Yazan Mustafa DÖNMEZ
Tiranların güç yoluyla devrilmesine gerek yoktur; yalnızca kitlelerin para ve kaynaklarından mahrum bırakılmaları yeterlidir. La Boétie’nin belirttiği gibi, bir tiran kendisine boyun eğildikçe kuvvetlenir. Eğer tiranlara itaat edilmezse “çıplaklaşır ve perişanlaşırlar.”
La Boétie’nin eseri, siyaset felsefesinin temelinde yatan en önemli sorulardan birini sorarak başlıyor: İnsanlar neden kendi rızalarıyla tiranlara ve onların zulmüne itaat eder? Her tiranlık, hatta her yönetim biçimi sivil itaate bağlıdır. La Boétie, insanların köleleştirilmelerine gösterdikleri bu rızayı eleştirdikten sonra, yaşadıkları sefaletten ve baskıdan kurtulmalarının yolunu ilan ediyor: sivil itaatsizlik. İnsanların topluca itaat etmeyi reddettiği hiçbir yönetim uzun süre var olamayacaktır. Dolayısıyla tiranlığın çözümü, halkın tirana verdiği rızayı geri çekmesidir.
La Boétie, bu şekilde toplumun büyük bir kesiminin bir çıkar ağı içinde kendisini nasıl tirana bağlı ve bağımlı gördüğünü açıklar. İlginç olan ise bu insanların içinde bulunduğu yanılsamadır. Çünkü tiranın kuyruğundakilerin zulmettiği halk, tiran adına zulmedenlerden daha özgürdür. Vergisini ödeyen köylüler ve kasabalılar, kendilerinden zorla alınandan fazlasını vermek durumunda değildir. Ancak tiranın gözüne girmeye çalışan yaltakçılar, tiranın arzularını öngörmek ve kendilerinden istenenden fazlasını vermek zorundadır. Tiranlığın devamından fayda sağlayanlara tiranın dağıttığı mallar ve mülkler ise genellikle yine tiranın eliyle geri alınmakta, zaman zaman bu çıkarcıların kellesine de mal olmaktadır.
Bu şartlar altında La Boétie, özgürlüklerinin peşinde olanların en önemli görevinin tiranlığın işleyişini halka anlatmak olduğunu belirtir. Elbette tiranlar, halkın kendisini eğitmesini ve özgürlük arayışındaki insanların birbirlerini bulmasını engellemeye çalışacaktır. Bu noktada La Boétie’nin Osmanlı sultanlarını örnek vermesi ilginç bir anekdottur. Çünkü bu arayış ve çaba, tiranın gücünü zedeleyecektir.
Metinden ayrılıp günümüzü düşünürsek La Boétie’nin ortaya koyduğu fikirlerin zamandan ne kadar bağımsız ve kalıcı kuramlar olduğu açıkça görülür. Devlet aygıtının sahip olduğu kaynaklar; çok daha etkili propaganda araçlarına, çok daha geniş çıkar ağlarına ve dolayısıyla çok daha güçlü tiranlıklara zemin hazırlayabilmektedir.
Son söz: Görürüz ki güç her zaman yönetilenlerdedir ve yönetenlerin kamuoyundan başka desteği yoktur. Dolayısıyla devlet yalnızca kamuoyuyla tesis edilir. Bu kural, en özgür ve sevilen yönetimlerden en askerî ve despot yönetimlere kadar geçerlidir. Öyleyse baskı ve zulüm gücünü ortadan kaldırmanın tek yolu, verilen rızanın geri çekilmesidir.



