Öne Çıkanlar Nurfer Tercan İstanbul Sözleşmesi DSÖ Paçavra Hastalığı COVID19

İRAN SAVAŞININ ANALİZİ

Yazan Mustafa DÖNMEZ

Amerika Birleşik Devletleri Eylül 1945'ten bu yana hiçbir savaş kazanamadı. Bu yıllar boyunca kendisinden on bin kat zayıf Grenada'nın haşmetli (!) silahlı kuvvetlerini yenebildi, diktatörünü yakalayıp hapse atmak için Panama'yı işgal edebildi. An itibari ile borç stokları 37 trilyon dolara erişti. Kısaca özetlemek gerekirse savaşarak var olan emperyalist bir ülkedir.

Amerika kaybedeceği uzun savaşları seviyor. Çünkü savunma sanayileri bunu dayatıyor. Amerika Kongresi 2026 için 1 trilyon dolarlık savunma bütçesini onayladı. 2025 yılında bu rakam 885,7 milyar dolardı. ABD'nin 2025 yılı toplam dış satımı (ihracatı) yaklaşık 3 trilyon 432,3 milyar dolar, ithalatı 4,4 trilyondur. Dış ticaret açığı 901,5 milyar dolardır.

Son haftalarda ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı geniş çaplı askeri operasyonlar ve İran’ın buna verdiği misillemeler, modern savaşın artık yalnızca füzeler, bombalar ve tanklarla yürütülmediğini açık biçimde göstermektedir. ABD ve İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine yönelik uzun süredir devam eden gizli savaşı artık çok katmanlı bir hibrit çatışmaya dönüşmüştür. Ancak bu çatışmanın en kritik cephesi fiziksel savaş alanı değil, görünmeyen siber uzaydır. İran siber cephede aktif karşılık vermiştir. Son çatışmalarda 53 İran yanlısı hacker grubu aktif hale gelmiştir.

Bu savaş Türkiye için kritik dersler sunmaktadır. Siber üstünlüğün askeri üstünlük olduğu görülmüştür. Siber sistemleri çöken bir ülke radarlarını kullanamaz, savunma koordinasyonu kuramaz dolayısıyla savaşı yönetemez. Yapay zekâ savunma sistemlerinin merkezine yerleşmiştir. Gelecekte hedefleri Yapay Zekâ (AI) belirleyecek, savunma sistemlerini ve siber savaşları yönetecektir. Saldırıların başlamasıyla birlikte İran'da internet bağlantısı normal seviyelerin %1'ine kadar düşmüş, medya üzerinden psikolojik harekatla, savaşın ilk anlarında, İran'da 5 milyon kullanıcısı olan ‘BadeSaba’ isimli Müslüman namaz uygulaması ele geçirilmiştir. Kullanıcılara, İran askeri personelini rejime karşı gelmeye çağıran bildirimler gönderilmiştir. Aynı anda İran devlet haber ajansı IRNA dahil çok sayıda haber sitesi hacklenerek, İsrail yanlısı haberler yayınlamaya başlamıştır. Bu, "derin sahtekarlık ve "algısal manipülasyon" teknolojilerinin savaş alanındaki en somut örnekleridir. Hedefli İletişim Kesintisine örnek olarak, Hamaney suikastında olduğu gibi, diğer askeri hedeflere yönelik saldırılarda da benzer taktikler kullanıldığı, hedef bölgelerdeki cep telefonu ve iletişim ağlarının geçici olarak devre dışı bırakıldığı görülmüştür. Financial Times’a göre İsrail istihbaratı yıllar önce Tahran’ın trafik kamera ağına sızmış bu sistem sayesinde: Tahran’daki trafik kameraları şehir gözetleme ağları İsrail sunucularına veri göndermiştir. Bu durum klasik SIGINT ve GEOINT’in ötesinde sürekli bir siber gözetim sistemi kurulduğunu göstermektedir.

Siyonist haçlı savaşına İran’ın şaşırtıcı bir şekilde hazırlandığı görülmektedir. Savaş, Siyonist yazılı ve görsel medyanın iddia ettiği veya sanıldığı kadar kolay bitmeyecek, uzayacaktır. İsrail ve Amerika’yı düştükleri çıkmazdan kurtaracak yollar aranmaktadır. Muhtemel; Türkiye veya Azerbaycan’ın bir bahaneyle cepheye sürülmesi planlanmaktadır. Mümkün olmazsa NATO’yu, Körfez ülkelerini veya fırsat bekleyen işbirlikçi azınlıkların savaşa taraf olması zorlanacaktır.

Olası bir ABD-İsrail- İran çatışmasıyla ilgili olarak 2003 Haziran ayında yapılan geniş bir kamuoyu yoklamasında, Türklerin yüzde 55'i bu konuda tarafsız kalmayı yeğlerken, yaklaşık yüzde 24'i İran'ın safında yer almayı tercih etmektedir. ABD ve İsrail safında yer almak isteyenlerin oranı yüzde 17’nin altında çıkmıştır. (Nasuh Uslu, Metin Toprak, Ibrahim Dalmis, and Ertan Aydın, "Turkish Public Opinion toward the United States in the Context of the Iraq Question", MERIA 9, no. 3 (Eylül 2005)

Tahran'a, İran'a karşı bir İsrail saldırısı olması halinde Türk hava sahasının kullanılmasına izin verilmeyeceğine dair güvence verildiği belirtilmiş olsa da 2006 yılı başlarında ABD Tahran'a baskı yapacaklar listesine Türkiye’yi de ilave etmek için ciddi diplomatik girişimlerde bulunmuştur. Türkiye perde arkasında kendisine yapılan ağır baskılara bugüne kadar direnmiştir. Türkiye’nin dış politikasında temel kaygısı! İran’ın nükleer silahlanmasının bölgedeki güç dengesi denklemlerini nasıl etkileyeceğidir. Bu konu hariç Türkiye bugüne kadar İran’ın yanında durmuştur. Oysa İran PKK konusunda Türkiye’nin, Azerbaycan Ermenistan çatışmasında ise Azerbaycan’ın karşısında olmuştur. 2000 yılı başlarında MİT, İran’ı Türkiye’de aydınlara yapılan suikastların arkasındaki örgüt olan iBDA-C’ye destek sağladığını, bu grubun da PKK ile bağlantılı olduğunu açıklamıştır. Dini liderleri Humeyni'ye göre, Kemalist Türkiye’nin halifeliği kaldırması, laikleşme politikaları ve emperyalist Batı ile yakın ittifakları İslam’a karşı görülmekte bu nedenledir ki Ankara’ya gelen İran’ın resmi ziyaretçileri diplomatik zorunluluk olarak Atatürk'ün mezarına yapılması gereken ziyareti sürekli reddettiler.

Her yıl yaklaşık 100 bin Türk kamyonu, Orta Asya ve ötesine gitmek üzere İran’dan transit geçiş yapmaktadır. Türkiye ve İran enerji konusunda birçok ortak projeye imza atmasına Amerika ve İsrail baskısı yüzünden geri durmuştur. Hatta Türkmen petrolünün İran yoluyla Türkiye’ye getirilmesine dair her yapılan plana karşı Amerika’dan tehdit almıştır.

Nedenleri gizleyerek sonuçlara homurdananlar şimdi direnişe karşı ‘onurlu’ bir çıkış arıyorlar. Tarihin garip bir cilvesi bundan yaklaşık 800 yıl önce İran’ın Şiraz bölgesinde doğan Sâdi, (Şeyh Sâdi-i Şirâzi’) 1220 yılında yazdığı Bostan ve Gülistan betiğinin, ‘Tuzağa Düşen Akbaba’ başlıklı hikayesinin sonunu şöyle bağlamış; Ecel birinin canına kastettiği zaman, onun önce keskin gözünü bağlar…

TÜRKİYE DÜŞTÜĞÜ ÇUKURDAN ÇIKABİLİR Mİ?

Mevcut yönetimin, ABD ile sıkı dostluğu parti kuruluşunda destek almasına bağlanabilir. Yakın tarihte emperyalizmle iş tutmada İnönü’nün yaptığı hatayı sonraki yıllarda nasıl ters yüz etmeyi başardığı hatırlanabilir. Politikalarında eleştiri oklarını yönelttikleri İsmet İnönü'nün Ocak 1943'teki Adana Görüşmesi (Yenice Mülakatı) sırasında İngiltere Başbakanı Winston Churchill, Türkiye'nin Müttefikler safında savaşa girmesini istemiştir. İnönü ise Türkiye'nin savunma kapasitesinin yetersiz olduğunu belirterek; uçak, tank, top ve mühimmat gibi ağır silahların İngiltere ve ABD tarafından eksiksiz sağlanmasını şart koşmuştur. İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere'den talep ettiği askeri yardımlar, literatürde "Adana Listeleri" olarak bilinir. Bu listeler, Türk ordusunun eksiklerini gidermekten ziyade, Türkiye'nin savaşa girmesini imkânsız kılacak kadar yüksek miktarlarda ve modernlikte hazırlanmıştır. İsmet İnönü, İkinci Dünya Savaşı boyunca Türkiye'nin savaşa girmesi yönündeki İngiliz baskılarını savuşturmak için temel bir şart öne sürmüştür: Türk ordusunun teknik ve donanım açısından tam olarak silahlandırılması ve modernize edilmesi.

İnönü ve heyeti tarafından İngiltere Başbakanı Churchill'e sunulan temel askeri yardım talepleri şunlardır:

• Hava Kuvvetleri: 500 civarında modern av ve bombardıman uçağı.

• Zırhlı Birlikler: En az 500 adet modern tank ve zırhlı araç.

• Ağır Silahlar: Büyük kalibreli toplar, uçaksavar bataryaları ve tanksavar silahları.

• Mühimmat ve Lojistik: Bu silahlar için gerekli olan devasa miktarda mühimmat, yedek parça ve teknik personel desteği.

• Donanma: Deniz yollarının güvenliği için İngiliz deniz birimlerinin desteği ve Karadeniz ikmal hattının korunması.

Türkiye’nin bugün savaş araç gereçlerinin mevcut durumuna bakarak dünden bugüne değişen fazla bir şey olmadığı görülebilir. Halk bankası davasında uzlaşma, iki hava savunma füzesi verilmesi ile olay geçiştirilemez düzeydedir.

Ayrıca her ne kadar İran ile Türk Anadolu’su arasındaki jeopolitik gerginlikler İran’ın henüz Sünni bir devlet olduğu zamanlarda da var idiyse de, İran’ın Osmanlı devletinin baş teolojik ve ideolojik rakibi haline gelmesi, ancak İran’ın 1500 yılında dini bir çark edişiyle Şiiliği devlet dini olarak kabul etmesiyle olmuştur. Abdülhamit devrine geldiğinde bu ayrım ortadan kalkmış Avrupa'nın emperyal meydan okuması karşısında bütün Müslümanları birleşmeye çağıran politikalarda İran’dan destek istediği ve İran’ın bu politikaları desteklediği görülmüştür. Gerçekten de Osmanlı temsilcileri, Sünni ve Şii farklarının teolojik açıdan marjinal olduğunu, oysa ortak jeopolitik menfaatlerinin çok daha önemli olduğunu ifade eden yüzlerce açıklamaları kayıt altındadır.

Son olarak; İran’a karşı alınacak her hamle ve önlem, Türkiye’nin bekasını tehdit altında tutacak sonuçlar yaratacaktır. İran halkı ve Türk halkı birdir ve kardeş halklardır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.