 gün önce

iyi olmuş

Avatar
Rıza x 2 gün önce

Bakalım daha neler duyacağız