Öne Çıkanlar Abdullah Çifçi Muammer Kaddafii Boğaziçi Yeni Dünya Düzeni Bülbül

NATO İLE ÜÇÜNCÜ DÜNYA DÜZENİ

Yazan Muammer KARABULUT

Siyonist koalisyon, Birinci Dünya Savaşı (1914) öncesinde, ilk olarak FED’in (1913) kurulmasıyla ABD dolarını basma yetkisini elde ederek fiilen ABD yönetimi üzerinde etkili hale geldi.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise, 1913 yılında doların kontrolünü ele geçiren bu güçler, Dünya Bankası’nı (1944) kurarak ABD dolarının rezerv para statüsünü pekiştirdi ve böylece küresel sistem üzerindeki etkilerini artırdı.

Ardından sırasıyla BM (1945), İsrail (1948), Avrupa Konseyi (1949) ve NATO (1949) kuruldu. Dünya savaşları öncesinde başlatılan ve savaşlar sonrasında kurumsallaştırılan süreç, günümüzde de devam etmektedir.

Dünya tarihinin son yüz yıllık özeti kabaca budur. Geri kalan gelişmeler ise bu büyük çerçevenin ayrıntıları olarak görülebilir.

Üçüncü Dünya Savaşı ise, bu bakış açısına göre, 11 Eylül 2001’de İkiz Kulelerin planlı şekilde yıkılmasıyla başlatılmış ve ilk dönemlerde BOP (Büyük Ortadoğu Projesi), daha sonra ise Büyük İsrail Projesi olarak adlandırılan süreçle devam etmiştir.

11 Mart 2020’de başlayan planlı salgın süreci ise küresel ölçekte bir dönüşüm ve kontrol mekanizmasının provası olarak değerlendirilebilir. Dijital çağın altyapısı, toplumların yönlendirilmesi, gıda ve lojistik sistemlerinin yönetimi gibi birçok konuda küresel ölçekte bir tatbikat gerçekleştirildiği söylenebilir. İsrail’in 7 Ekim 2023 sonrasında Gazze’ye yönelik operasyonları da bu bakış açısına göre 11 Eylül’de başlatılan Büyük İsrail Projesi’nin devamı niteliğindedir.

2020 yılında planlı salgın ile eş zamanlı başlatılan İbrahim Anlaşmaları ise zaman içerisinde bir “Abraham Security Alliance” (İbrahim Güvenlik İttifakı) ya da NATO benzeri bölgesel güvenlik mimarisine dönüştürülebilir. Böylece İbrahim Anlaşmaları yalnızca diplomatik bir çerçeve olmaktan çıkıp bölgesel güvenlik altyapısının da temel unsurlarından biri haline gelebilir.

İsrail Açısından İbrahim Anlaşmaları Neden Önemli?

Özellikle son yıllardaki çatışmalar sonrasında İsrail açısından üç temel konu öne çıkmaktadır:

1-Füze savunması

2-Hava savunması

3-İstihbarat paylaşımı

İran’ın füze ve İHA kapasitesi dikkate alındığında, İsrail’in yalnız hareket etmek yerine Körfez ülkeleri, Ürdün ve ABD ile entegre bir erken uyarı sistemi oluşturmak istemesi stratejik açıdan anlaşılabilir görülmektedir. Bu nedenle “Middle East Air Defense (MEAD)” gibi projeler gündeme gelmektedir.

Netanyahu’nun Yaklaşımı

İsrail Başbakanı Netanyahu, 2024 yılında yaptığı açıklamalarda NATO benzeri bir ittifak fikrinden söz etmiş ve bunu İbrahim Anlaşmalarının doğal devamı olarak tanımlamıştır. Bazı konuşmalarında “Abraham Alliance” (İbrahim İttifakı) ifadesini de kullanmıştır.

Bu nedenle;

İbrahim Anlaşmaları + Güvenlik İş Birliği + Ortak Hava Savunması + Bölgesel İttifak = Büyüyen ve bölgeye hakim hale gelen İsrail’in güvenlik dokunulmazlığı şeklinde bir değerlendirme yapılabilir.

Ancak bu sürecin önünde aşılması gereken önemli engeller bulunmaktadır:

-Filistin meselesi,

-Suudi Arabistan’ın nihai tutumu,

-Katar’ın farklı politikaları,

-Türkiye’nin bölgesel rolü,

-İran faktörü,

-Arap kamuoyunun İsrail’e bakışı.

Buna rağmen, ABD’nin NATO içindeki ağırlığını kullanarak zaman içerisinde bir “Ortadoğu NATO’su” oluşturma sürecini hızlandıracağı öngörülebilir. Bu yapının merkezinin Kıbrıs olması da ihtimaller arasında değerlendirilebilir.

Jeopolitik Açıdan Sürecin Temel Unsurları

-İbrahim Anlaşmaları ile siyasi zemin oluşturulmuştur.

-IMEC (Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru) ekonomik omurgayı temsil etmektedir.

-I2U2, İsrail, Hindistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve ABD arasında kurulan teknoloji, yatırım ve stratejik iş birliği ağıdır.

-MEAD (Orta Doğu Hava Savunması) ise ortak savunma sisteminin temelini oluşturmaktadır. ABD, Katar’daki El Udeid Hava Üssü’nde Orta Doğu Hava Savunması Birleşik Savunma Operasyonları Hücresi’ni (MEAD-CDOC) faaliyete geçirmiştir.

Bu yapıların birleşmesi halinde, NATO kadar güçlü olmasa da İsrail, bazı Körfez ülkeleri ve ABD tarafından desteklenen yeni bir bölgesel güvenlik bloğunun ortaya çıkması mümkündür.

Bu nedenle İbrahim Anlaşmaları ile şekillenen süreç, zaman içerisinde bir “Ortadoğu NATO’su” modeline dönüşebilir.

İbrahim Anlaşmaları; bölgesel ekonomik entegrasyon, ortak hava savunması, güvenlik iş birliği ve siyasi koordinasyon unsurlarıyla NATO benzeri bir bloklaşmanın temelini oluşturmaktadır.

Özellikle İsrail, BAE, Bahreyn ve ABD arasında gelişen radar sistemleri, füze savunması ve istihbarat paylaşımı projeleri bu değerlendirmeleri güçlendirmektedir.

Sonuç olarak, mevcut NATO şemsiyesi altında, Siyonist İsrail’in güvenliğini ve bölgesel konumunu tahkim etmeyi amaçlayan yeni bir “İslam-Arap NATO’su” benzeri yapının oluşumuna yönelik adımların önümüzdeki dönemde daha görünür hale gelmesi beklenebilir.

Bu senaryoda Türkiye’nin de söz konusu yapının içinde yer alması durumunda, İbrahim Anlaşmalarına yönelik siyasi ve diplomatik zeminin hazırlanması ihtimali gündeme gelebilecektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sürreyya 1 saat önce

5g yazdıysa olacaktir