Yazan Muammer KARABULUT
İran’ın büyük Ayetullah’ı, en kıdemli din insanı ve Şii dünyasında fetva makamı sahibi olan Ayetullah Naser Makarem Shirazi ile 2018 yılında Kum kentinde bulunan makamında tanıştım. Kendisi ile uzunca sohbet etme olanağı buldum. Konuştuğumuz konuların büyük bölümü, bugün yaşadığımız gelişmelerin çerçevesiyle örtüşüyordu. En çok yakındığı ve itiraz ettiği konu ise İran’ın “terör devleti” olarak gösterilmesiydi.
Şirazi, terör saldırılarının Siyonist İsrail ve ABD tarafından gerçekleştirildiğini, ancak suçun İran’a atıldığını ifade ediyordu. Haberlerin ana akım medya aracılığıyla hızla dünyaya yayıldığını, kendilerinin ise “Biz yapmadık” demelerine rağmen tekziplerinin dikkate alınmadığını söylüyordu. Hiç ilgileri olmayan bir terör eyleminde dahi İran’ın suçlandığını belirterek, İslam’ın barış dini olduğunu, İran’ın dünyada savaş ve terör istemediğini vurgulamıştı.
Asıl görüşme sebebimiz ise KKTC’de planlanan ve İran’ın da içinde yer alacağı “Noel Baba Barış Köyü” projesiydi. Ayetullah Naser Makarem Şirazi, İran’ın KKTC’de hayata geçirilecek bu uluslararası projede yer alacak olmasından memnuniyet duyduğunu ve projeyi destekleyeceğini ifade etmişti. Bu yönüyle, dünyada ilk kez gerçekleştirilecek böyle bir barış projesine destek veren en yetkin isimlerden biri olmuş ve aynı zamanda bu konuda fetva da vererek, KKTC’yi bir “barış adası” yapma girişimimize açıkça destek vermişti.

Fotoğraf: 2016 yılında Kum kentinde, Ayetullah Naser Makarem Şirazi’nin makamındaki ziyaretim.
Bu nedenle, dini hassasiyetleri bilenler açısından açıktır ki; İran’da, Ayetullah Makarem Şirazi’nin “barış adası” olarak gördüğü bir yere füze gönderilmesi söz konusu değildir. Böyle bir saldırıyı ancak Siyonist İsrail-ABD ekseni gerçekleştirir ya da GKRY üzerinden yaptırır. Ardından da, tıpkı Uğur Mumcu suikastında olduğu gibi, suçu İran’a yüklerler.
Dünyada, Siyonist İsrail ve ABD’nin başını çektiği güç merkezleri, kendi kontrolleri dışında bir ülke, yapı veya ses istememektedir. Bu güçlere karşı çıkanları, kontrollerine girmeyenleri ve istenileni yapmayanları ise çeşitli yöntemlerle etkisiz hale getirmektedirler. Bu çerçevede, özellikle son yıllarda İran en çok hedef alınan ülkelerden biri haline gelmiştir. İran da doğal olarak kendi ulusal çıkarları doğrultusunda bu güçlere karşı direnmekte ve buna uygun bir söylem geliştirmektedir.
Belki de insanlık onurunu bir kenara bırakıp, sürekli baskı ve yönlendirme altında yaşamayı kabullenmek gerektiğini düşünenler olabilir. Ancak bu, gerçekte çaresizliği kabullenmekten başka bir anlam taşımaz. Toplumun büyük bir kısmının, ana akım medyanın etkisiyle bu düşünceye yönlendirildiği de bir gerçektir. Bu nedenle, insanlığın bu etki çemberinden çıkmaktan başka bir kurtuluş yolu yoktur. Peki, bu mümkün mü? Elbette mümkündür; yeter ki istenilsin.

Fotoğraf: Siyonistler tarafından “şehit” edilen Ayetullah Ali Hamaney, Tahran'daki bir hastanede Ayetullah Mekarem Şirazi'yi ziyareti.
Bugün, dünya genelinde büyük tepki toplayan ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun; Ayetullah Ali Hamaney’i ve diğer dini liderleri suikastla tehdit etmeleri üzerine, Haziran 2025’te Ayetullah Naser Makarem Şirazi bu iki ismi “kafirler ve Allah inancının düşmanları” olarak nitelendirmiş ve onlara karşı mücadele edenlerin “Allah yolunda savaşanlar” olarak değerlendirileceğini ifade etmiştir.
Şimdi sorulması gereken soru şudur: Terörist kim?
Zaman, buna karar verme zamanıdır.





5 den şaşırtan bir yazdı daha bakalım başka neler okuyacağız