Öne Çıkanlar DSÖ GAVI Reiner Fuellmich Eyüp AKBULUT Neva Çiftçioğlu Banes

19 MAYIS, ÖYLEMİ BÖYLE Mİ?

Yazan Muammer KARABULUT

Yunan kaynaklarına göre, I.Dünya Savaşının başladığı 1914 yılından itibaren Anadolu’da bir de sözde,  “Pontus Rum Soykırım” yapıldı ve 1923 yılına kadar devam etti. Anma günü olarakta 19 Mayıs gününü seçtiler. (bkz)

Soykırımı başlattıkları tarihi(1914) de Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması ile aynı zamanda dünya savaşının çıktığı döneme denk getirdiler. Soykırımı bitirdikleri zaman ise Cumhuriyetin kurulduğu (1923) tarihtir. Diğer bir ifade ile Yunan hesabına göre, I. Dünya Savaşı 11 Kasım 1918 yılında biter ama Anadolu’da başlayan soykırım devam eder.

Osmanlı’nın başkenti İstanbul, önce 13 Kasım 1918, sonra 16 Mart 1920'de iki kez işgal edilir. Yine bunların hesabına göre  işgale uğrayan Osmanlı Devleti işgal güçleri savaşmak yerine soykırım yapmış, soykırım yapan ordunun başında da Alman general Otto Liman von Sanders’i getirmiştir.

OSMANLI YAHUDİ ALMAN GENERAL KOMUTASINDA BÜTÜN SAVAŞLARINI KAYBETTİ! 

Yahudi kökenli Otto Liman von Sanders Çanakkale Savaşından sonra  1918 yılında, Sina ve Filistin Cephesi sırasında Erich von Falkenhayn’ın yerine Yıldırım Orduları Grup komutanlığına atandı sonra savaş suçlusu olarak Şubat 1919'da Malta'da tutuklandı ve Alman Ordusu'ndan o yıl emekli oldu.

Osmanlı Genelkurmayı’nda 1917 yılında Birinci Başkanlık görevine atanan Yahudi asıllı olduğu bilinen Hans Von Seeckt 5 Kasım 1918 tarihinde giderken bütün arşivi de yanında götürdü. (bkz) Aynı general Nazi Almanya’sında da görevine devam etti!

Tarihte ufak bir gezinti ile Osmanlı topraklarındaki bütün cephelerde Yahudi Alman generallerin önderliğinde bütün savaşları kaybettiğimiz anlaşılıyor. Ama yetmemiş üstüne bir de soykırım yapmışız.  Onun içindir ki Anadolu’nun en çok yorulduğu dönem hiç kuşkusuz 1914-1923 tarihleridir. Yorgunluk İstanbul’dan başlar Samsun’a oradan İzmir’e kadar devam eder. Tarihe nasıl takla attırdılarsa, 1914-1923 tarihleri arasında 353.000 Rum’un öldürülmesi ve yine sözde Ermeniler soykırımı da aynı dönemde olmuştur. Aslında bu dönem, Anadolu’da yaşam bulun insanların, kültürlerin ve Türk nüfusunun bir daha bir araya gelmemek üzere dağıtılmasıdır. En acı olanı ise bu dönemde, Anadolu'da yaşayan Türk Ortodoks Hristiyanlar yok sayılmıştır. Bu karanlıkta kalan dönemi görmemek veya analiz etmemek ancak tarih bilmeyenlerin, tarihi mevcut ülke politikaları için siyasallaştıranların işidir.

Tarihin olduğu yerde duran gerçeklerini değiştirmenin sonucunda da, bu türden “soykırım” saçmalıkları ile ancak yaşayan ülke insanları üzülür ve insanlar üzerinde saçmalıkla uğraşma yorgunluğu yaratır.

RUMLARDA ANADOLUYA SURİYELİLER GİBİ GELDİ!

Benzetme yapmam gerekirse Rumların Anadolu’ya Suriyeliler gibi gelmesi vardır.  Nasıl geldiklerini görmek için de Kurtuluş savaşında Aydın bölgesinin komutanı olan Mehmet Şefik Bey’in yazdığı “İstiklal Harbinde 57. Tümen ve Aydın Milli Cidali” adlı yapıtına bakalım. Mehmet Şefik Bey Ege’de demografik yapısıyla ilgili olarak, Ayvalık bölgesinde 1800’lü yılların son çeyreğine kadar bu bölgede Rumların olmadığını belirtir. Bölgedeki yaşlı tanıkların anlatımlarından yola çıkılarak hazırlanan eserinde ise “gerçekten de bilinenin aksine Rumlar Batı Anadolu’ya ancak 1838 Balta Limanı Antlaşması sonrası gelen İngilizlerin kurdukları büyük çiftliklerde çalıştırılmak için getirilmiş ve buralarda”, yerleşmediklerini söyler… Mehmet Şefik Bey, Türkçe konuşan bütün Rumların “fizyonomi ve adat bakımından da” komşuları Müslüman Türklerin benzeri olduğunu belirtirken (M. Şefik, I.Cilt, s.8.), bu Rumların, Orta Anadolu Rumları gibi esasen Türk olan Ortodokslar olduğu tespitinde de bulunur. Şefik Bey’e göre bu konuda “Osmanlı İmparatorluğu’nun son yarım asırdaki Tanzimatçılığı, Anadolu Türk Hıristiyanlarının Yunanlılığa döndürülmesi işinde Türk tarihi huzurunda suçludur ( M. Şefik, I.Cilt, s.9.).

Hani şu Rus tehlikesi karşı NATO’ya girdiğimiz gibi Osmanlı Devleti de aynı tehlikeye karşı  İngiltere ile Balta Limanı Antlaşmasını 8 Ekim 1838 yılında ilk önce Kraliçe Victoria daha sonra da II. Mahmut tarafından onaylanmıştır.

Tarihi hatırlayacak olursak, II. Mahmud’un başdanışmanı aynı zamanda Yahudi banker olan Mehmet Sait Halet EFENDİ 25 Mart 1821 yılında Mora yarımadasında ortaya çıkan isyanı örgütlediğini görüyoruz. Halet EFENDİ, Balkanların kudretli paşası olan Tepedelenli Ali Paşa’yı astırdı, tertibin farkında olan Sadrazam Benderli Ali Paşa’yı da öldürttü.

İş işiten geçtikten sonra Devleti Aliye olanların sorumlusu olarak Halet EFENDİ ile Patrik Gregorios’u gördü. Her ikisi de bedelini canları ile ödedi. Ama 1829 yılında bugünkü Yunanistan devletinin kurulması engellenemedi. İsyan sonrası kurulan Yunan devleti için, ABD Başkanı Georges BUSH Yunan milli günü-isyan günü münasebeti ile 25 Mart 2006 tarihinde Beyaz Saray’da yaptığı konuşmada, “gençlerimiz Yunan bağımsızlığı için savaştı” dedi.

Aynı eylem bu sefer 17 Mayıs 2022 tarihinde Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’un ABD Kongresi'nde Türkiye'yi hedef alan konuşmasının 3 dakika ayakta alkışlanması ile devam etmiştir. Bugün için devam edeceğini söylemekte falcılık değildir.

Tarihte  19 Mayıs soykırımı nasıl devam ediyor?

Fazla tarihi derinlikler girmeden Mora isyanına ve Yunan Devletini nasıl kurulduğuna  bakalım. Yetmezse Beyaz Saray’da, ABD kongresinde konuşulanların yanına, ey ABD  Lozan görüşmesi sırasında  neden mübadele edilen milyonlarca Karamanlı Türk olarak bilinen Türk Ortodoks’tan bahsetmiyorsunuz, sorusunu soralım. Bu sorunun yanıtı onların siyasallaştırılarak kirletilmiş tarihlerinden çıkmaz. Onu da yerinden duran tarihe giderek bakalım… 

İşgal güçleri, 11 Ekim 1922 tarihinde imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması ile meydanda kaybettikleri savaşı bu sefer Kasım ayında Lozan’da masaya taşımaya karar verdiler.

Lozan’a en hazırlık olan ABD Hükümeti olduğu daha sonra anlaşıldı. Hazırlıklı olduğunu da Mudanya Ateşkesinden 9 gün sonra, 30 Ekim 1922 tarihinde Lozan konferansına katılan itilaf devletlerine yolladığı muhtıranın 5. maddesinde; “Problemin en olumlu çözümü, Küçük Asya ile Yunanistan’daki Hıristiyan ve Müslüman azınlıkların mübadelesi olabilecektir(GÜRÜN Kamuran (1986), Savaşan Dünya ve Türkiye, Bilgi Yayınları, İSTANBUL. s. 407) , satırları ile anlaşıldı.

Lozan’da 22 Kasım 1922 günü başlayan görüşmelerde 30 Ocak 1923 günü verilen iki karardan birisi, Yunan ve Türk Halklarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokole ilişkin Türk Ortodoks Hristiyanlar ile Yunanistan’da yaşayan Yunan uyruklu Müslümanların mübadele-değiş tokuşuna verilen karar oldu.

Karar; henüz 22 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan görüşmelerinin devam ettiği 1 Mayıs 1923 tarihinde uygulanmaya kondu. ATATÜRK’ün, “Milli mücadele yıllarında bize bir ordu kadar yardım etti” dediği Papa Eftim’in temsil ettiği Türk Ortodokslar zorunlu olarak Yunanistan’a yollandı.

Türk Hristiyanlar, “ahlak, adalet ve lisanımıza uygun olmayan topraklarda yaşayamayız, yaşamamıza imkan yoktur” feryatlarını kimse duymadı ve duyuramadı.

ABD’nin planladığı zorunlu mübadele ile 1 Mayıs 1923-1927 tarihleri arasında ANADOLU’da yüzlerce yıldır yaşayan, Kurtuluş Savaşı’na destek veren bir milyonu aşkın Türk Ortodoks Hristiyan, yalnızca inançları yüzünden Yunanistan’a gitti. Daha doğrusu, Türk olarak Kurtuluş Savaşına verdikleri destekten dolayı cezalandırıldı.

Ve 11 Kasım 2008 Hürriyet gazetesinde yer alan bir habere göre AKP’li Milli Savunma Bakanı Vecdi GÖNÜL, “Mübadele olmasa, Milli Devlet Olabilir miydik?” sorusu ile milli devlet olmayı mübadeleye bağladı. Aslında ATATÜRK’ün en büyük hatalarımdan biri dediği mübadele olduğu için, ne milli devlet, ne de laik devlet olamadık. AB-D’li sapkınlar planını çoktan yapmışlardı. Anadolu’da binlerce yıldır birlikte yaşayan Türkleri inançları için birbirinden ayırmışlardı. Bugüne bakarak,, bugün için sorulması gereken soru, -Türkü Hristiyan olduğu için kendi topraklarından tasfiye-mübadele eden bir ülke, laiklik ve ulus temelinde yükselen bir devlet kurabilir mi?

Kurulamaz! Kurulursa ne olacağını, Elif ŞAFAK-SAĞLIK’ın Baba ve Piç kitabındaki satırlar ile devam edelim, “...bütün akrabalarını 1915’te KASAP TÜRKLERİN ellerinde kaybetmiş soykırımzede bir sülalenin torunuyum.....köklerime ihanet etmeyi öğrendim, soykırımı inkar etmek üzere yetiştirildim....” (s. 63)

Sonucu çıkar.

Kurutuluş Savaşının başlangıcı için de önüne gelen, seni, milletini ve devletini soykırım yapmakla suçlar. Kamal’in Samsun’a çıktığı gün olan 19 Mayıs 1919 Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcı ile anılırken aynı zamanda Karadeniz’de kurulmak istenen Pontus devletini unutturmaya çalışırlar.

Kendisine tarihte kök bulmak isteyen Yunanistan’da bu nedenle 1994 yılında 19 Mayıs’ı sözde Pontus soykırım günü olarak kabul eder. Hatta ikinci sözde Pontus soykırım anıtını da Selanik de bulunan Atatürk’ün evinin yakınında ki Aya Sofya meydanında 7 Mayıs 2006 günü açar. Tarihini bilmeyen İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Aziz Kocaoğlu gibileri de anıtı açan Selanik belediyesi ile kardeş şehir olmak ister.  

Kardeş şehir olmak için İzmir Belediye Başkanı tarafından İzmir’e davet edilen Selanik Belediyesi Başkanı Vassilios Papageorgopulos da anıtın açılışında, tarihini bilmeyen zavallı yöneticiler ile dalga geçercesine “Selanik ile İzmir’in kardeş kent ilan edileceği tören için bir ay sonra Türkiye’ye gideceğini ve dostluk mesajı” vereceğini söyler.

Türkiye’de o günlerde  kimse bu mesajı duymaz. Sözde Pontus soykırımı anıtı da 7 Mayıs 2006 günü Selanik de açılır.

Bunun üzerine CHP’de görev yapan gazeteci arkadaşımı aradım. Onun sayesinde CHP’nin Özel Kalemi Müdürü Nesrin BAYTOK’a ulaştım ve İzmir’in bu kardeş şehir projesinden neden vazgeçmek zorunda olduğunu anlattım. O da BAYKAL’a anlattı. BAYKAL’da 9 Mayıs 2006 günü TBMM’de yaptığı grup toplantısında “İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın Selanik ile İzmir’in kardeş şehir ilan edilmesine ilişkin projeyi askıyı aldığını” söyledi. İzmir belediyesi de Selanik ile yapılan kardeş şehir antlaşmasını iptal ettiklerini açıkladı.

SÜMELA HELENİZİMİN MEKKESİ Mİ?

Aradan zaman geçti. Fener Rum Kilisesi’nin ilki Antalya Demre’de başlayan siyasi ayinleri, ayinin yapıldığı yerlere bir de metropolit atayarak bütün yurdu sardı. Suyun öte yanından yazan Hürriyet muhabiri Yorgo KIRBAKİ’de Yunanistan’da yayınlanan “To Vima” gazetesinde Fener Rum Kilisesi başpapaz’ının 88 yıl aradan sonra Sümela Manastırı’nda 15 Ağustos 2010 tarihinde ayin yapacağını duyurdu!.. Gazetede yer alan habere göre, Hürriyet yazarı Ertuğrul ÖZKÖK Sümela’da ayin yapılması için mücadele eden gazeteciydi. Gazetenin yazarlarından Lefteris Papadopulos, Sümela manastırında ayin yapılacağını öğrenen ÖZKÖK’ün “Haberi duyduğumda son derece duygulandım ve hatta heyecanlandım” sözlerine de yer verdi.

Sayın ÖZKÖK, o çok heyecanlandığın ayin yeri için Yunan gazetesinde duygu ve düşüncelerinin yer aldığı satırlarda, Yunanlı milletvekili Savvas ANASTASİADİS da, “Sümela Hellenizmin Mekke’sidir” dedi.

Pontus veya Rum Soykırımcılara Tarihi Not;  “Sümela Manastırı Ortodoks dünyasının önemli bir mabedi” değildir. Çünkü, Sümela Manastırı 4. Yüzyılın sonlarına doğru yapıldığı kabul edilirken, doğu ve batı kiliselerinin bölünerek Ortodoks Hristiyanların ortaya çıkması ise 11. Yüzyıl olarak kabul edilir. Sümela Manastırı var olduğu tarihlerde, henüz ilk ayinini 2010’da yapacak olan Fener Rum Kilisesi’nin Ortodoksluğu ortada yoktu!...

Tarihi işinize geldiği gibi kullanamazsınız. Yadsınmayacak tarihi gerçekler vardır. Tarihi gerçekleri keyfi olarak kullanırsanız 1914 soykırım başlatır, 1923 de bitirirsiniz. Tarihin ortasına yani Anadolu’da oyunlarınızın bittiği yere de 19 Mayıs durmaz!

19 Mayıs1919  gelmeden önce,  Mora İsyanını ve isyandaki rolü nedeni ile başı kesilen Yahudi banker Halet Efendi’yi,  Yunan Devleti’nin nasıl kurulduğunu ve son olarakta Osmanlı’daki Yahudi asıllı Alman general ve askerleri (bkz) hep birlikte araştıralım…

Bakalım altından ne çıkacak?

19 Mayıs, Samsun’daki ATATÜRK’ün onur anıtı gibi Türk’ün şahlanış günüdür. O da ancak 1923 de anlaşılır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.