Öne Çıkanlar WHO Güler Sabancı Dünya Ekonomik Forumu ACU Glaxo Smith Kline

DÜN ASKERLERİ, BUGÜN SAĞLIKÇILARI KULLANIYORLAR

Yazan Muammer KARABULUT 

O çok bildiğimiz uluslararası kurumlar küresel güçlerin ihtiyaçları için vardır.   “…gezegenimizin doğal kaynaklarını kontrol eden birkaç varlıklı ailenin ceplerine para aktarırlar. Kullandıkları araçlar arasında sahte finansal raporları hileli seçimler, rüşvet, zorbalık, seks ve cinayet bulunmaktadır. Oynadıkları oyun imparatorluklar kadar eski olmasına rağmen, günümüzdeki küreselleşme sürecinde yeni ve korkutucu bir boyut almıştır.” (1)

Şimdileri ise o kürsel güçlerin tetikçisi olan John Perkins’in  “…ülkelerin liderlerini kendi vatandaşlarını sömürmeleri için ayartır, rüşvet verir ve zorlarız. Onlar da ülkelerini asla geri ödeyemeyecekleri borçların altına sokar, milli varlıklarını özelleştirir… Eğer aralarında direnen bir lider çıkarsa, CIA-destekli çakallar tarafından ya devrilir ya da öldürülür. (…) Fark şu ki, bugünkü ülkeler dev şirketler tarafından gasp” (2)  edildiğini açıkça yazmıştır.  

Bu bilgilerin ışığında Türkiye’de size, yani 65 yaş üstünde olanlara çok ihtiyacımız var.

Onlar bu ülkenin bütün acılarının tanığıdır. Özellikle de bugün unutulan darbeleri en iyi onlar hatırlar. Şimdi lütfen iki gün, darbe öncesi neler yaşadığınızı ve  darbe ilanı ile Türkiye’de nelerin yaşandığını hatırlayın. Ve  tüm bunları 12 Mart 2020 tarihinde Bill Gates’in kontrolünde olan DSÖ’nün pandemi ilan etmesi ile karşılaştırın. Buna her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var.  Çünkü yaşadığımızın küresel bir darbe olarak bilinmesi tek çıkış yolumuzdur.

Darbe konusunda bizi şuana kadar yanıltan veya hafızamızı körelten ise küresel güçlerin, neremiz ağrısa aklımıza ilk gelen, güven duyulan doktor ve sağlık emekçilerini kullanmalarından kaynaklanmıştır.

Biliyorsunuz ki darbenin vazgeçilmez formülü, emir komuta zinciridir. Ve bu terim genellikle askeri alanda kullanılır. En üstten en alta kadar alınan emirler uygulanır. Bu tanımlamayla Türkiye’de ordunun silahlı gücü,  27 Mayıs 1961 ve 12 Eylül 1980 olmak üzere hükümeti ele geçirdiği, anayasada değişiklik yaptığı iki darbe ve  hükümeti ihtar niteliğinden ileri gitmeyen 12 Mart 1971 tarihinde de 1 muhtıra gerçekleştirmiştir.  

Her iki askeri darbede de güçlü bir şekilde hiç kimse darbenin karşısında durmamıştır. Daha doğrusu karşı duracak olanları da bir şekilde susturulmuştur. Türkiye’de yapılan darbeler sonucunda ekonomik-siyasi ve toplumsal değişiklikler olurken, yapılan darbelerin hepsinde dış güçlerin bilgisi ve desteği ile gerçekleşmiştir.

Hiç kuşkusuz Türkiye tarihi, küresel güçlerin yaptırdığı darbe, darbelere zemin hazırlama, terör ve Ergenekon gibi en ağır psikolojik savaşlara maruz kalmış dünyada en fazla acı çeken ülkelerinden birisidir. 

Onun içindir ki darbeleri, “65 yaş üstünde olanlar”, kısaca 68 ve 78 kuşağı, ve bir de Ergenekon sürecini aileleri ile birlikte yaşayanlar, en önemlisi de darbelere her zaman karşı olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN da  bugün küresel darbeyi göremediklerini söylemeleri, tarihe en büyük gaflet olarak geçecektir.

Eğer bu küresel darbenin farkına varmazsak, darbeyi yapan taraf stratejik hedefine ulaşmak uğruna şartları daha da zorlaştıracaktır.  Şuana kadar yaşananlar gelecekte neleri yaşayacağımızın açık göstergesidir.

Yeter ki bunların dünyayı kan ile kazandıkları servetini korumak adına, artık sır olmaktan çıkan sapkınlıklarına boyun eğerek yol almayı düşünmeyelim. Uydurdukları teknolojinin masal kahramanları olan Harry Potter’den bir farkı yok.

Küresel güçlerin, insan emeği ile elde edilen tüm değerlere borçları vardır. Bugün borçlarını karşılığı olmayan dolar ile ödeyebilecek güçleri de kalmamıştır. Dünyaya dolar, kıymetli evraklar ve forex aracılığı ile piyasa sürdükleri değerlerin bugün karşılığı yok. Şimdi sanal durumuna gelen evraklarına karşılık bulmak için her zaman olduğu gibi, bu sefer de pandemi yalanı ile  darbe yaparak gizli savaş ilan ettiler.

Eğer Türkiye’de, 68 ve 78 kuşağı darbeleri hatırlamakta güçlük çekiyorsa,

Zeytinyağlı yiyemem aman

Basma da fistan giyemem aman,”

türküsünü ve sonuçların hatırlamamız yeterli olacaktır. Ama bunu da unuttuysak şarkı eşliğinde göbek atmaya devam edeceğiz…

Benim tercihim, bugüne kadar dünyayı kana bulayan, milyonlarca insan öldüren, genleri insanlıktan çıkmış ve ruhları kararmış bu sapkın güçlere her zaman olduğu gibi karşı durmaktır. 

  1. John Perkins, Bir Ekonomik Tetikçinin itirafları.
  2. John Perkins,Kafes.

(*) Zeytinyağlı yiyemem aman hikayesi hiç de alışık olduğumuz cinsten değil.

Çünkü altında yarım kalmış bir aşk yok. Ticari çıkarlar, kandırılmış bir halk ve bu gibi sebeplerle yıllarca sağlıksız bir tüketime mecbur bırakılan insanlar var.

Dinlerken büyük ihtimalle üzerine bir kez bile düşünmediğiniz, duyduğunuzda hayret edeceğiniz Zeytinyağlı yiyemem aman türküsünün hikayesi. Zeytinyağlı yiyemem aman hikayesi Hepimizin bildiği bu türkü, 2 Kasım 1954’te İhsan Kaplayan kaynak gösterilerek Muzaffer Sarısözen tarafından derlenmiştir. Bu çok bilinen türkünün çok ilginç hikayesini anlayabilmek adına öncelikle bilmeniz gereken şey, 2. Dünya Savaşı sonrasında yürürlüğe geçen Marshall Planı’dır. Marshall Planı, 1947’de önerilen, 1948-1951 yılları arasında da yürürlüğe giren Amerika kaynaklı bir yardım paketidir. Bu yardım paketinden yararlanan ülkeler arasında, Türkiye de dahil tam 16 ülke bulunmaktadır. Amerika çok eski yıllardan beri dünyanın en büyük mısır üreticisidir. Haliyle ülkede birikmiş olan mısırı eritmenin yolu da, bunu diğer ülkelere satmak; yani ihracattan geçecektir. Dünyanın en büyük mısır üreticisi olan Amerika, biriken mısır dağını eritmek için, Marshall yardım paketinden faydalanmak isteyen ülkelere “mısırözü yağı alma” ön koşulunu koyar. Türkiye de, buna karşılık ilk margarin fabrikasını kurar. Aynı dönemde sırf bu sebeple, birçok zeytin ağacı yerlerinden sökülür…

Katliamdan kurtulan az miktarda zeytin ağacından elde edilen zeytin yağı da, Amerika tarafından Dolar karşılığı alınır ve mısırözü yağı TL karşılığı satılır. Sonra insanlar zeytinyağından uzaklaşıp margarin tüketsin diye, zeytinyağının ısındığında kanser yaptığına dair yalan yanlış iddialar ortaya atılır. Oysa zeytinyağı, en zor yanan sıvı yağlardan biridir.

Sonuç olarak Türk insanı, bu tarz haberlerle zeytinyağından uzaklaştırılıp, margarine alıştırılır. Bu da yetmez… Yine zeytinyağını kötülemek için bir türkü sipariş edilir: “Zeytinyağlı yiyemem aman basmadan fistan giyemem aman…” Sonra da bu türkü, döneminin en popüler türküsü haline gelir. Tıpkı bugün olduğu gibi.

Margarinle, sırf bu nedenle tanışan insanlar, margarine çok çabuk alışır. Hatta hiçbirimiz, zeytinyağı kullanma alışkanlığını tam anlamıyla kazanmış sayılmayız hala. Ve türkünün devamında olduğu gibi, basma giyen kadınlar da zamanla bugünkü plastik giysilerle tanışır…

Halbuki kanser yapan, vücuda türlü türlü zararı olan margarindir. İnsan gerçekten hayret ediyor; ne kadar güzel kandırılmışız değil mi?

Zeytinyağlı yiyemem türkü sözleri

Zeytin Yağlı Yiyemem Aman

Basma Da Fistan Giyemem Aman.

Senin Gibi Cahile,

Ben Efendim Diyemem Aman.

Kaldım Domaniç Dağlarında,

Sevgili Yarim Nerelerde.

Kara Üzüm Asması,

Yeşil Olur Yazması.

Ben Yarimden Ayrılmam,

Kara Yazı Yazması.

Kaldım Domaniç Dağlarında,

Sevgili Yarim Nerelerde.

Asmadan Üzüm Aldım,

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.