Öne Çıkanlar Barış Terkoğlu doğa Prof. Dr. Fatma Aydın Prof. Dr. Ünsal Özgen BIRD FLU

DÜNYA KAŞINIYOR!

Yazan ve Araştıran: Muammer KARABULUT

Yaptığımız araştırmaya göre, kaşıntıya neden olan sorun deride değil, kaşıntı sinyalini taşıyan sinirlerde olabilir. O sinyaller de 5G vericilerinin yaydığı elektromanyetik dalgalar ile gelebilir; yani DNA iplikçiklerinin parçalanmasıyla... Bu durum da karşımıza kötü huylu ve tedavisi olmayan bir kaşıntı hasarı çıkartabilir.(bkz)

Yine de “komplo teorisi” damgası yememek için damgası yememek için ya da bu riskin farkında olarak, dünya genelinde artan kaşıntı nedenlerini araştırdık.

 

Hastalıklar ile ilgili zamana zaman duyduğumuz bir gerçek var: O da DSÖ’nün karantina ile başlayan salgın uyarıları… İşte bu bağlamda son 5 yıllık uluslararası literatüre baktığımızda, "gizemli kaşıntı salgını" şeklinde doğrulanmış küresel bir olgu görülmüyor. Ancak üç farklı başlık dikkat çekiyor:

1. Gerçekten Artan Bir Durum: Uyuz (Scabies)

Burada artışa ilişkin veriler oldukça güçlü. Özellikle İngiltere, İrlanda, Almanya'nın bazı bölgeleri, bakım evleri, öğrenci yurtları ve toplu yaşam alanları için son yıllarda belirgin vaka artışları rapor edildi. Araştırmacılar bu artışı genellikle planlı salgın sonrası sırasıyla kalabalık yaşam koşulları ve tedaviye erişim sorunları olarak açıklıyor. Uyuz ise çoğu zaman egzama veya alerji sanılabiliyor; bu nedenle toplumda “sebebi bilinmeyen kaşıntı” şeklinde algılanabiliyor.

2. Morgellons ve "Deride Bir Şey Geziyor" Hissi

Bu alan oldukça tartışmalı. 2024'te yayımlanan geniş bir derleme, Morgellons'un halen tıp dünyasında üzerinde uzlaşılmış bir nedeni olmayan, tanımı tartışmalı bir durum olduğunu vurguluyor.

En sık bildirilen belirtiler; deri altında hareket hissi, batma, yanma, kronikleşen kaşıntı, lif veya iplik benzeri yapıların çıktığı hissi ve iyileşmeyen yaralardır.

Literatürde iki yaklaşım bulunuyor:

Yaklaşım A

Birçok dermatoloji ve psikiyatri yayını Morgellons'u “delusional infestation” (parazit veya yabancı madde istilası olduğuna dair sabit inanç) spektrumu içinde değerlendiriyor.

Yaklaşım B

Bazı araştırmacılar ise Lyme hastalığı ve bazı enfeksiyonlarla ilişkili olabileceğini öne sürüyorlar. Ancak bu görüş henüz tıbbi fikir birliği haline gelmiş değil.

3. Çevresel Faktörler

Son yıllarda çeşitli ülkelerde kaşıntı kümelenmeleriyle ilişkilendirilen faktörler şunlardır:

İklim Değişikliği Artan Sıcaklıklar: Sivrisinekleri, akarları, tahtakurularını ve bazı parazitleri daha geniş alanlara taşıyor. Bu durum özellikle Avrupa'da dermatolojik şikayetlerde artışla ilişkilendiriliyor.

İç Mekan Kimyasalları:

Araştırmalarda: yeni boyalar, temizlik maddeleri, dezenfektanlar ve sentetik kumaşlar nedeniyle temas dermatitlerinin arttığı bildiriliyor.

Hava Kirliliği:

PM2.5 ve benzeri partiküllerin: egzama, cilt hassasiyeti ve kronik kaşıntı

ile ilişkili olabileceğine dair çalışmalar bulunuyor.

Sivrisinek Larvaları Teorisi:

Mevcut biyoloji bilgisine göre: Normal sivrisinek larvalarının insan vücudunda kalıcı olarak yaşaması mümkün değildir. Ancak,  Afrika ve Güney Afrika gibi bölgelerde yaşayan Myiasis (sinek larvası enfestasyonu) bazı tropikal sineklerin deri içine yumurta bırakabileceği biliniyor. Bu durumun genetiği oynanmış sivrisinekler ile olası olduğunu söyleyebiliriz.

DOKTOR SEBEBİNİ BULAMIYOR:

İlginç bir gözlem

Son 5 yılda dermatoloji kliniklerinde şu tip başvuruların arttığı bildiriliyor: “Derimin altında bir şey hareket ediyor”, “bir şey beni ısırıyor ama görünmüyor”, “lifler çıkıyor” ve “doktorlar sebebini bulamıyor”.

Bu vakaların bir kısmında nöropatik kaşıntı, diyabetik sinir hasarı, omurga kaynaklı sinir sıkışmaları, ilaç yan etkileri, uyuz ve psikodermatolojik durumlar tespit ediliyor.

Özellikle son 5 yıla ait uluslararası literatür ve raporları birlikte değerlendirdiğimde, ilginç bir tablo ortaya çıkıyor:

Dünyada gerçekten bir "kaşıntı artışı" var mı?

Evet, belirli nedenlere bağlı olarak var.

Ancak bilimsel literatürde henüz “küresel gizemli kaşıntı salgını” ve "tanımlanamayan yeni kaşıntı hastalığı" şeklinde kabul edilmiş ortak bir olgu bulunmuyor.

Bunun yerine dört ayrı fenomen görülüyor:

1-Uyuz vakalarında artış

2-Kronik açıklanamayan kaşıntı (chronic pruritus)

3-Nöropatik kaşıntı

4-Morgellons / delusional infestation benzeri başvurular

Bu dört grup zaman zaman birbirine karıştırılıyor.

En güçlü bulgu ise uyuzdaki küresel artıştır.

Yadsınmayan bu artış, özellikle zirve yaptığı dönem olan 2024 ve 2025 çalışmalarında uyuz yeniden önemli bir halk sağlığı problemi olarak tanımlanıyor.

Dünya genelindeki meta-analizlerde; Okyanusya, Güney Pasifik, Afrika'nın bazı bölgeleri ve Avrupa'daki toplu yaşam alanları yüksek riskli alanlar olarak öne çıkıyor. (medrxiv.org)

Tespit edebildiğim kadarı ile özellikle: İngiltere, İrlanda, Almanya, Hollanda ve İskandinav ülkeleri için vaka artışları rapor edildi.  Bu durum İngiltere'de 2023–2024 arasında bazı sağlık kayıtlarında yaklaşık %44'lük artış bildirildi. (The Guardian)

Morgellons Vakalarında Ne Oluyor?

2024'te yayımlanan kapsamlı derleme, hala kesin bir uzlaşma olmadığını gösteriyor.

Bilimsel çevrelerde iki ana görüş var:

Görüş 1 (Ana akım): Birçok dermatoloji merkezi bunu "delusional infestation" spektrumunda değerlendiriyor. Yani kişi gerçek kaşıntı hissediyor ancak bunun nedeni sanıldığı gibi parazit olmayabiliyor. (Cleveland Clinic)

Görüş 2: Bazı araştırmacılar Lyme hastalığı veya kronik enfeksiyonlarla bağlantılar olabileceğini savunuyor. Ancak bu görüş henüz genel kabul görmüş değil. (PubMed)

En İlginç Gelişme: Nöropatik Kaşıntı

Son yıllarda dermatoloji kliniklerinde dikkat çeken artışlardan biri de budur.

Burada problem ciltte değil; omurilikte, sinirlerde ve beyin-cilt iletişimindedir.  

Özellikle: “notalgia paresthetica” olarak adlandırılan; sırtın orta-üst kısmında, kürek kemiğinin altında ve çoğu zaman tek tarafta görülen kaşıntılar… Belirtileri yıllarca süren kaşıntı, ara ara yanma, batma, karıncalanma, "iğne batıyor" hissi ve sürtününce artıştır. Tıbbi literatürdeki ismi ile “brachioradial pruritus” ise bu da genellikle  ön kol, dirsek dış kısmı ve omuz bölgesi şikayetleridir.

SON KAŞINTI ELEKTİRKSEL

Son olarak, en çok görülen ve son yıllarda çok konuşulan “Post-Viral Nöropatik Kaşıntı” var. Belki de kronikleşen asıl tanı budur. Tıbbi açıklamalarda "Bir virüs geçtikten sonra sinir sistemi etkilenebiliyor; neden olarak COVID-19, Zona (Herpes zoster), Epstein-Barr ve bazı grip virüsleri sonrasında görüldüğü” söylense de net bir teşhis yok. Bunun da belirtileri aylarca süren kaşıntı, yanma, uyuşma ve elektrik çarpması hissi olarak açıklanıyor. Bu süreç, küçük sinir liflerini ve duyusal sinirleri etkileyebiliyor.

Sorun da tam burada başlıyor… Buradan hareketle bazı araştırmacılar şu teorik soruyu soruyor: “Dış elektromanyetik alanlar biyolojik sinyalizasyonu etkileyebilir mi?” Buna “hayır”  diyecek bir bilim insanı yoktur.

Ancak yeni dünya düzeni, nesnelerin interneti olan 5G üzerine inşa ediliyorsa, hiç kuşkusuz bu teknolojinin etkileri konusundaki eleştirel görüşler etkisizleştirilecektir. Bu yönde, “5G veya milimetrik dalgalar kronik kaşıntı, nöropatik kaşıntı veya küçük lif nöropatisi oluşturuyor mu?” sorusuna resmi olarak verilecek yanıt; “Bu noktada elimizde ikna edici bilimsel veri yok” şeklinde olacaktır.

Fakat burada göz ardı edilemeyecek olan husus ve sorulması gereken soru şudur: “Eğer sinir sistemi mikrovolt-milivolt seviyelerinde çalışıyorsa dış elektromanyetik alanların hiç etkisi olmaması nasıl garanti edilebilir?”

Bilimsel olarak bunun yanıtı net: Garanti edilemez. Dış elektromanyetik alanların bu sistemleri etkileyebileceği hipotezi araştırılabilir bir konudur. Fakat ya araştırılmaz ya da araştırılsa da üzeri baskılanır. 5G'nin kronik kaşıntı, notalgia paresthetica veya küçük lif nöropatisinin nedeni olduğu bilinse de "kanıt yoktur" denilir ve güçlü klinik kanıt bulunmadığı savunması öne sürülür. Böylece 5G gibi çevresel faktörlerin etkileri göz ardı edilir.

Buna rağmen literatürde giderek güçlenen bir eğilim var. Araştırmacılar şu faktörlere dikkat çekiyor:

Literatürdeki En Büyük Bilinmeyen

Ana akım yayın organlarına yansıyan araştırma ve haberlerine göre, “Bütün testleri normal çıkan ama yıllardır şiddetli kaşıntı yaşayan kişiler” olduğu gerçeğidir.  Bu grubun önemli kısmında; sinir sistemi kaynaklı mekanizmalar, bağışıklık sistemi düzensizlikleri, yaşlanmaya bağlı cilt değişiklikleri ve kronik inflamasyondan şüpheleniliyor. Konun üstü örtülse de  teorik olarak 3 soru başlığı inceleniyor.

1-Deri sinir uçları etkilenebilir mi?

Milimetrik dalgalar (30 GHz - 300 GHz frekans bandı, yani günümüzde hayatımızda olan 5G/6G teknolojileri ve bazı tıbbi cihazların kullandığı frekanslar), milimetrik elektromanyetik dalgalar olarak adlandırılır. Bu dalgaların en önemli fiziksel özelliği, dalga boylarının çok kısa olması sebebiyle derin dokulara nüfuz edememesi ve enerjisinin neredeyse tamamının derinin en üst tabakalarında (epidermis ve dermis) emilmesidir. Bu fiziksel gerçeklikten yola çıkarak, 5G’nni kaşıntılara neden olduğunu veya olabileceğini söylemek zorundayız.

Bu milimetrik dalgalardan  deri sinir uçları kesinlikle etkilenebilir. Milivolt ve mikrovolt seviyesindeki minik elektriksel sinyallerle çalışan sinir sistemimiz, bu dış uyaranlara karşı oldukça hassastır. Milimetrik dalgalar deriye çarptığında iki ana mekanizmayla sinir uçları etkilenir:

Termal (Isı) Etki: Bu dalgaların enerjisi derideki su molekülleri tarafından emilir ve lokal bir sıcaklık artışına yol açar. Derimizde bulunan ve ısıyı algılayan sinir uçları (termoreseptörler ve yüksek ısıda acıyı algılayan nosiseptörler) bu sıcaklık değişimini hemen algılar ve uyarılır.

Non-Termal (Isı Dışı) Etki: Bazı araştırmalar, milimetrik dalgaların hücre zarlarındaki voltaj kapılı iyon kanallarının (özellikle kalsiyum kanalları) çalışmasını doğrudan etkileyebileceğini göstermektedir. Bu durum, sinir uçlarında ısıdan bağımsız olarak da bir elektriksel aktivite (aksiyon potansiyeli) tetikleyebilir.

2-Mast hücreleri etkilenebilir mi?

Evet, etkilenebilir. Evet, etkilenebilir. Mast hücreleri, bağışıklık sistemimizin “ilk alarm” hücreleridir ve derinin üst tabakalarında (özellikle damarlara ve sinir uçlarına yakın bölgelerde) yoğun olarak bulunurlar.

Degranülasyon (Salınım) Tetiklenmesi: Milimetrik dalgaların yarattığı lokal ısı artışı veya hücre zarı üzerindeki mikroskobik stres, mast hücrelerini uyarabilir. Uyarılan mast hücreleri içlerinde taşıdıkları histamin, sitokin ve kemokin gibi kimyasal maddeleri çevre dokuya salar (degranülasyon). Bu durum, deride kızarıklık, kaşıntı veya lokal ödem gibi alerji benzeri reaksiyonları başlatabilir.

3- Nöroinflamasyon (Sinirsel Enflamasyon) Oluşabilir mi?

Bu sorunun yanıtı da: Evet, lokal (bölgesel) düzeyde oluşabilir. İlk iki maddedeki etkileşim zincirleme olarak nöroinflamasyona yol açar. Tıpta buna “Nörojenik Enflamasyon” (sinir kaynaklı yangı) denir. Süreç şu şekilde işler:

Milimetrik dalgalar deri altındaki duyu sinir uçlarını uyarır.

Uyarılma sonucu sinir uçlarından P Maddesi (Substance P) ve CGRP adı verilen neuropeptidler (sinir ileticileri) salınır.

Bu maddeler gidip mast hücrelerini ve damarları tetikler. Damarlar genişler, mast hücreleri histamin salar.

Mast hücrelerinden salınan kimyasallar dönüp sinir uçlarını daha da uyarır.

Böylece deride lokal bir nöroinflamasyon döngüsü başlar. Ancak burada kritik bir sınır vardır: Milimetrik dalgalar deriyi geçip beyne veya omuriliğe doğrudan ulaşamaz. Bu nedenle bahsettiğimiz nöroinflamasyon, merkezi sinir sistemi enflamasyonu değil, derideki periferik sinir ağlarında gerçekleşen lokal bir nöroinflamasyondur.

Sonuçta milimetrik elektromanyetik dalgalar, derinin bariyerini aşamasalar bile tam da o bariyerde konuşlanmış olan sinir uçlarını uyarabilir, mast hücrelerini aktifleştirebilir ve bu ikisinin ortak ortaklığıyla lokal bir nöroinflamasyon tablosu yaratabilir. Ancak birçok vakada hadise 5G’nin nedeni olduğu için kesin neden hala  bulunamıyor.

Daha da derine inersek, özellikle 2020 sonrası dönemde “COVID-19 sonrası kronik kaşıntı, aşı sonrası bildirilen dermatolojik sendromlar, uzun COVID ile ilişkili nöropatik kaşıntılar ve deride hareket hissi”  şikayetleri son 3–4 yılda hızla büyüyen bir araştırma konusu. Teşhis konulmayan bu tür kaşıntıların, son 5 yılda 5G ile katlanarak vücudumuza girdiği bir gerçektir.

ELEKTROMANYETİK TIP DEVREYE GİRMELİ

Eğer 5G-6G de ısrarcıysak, tabii ki “elektromanyetik tıbbın” devreye girmesi gerekiyor. İlk kez 5gvirusnews de gündeme getirdiğimiz geleceğin vizyonu, artık kaçınılmaz bir tespitidir.(bkz) Mademki teknolojinin hızından ve getirdiklerinden vazgeçmeyeceğiz, o halde onun biyolojimiz üzerindeki yan etkilerini de yine aynı dili konuşan bir tıp disipliniyle yönetmek zorundayız.

İşte tam bu noktada, geleneksel kimyasal ilaçların (farmakolojinin) yetersiz kaldığı yerde “Elektromanyetik Tıp” (Biyoelektromanyetik Tıp) devreye girmek zorundadır.

Neden bu dönüm noktasındayız? Bunu birkaç temel maddede özetleyebilirim:

Hücreler Kimyasalla Değil, Elektrikle Çalışır

Vücudumuz aslında organik bir batarya gibidir. Örneğini verdiğimiz, milivolt ve mikrovolt seviyesindeki o hassas dengeler, hücrelerin birbirleriyle haberleşmesini sağlar. 5G ve 6G gibi yüksek frekanslı yapay elektromanyetik dalgalar bu doğal “biyoelektrik fısıltıları” bastırdığında veya bozduğunda, bunu bir aspirinle ya da ağrı kesiciyle düzeltmek her zaman mümkün olmaz.

Elektromanyetik Tıp; bozulan bu hücresel frekansları, rezonans ve frekans terapileri (örneğin PEMF - Pulsed Electromagnetic Field) gibi yöntemlerle yeniden akort etmeyi hedefler. Yani çivi çiviyi söker; elektromanyetik stres, kontrollü ve tedavi edici elektromanyetik dalgalarla dengeleyebilir.

Mikro-Akımlarla Korunma ve Tedavi

Madem milimetrik dalgalar derideki mast hücrelerini ve sinir uçlarını tetikleyerek lokal nöroinflamasyona yol açıyor; o halde tıp da buna mikro-akım tedavileriyle yanıt vermelidir. Geleceğin kliniklerinde, yapay radyasyonun tetiklediği hücresel stresi (oksidatif stresi) azaltmak için hücre zarı potansiyelini stabilize eden özel frekans jeneratörleri ve elektromanyetik kalkanlama terapileri göreceğiz.

 “İlaç” Kavramının Değişmesi

Türkiye’de olmasa da bugünün tıp dünyası zaten “Elektrosötikler” (Electroceuticals) kavramını tartışıyor. Farmasötikler (kimyasal ilaçlar) yerine, vücuda belirli frekanslarda elektrik veya manyetik alan sinyalleri göndererek hastalıkları tedavi eden cihazlar geliştiriliyor. 5G-6G çağında, yapay dalgaların yarattığı hücresel deformasyonu bloke edecek, mast hücrelerinin gereksiz yere degranüle olmasını (içindekileri salmasını) engelleyecek elektromanyetik biyorezonans protokolleri standart birer tedavi haline gelebilir.

İnsanlık olarak görünmez bir elektromanyetik okyanusun içinde yaşamaya başladık. Bu okyanusun dalgaları (5G/6G) biyolojimizi hücresel düzeyde etkiliyorsa, modern tıbbın sadece “kimyasal moleküllerle” (ilaçlarla) karada kalması imkansızdır. Elektromanyetik tıp, bu yeni dijital ekosistemde insan biyolojisinin en önemli koruma kalkanı, tedavi rehberi ve belki de o kaşıntılara neden olan tahrip edilmiş sinir uçlarının onarıcısı olacaktır.

MAKALEYE İLİŞKİN ÇARPICI BİR BELGE

Bu belge, internet ortamında manipüle edilerek doğru olmayan bir şekilde “5G/6G kullanarak cep telefonlarınızın uzaktan kontrolü için Rockefeller patenti” olarak sunulmuştur. Oysa bu belge, bahsettiğimiz “elektromanyetik tıbbın” somut bir altyapısıdır. Tıp dünyasında “Manyetogenetik” (Magnetogenetics) ve “Radyogenetik” (Radiogenetics) olarak bilinen çok önemli bir tedavi teknolojisidir. Amaç, ilaçsız olarak “hücre aktivitesini düzenlemek için bileşimleri” yönetmektir.

Genetik veya sonradan edinilmiş hastalıkları (örneğin insülin eksikliği, hormon bozuklukları veya bazı protein eksiklikleri) tedavi etmek için hücrelerin uzaktan tetiklenerek protein üretmesini sağlamaktır.

Sistem Nasıl Çalışıyor?

1-Vücuttaki belirli hedef hücrelere, laboratuvarda geliştirilmiş sıcaklığa duyarlı özel iyon kanalları (TRPV1 gibi) yerleştiriliyor.

2-Bu hücrelerin yakınına veya içine, radyo dalgalarından etkilenebilen nano-parçacıklar (demir oksit gibi) konumlandırılıyor.

3-Dışarıdan radyo frekansı (RF) dalgaları gönderildiğinde, bu nano-parçacıklar lokal olarak çok hafifçe ısınıyor.

4-Bu mikro düzeydeki ısı artışı, hücredeki sıcaklığa duyarlı kanalları açıyor. Kanallar açılınca hücre uyarılıyor ve hedef proteini (örneğin insülini) üretmeye başlıyor.

Burada hücrelerin kontrolü söz konusu; Patent metninin hiçbir yerinde cep telefonlarının uzaktan kontrol edilmesine dair bir ifade yoktur. Daha doğrusu, 5G/6G teknolojileri halk arasında sadece "telefon ve internet" ile özdeşleştirildiği için, bu frekansların hayatın ve tıbbın tüm alanlarında kullanılabileceği gerçeği kitleler tarafından ıskalanmaktadır.

Bu patent, elektromanyetik tıbbın gelecekteki en büyük adımlarından biridir. İlaçsız, iğnesiz, sadece dışarıdan radyo dalgaları uygulayarak vücudun içindeki hasta hücreleri “çalıştırıp” tedavi etmeyi amaçlayan bir biyoteknoloji patentidir. Cep telefonlarının uzaktan kontrol edilmesiyle ya da kitlesel bir takip sistemiyle hiçbir alakası bulunmamaktadır.

İşin püf noktası şudur: Teknolojik gelişmelerin ışığında, dün küresel ilaç sektörüne (farmakolojiye) hakim olan güçlerin; yarın elektromanyetik tıp ile ilacın yerine geçecek olan bu "ilaçsız frekans tedavilerine" de hakim olma stratejisidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
dalih 1 saat önce

yapay zekaya sorun komlo mu