Öne Çıkanlar Ünsal Kuş Gribi Humphry Davy Biden ARIKLI

GÖSTERİŞİ EMEĞE TERCİH EDİYORUZ…

Yazan Dr. Nurfer TERCAN

Bu çağ konuşmayı seviyor. Her sabah yeni bir kelimeyle uyanıyor, her akşam onu eskitip bir yenisine sarılıyor. “Dönüşüm”, “inovasyon”, “paradigma”... Dilimiz kabardıkça kabarıyor; sanki bir medeniyet, sözlüğüne kaç yeni madde eklediğiyle büyürmüş gibi. Oysa çağın gizlediği şey şu: Bir toplumu ayakta tutan, ürettiği kavramların parlaklığı değil, yaşadığı acıyı hakikate çevirebilme sabrıdır. Yeni bir kelime bulmak zekânın gösterisidir; yaşanmışlığı hikmet cevherine dönüştürmek ise olgunluğun sessiz emeği.

Ve biz, itiraf edelim, gösterişi emeğe tercih ediyoruz.

Çünkü kavram üretmek kolaydır, bir toplantıda doğar. Hakikat ise yavaştır, bir ömürde olgunlaşır; üstelik konforsuzdur, çünkü bize kendi yanlışımızı gösterir. Yeni bir kavramsa hiçbir şeyi değiştirmeden değişmiş gibi hissettirir. İşte insanın da toplumun da en eski hilesi budur: Gerçekten değişmek yerine değişmiş görünmek. Bir medeniyetin çürümesi tam burada başlar; sözlük genişlerken vicdan daralır, dil zenginleşirken karakter yoksullaşır.

Bakın etrafınıza. Elimizde tarihin gördüğü en büyük hafıza var, ama en zayıf belleğe sahibiz. Her felaketten sonra bir rapor yazıyor, her krizden sonra bir komisyon kuruyor, her yıkımdan sonra parlak bir slogan buluyoruz; sonra aynı çukura, aynı gülümsemeyle, ikinci kez düşüyoruz. Veriyi biriktiriyor ama işlemiyoruz. Oysa veri hakikat değildir, enformasyon bilgelik değildir. Gördüğü her şeyi kaydedip hiçbirini içselleştirmeyen bir toplumun kütüphanesi büyürken hafızası küçülür: Çok bilir, az anlar. Ve anlamayan bir toplum, kaç kavram üretirse üretsin hep aynı yerde döner; yürümeyi değil, yürüyor görünmeyi öğrenmiştir.

İnsanlığın en kalıcı mirasları laboratuvarda değil, hayatın kendisinde cevhere dönüştü. Bir atasözü, yüzyılların yanılıp doğruyu bulmasının en kısa özetidir; bir gelenek, sayısız neslin çökeltisidir. Bunlar yeni kavram değildir; eski tecrübelerin süzülmüş, arıtılmış, hakikate dönüşmüş halleridir. Bir medeniyeti taşıyan da işte bu görünmez sermayedir. Kütüphanelerin büyüklüğü değil, oradaki bilgiyi hayata geçirebilme kudreti…

O halde asıl soru şu: Yaşadığımızdan ne çıkarıyoruz? Tecrübe herkese eşit dağıtılır, ama hakikat yalnızca onun üzerine eğilene nasip olur. Yaşamayı herkes bilir; yaşadığını hakikat cevherine dönüştürmeyi ise pek azı. Ve bir medeniyetin geleceği, o pek azının sessiz emeğinde gizlidir.

Gerisi laftır. Parlar, söner, tarihin karanlığında kaybolur

Rüzgârlı Şehrin Mavisinden Notlar

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.