Öne Çıkanlar DSÖ GAVI Reiner Fuellmich Eyüp AKBULUT Neva Çiftçioğlu Banes

AYRIMIN YENİ ADI!

Yazan Muammer KARABULUT

Ayrışmak kaybetmek demek.

Fransız Devrimi (1789-1799), AYRI görüşteki siyasetçilerin Fransız parlamentosunun sağında veya solunda oturmaları ile dünyadaki en güçlü siyasi ayrımını oluşturmuştur.  Daha sonralı bu AYRIM nerdeyse bütün ülkeleri kapsayacak şekilde siyasallaşmıştır. Türkiye’de ise kendisini sağ’da görenler merkeziyetçi, muhafazakar ve milliyetçi, sol’da görenlerin ise bağımsız, eşitlikçi, sömürü düzenine karşı ve değişimden yana yer alarak ortaya çıktığını görüyoruz. Türkiye’de sağ ve solun siyasallaşması ise 1946 yılında çok partili hayata geçiş ve 1961 Anayasası ile ortaya çıkan, sosyalist partilerin parlamentoda temsil edilmesi ile oluşmuştur.

TBMM’de belirleyici olan sol İşçi Partisi, ortanın sol’u CHP ile temsil edilirken, muhafazakar sağ Milli Nizam Partisi ve milliyetçi sağ da ilk önce Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ve adını değiştirdikten sonra da MHP ile temsil edilmiştir.

Artık parlamentoda temsil edilen, sokakta emperyalizme karşı olduğunu söyleyen,  sağ ve sol hızla kendi aralarında AYRIŞMAYA, 1970’li yıllardan itibaren de AYRILIK sokak çatışmasına ve silahların çekilmesine kadar gitmiştir.

Türkiye’de 1970’li yıllardan sonra İngiltere, Fransa, ABD, Rusya ve Çin gibi ülkelere emperyalist olarak hedef alınırken, o ülkeleri var eden güçlerin varlığı da perdelenir. Yani o emperyalist olarak karşı çıkılan ülkeleri de idare eden güçlerin varlığı fazla bilinmez. Bir avuç insanın varlıklarını gizlemek üzere ülkelerde kurduğu sistemde, kendileri değil ülkeler sağ için dost, sol için düşman veya tam tersi olarak görülür. Kahrolsun ABD emperyalizm derken, ÇİN’in veya Rusya’nın yanında yer alırken, her üçünü de idare edenin aynı el olduğu görünmez. (bkz) Aslında bu durum, bir zamanlar Türkiye’de sağ’a ve sol’a silah veren elin aynı el olduğunun görülmemesi gibidir.

O körlük hala devam ediyor.

Ülkeleri idare eden küresel bölücüler bu sefer de kendileri için var edeceği yeni dünya düzenine geçişte, Pandemi var iddiası ile plandemiyi organize ederken, Türkiye’de biraz Çin destekli sol, muhafazakar ve milliyetçi  mevcut iktidar ile ana muhalefet, radikal sol ve solun diğer türevleri küreselcilere karşı değil yardımcı olmuştur.  Çatışmaları ben daha iyi işbirlikçi olmanın ötesine geçmemiştir.

Yadsınmaz bir şekilde tanıklığını yaptığımız bu birlik, halkları devletleri güçsüzleştirmek ve kullanışlı hale getirmek için var edilen  sol’un ve sağ’ın aynı eller tarafından AYRIŞTIRILDIĞINI gösterdiği gibi, gerektiğinde de kendisine karşı görünen bu kesimleri nasıl etkisizleştirdiğini ve hizmetine girdiğini de göstermiştir.

AYRILIK ise kendilerini var eden güçlerin planlarına daha fazla hizmet etmek yarışına dönüşmüştür. -Nasıl mı? Yine sağ’ı ve sol’un tam resmini gördüğümüzü plandemi süresince her iki tarafta  DSÖ’nün tedbirlerine uyulmasını istemiştir. İktidarda olan sağ’da bizzat artık sapkınlıkları da tescilli olan küreselcilerin kontrolünde olan DSÖ’nün emirlerini uygulama konusunda hiç tereddüt etmemiştir. Hatta o deney sıvılarını canlı yayında kendilerine zerk ettirerek, iktidara destek veren kitlelere örnek olmuşlardır. Böylelikle küresel odakların iktidarlarını korumak adına ülkelerde var ettikleri sağ ile muhalefette kontrol ettikler sol’u bir araya getirmiştir.

Büyük sıfırlamayı sapkın bir teori, pandeminin plandemi olduğunu görmeyen her iki taraf kendi saflarından olmayan, insan haklarından, yaslardan ve demokrasiden yana olan insanları cezalandırmıştır. Ayrım gözetmeksizin de iktidardaki sağ devlet gücünü kullanarak yaşam alanlarını kısıtlamış, kapatmalar ile ülke ekonomisini zayıflatmış diğer bir ifade ile şeytani düşüncenin emrine girmiştir. Sol ise kendisine armağan edilen, “gerici”, “şarlatan”, “bilim karşıtı” gibi yakıştırmalar ile sihirli şok aracı olan, “komplo teorisi” yaftasıya etkisizleştirmek istemiştir.

Yeni AYRIMCILIĞIN adı ise “aşı karşıtlığıdır.” Ne yazık ki küresel güçlerin kullandığı bir yöntem olan Overton Penceresi açıldığında (bkz) mantık bitiyor ve domino etkisi başlıyordu. Mantığın bittiğini ise sol’un ve sağ’ın uçlarında dolaşan bir kişinin, “ya bu pandemi küresel bir oyundur.” söylemi veya yazısı olmaması ile de anlıyoruz.

Küresel paylaşımcılar gündemlerini ilerletmek için açıkça medya, bilim ve teknoloji üzerinde tam kontrol isterken, eski siyasi güç odaklarından olan sol ve sağ’da buna hizmet ediyordu.

Küreselciler adına görünürde olan Dünya Ekonomik Forumu ise gücü kötülerin elinde birleştirmeyi, insanları savunmasız ve zayıf hale getirmeyi amaçlıyordu. Üstelik radikal sol’da şu an da bu hedefin ve cephenin en önemli gücü olarak görünüyordu. (bkz)

Sonuçta bugünlerde eşitlik isteyerek ezenlere karşı, ezilenden yana olduğu iddiaları ile kendisine cephe oluşturan sol ile ülke çıkarlarını milliyetçilikle örtüştüren muhafazakarlar kendilerini ifade ettikleri tüm değerleri karşı durdukları küreselcilere teslim etmek için mücadele ediyor. Her ikisi de gerçek yüzlerini gösterdi. Görmek için sağda olduğunu düşündüğümüz Alarko’nun patronu olan İshak Alaton’un 2008 yılında sol’da olduğunu düşündüğümüz Karl Marx’ın kitabını eline alarak övgüler düzdüğünü görmek (bkz) bile yeterdi. Çünkü bugün aynı kitap Dünya Ekonomik Forumun teorisini yazan Henry Kissinger ‘in talebelerinden Marksist Klaus Schwab’da var. Kısacası kendilerinden başka kimsenin mülk sahibi olmasını da istemiyorlar!

Tercih her zaman insanın özgür iradesinde. Şimdi yeniden ayrışma dönemi yaşıyoruz. Artık anlaşılacağı üzere sağ ve sol’u yaratanlar her ikisini de etkisizleştirdi. Yeni dünya düzenindeki yeni AYRIM,  İNSAN ve İNSAN karşıtları arasında olacak!  

AKIL ve BİLİMİN REHBERLİĞİ

Üstesinden gelmek için de ATATÜRK’ün, “Ben, manevi miras olarak hiçbir nass-ı katı’*, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, bilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü güçlükler önünde, belki amaçlara tamamen eremediğimizi, fakat asla ödün vermediğimizi, akıl ve bilimi rehber edindiğimizi onaylayacaklardır. Zaman hızla dönüyor, milletlerin, toplumların, bireylerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkar etmek olur. Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.” (1)  sözleri belki de aradığımız dizelerdir.

Hangi ilerleme olursa olsun, bilim İNSAN için var. İNSAN bilimin bilimsel gelişmelerin kölesi veya esiri olamaz.

(1) Hamdullah Suphi Tanrıöver’den naklen, Cemal Kutay, Mustafa Kemal’in Ufuktaki Manevî Mirasçısı ile Sohbet, s.2-3;İsmet Giritli, Kemalist Devrim ve İdeolojisi, s. 13

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Zeynep A. 1 hafta önce

Bir makaleden ziyade muhteşem bir kitabın sayfalarındaki satırlar gibi...