Tarih boyunca savaş kararlarını çoğu zaman iktidarlar verdi; bedelini ise cepheye gönderilen halk çocukları ödedi. Ordular yenildi, ülkeler işgal edildi, aileler dağıldı. Karar verenler saraylarında ve karargâhlarında kalırken Ahmetler, Mehmetler Yemen çöllerinde, Kafkas dağlarında, Galiçya ovalarında ve Anadolu’nun kasabalarında toprağa düştü.
Kartları başkaları karıştırdı; oyun masasına millet oturtuldu.
Bir Milleti Kendisiyle Savaştırmak:
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı orduları yenilmiş, ülke işgal edilmişti. Buna karşılık Türk Milleti teslim olmayı reddetti. Yerel direniş güçleri etrafında başlayan Kuvayı Millîye hareketi, kısa sürede millî bağımsızlık mücadelesinin temel dayanaklarından biri hâline geldi.
İstanbul'daki saray ve hükûmet çevreleri ise iktidarlarını koruyabilmek için işgal kuvvetleriyle uzlaşma yolunu seçti. Anadolu’da büyüyen direnişi bastırmak amacıyla 18 Nisan 1920'de Kuvayı İnzibatiye adı verilen askerî bir güç kuruldu. Yaklaşık 4.000 kişiden oluşan bu kuvvet; üç piyade alayı ile bir topçu taburundan meydana geliyordu. Komutanlığına Süleyman Şefik Paşa getirildi. Alay komutanlarına 150, teğmenlere 60, erlere ise 30 lira maaş bağlandı.[1]
Kuvayı İnzibatiye için 1.250.836 liralık ödenek ayrılmıştır.[2][3] Bu tutarın büyüklüğünü anlamak için dönemin para değerini göz önünde bulundurmak gerekir: Bir Osmanlı altın lirası yaklaşık 7 gram altın içeriyordu. Başka bir ifadeyle, millî direnişi bastırmak için dönemin koşullarında son derece büyük bir maddi kaynak seferber edilmişti.
Buradaki asıl mesele yalnızca bir askerî birlik kurulması değildi. Asıl mesele, işgal altındaki bir ülkede aynı milletin çocuklarının karşı karşıya getirilmesiydi. Mustafa Kemal Atatürk’ün *Nutuk*’ta “hain kuvvet” olarak nitelendirdiği bu yapı, yabancı işgaline karşı direnen Anadolu halkının üzerine gönderiliyordu.[4]
Silahlardan Önce Sözcükler
Kuvayı Milliye’ye karşı yürütülen mücadele yalnızca askerî değildi. Millî direnişin halkın gözündeki meşruiyetini ortadan kaldırmak için dinî ve siyasi propaganda da kullanıldı.
Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi’nin yayınladığı fetvada Kuvayı Millîye hareketi bir eşkıyalık hareketi gibi gösterildi. Mustafa Sabri Efendi ve Mutasarrıf Osman Kadri gibi isimler de millî hareket aleyhinde açıklamalar yaptı. Böylece Anadolu’daki bağımsızlık mücadelesi, işgale karşı bir direniş olmaktan çıkarılıp padişaha karşı bir başkaldırı gibi sunulmaya çalışıldı.
Kuvayı İnzibatiye’nin kuruluşu sırasında alınan bir başka önlem, Anadolu Fevkalade Müfettiş-i Umumiliğinin oluşturulmasıydı. 28 Nisan 1920'de kurulan teşkilatın başına Müşir Zeki Paşa getirildi.[5] Müfettişliğin görünürdeki görevi güvenliği ve birliği sağlamaktı; gerçekte ise Anadolu’da padişahın otoritesini yeniden kurmak ve millî kuvvetleri İstanbul Hükûmetine bağlamaktı.
Zeki Paşa, Mustafa Kemal Paşa ile temas kurarak Büyük Millet Meclisi tarafından oluşturulan hükûmetin dağıtılmasını, ordunun ve millî kuvvetlerin İstanbul’a bağlanmasını istedi. Millî Mücadele’nin bu talepler karşısındaki kararlılığını Mustafa Kemal Paşa’nın şu sözleri özetliyordu:
“Milletin istiklalini vatanın son kaya parçası üzerinde müdafaa edeceğiz, kurtaracağız veya -eğer mukadderse— öleceğiz. Fakat eminiz ki ölmeyeceğiz ve kurtaracağız.” [6]
İzmit’ten Geyve’ye: Kardeş Kavgasının Cephesi:
Binbaşı Hasan Tevfik komutasındaki kuvvetler 29 Nisan’da İzmit’e hareket etti. Süleyman Şefik Paşa karargâhını İzmit’teki *Yavuz* zırhlısında kurdu; 1. Alay, İzmit’in güneydoğusundaki ordugâha ve Sapanca'ya yerleştirildi. İzmit’teki İngiliz tugayı ile körfezde bulunan donanma, Ermeni çeteleri Kuvayı İnzibatiye’nin başlıca dayanaklarıdır.
Ali Fuat Paşa komutasındaki millî kuvvetler ise Geyve Boğazı’nı tahkim ederek ilerleyişi durdurmaya çalıştı. Kuvayı İnzibatiye, 23 Mayıs’ta Sapanca, Adapazarı ve Hendek yönünde harekâta başladı. Bolu, Gerede, Geyve, Kandıra, Düzce, Adapazarı, İzmit ve Sapanca çatışma alanlarına dönüştü.
Yarbay Senai komutasında 14 Haziran’da saldırıya geçen Kuvayı İnzibatiye ağır bir yenilgiye uğradı. Kuruluşundan yalnızca birkaç ay sonra, 25 Haziran 1920’de dağıtıldı.[1]
Geride ise acı bir gerçek kaldı: İşgal kuvvetlerine karşı kullanılması gereken silahlar, aynı milletin çocuklarına doğrultulmuştu.
Yemen: Uzak Topraklarda Kaybolan Anadolu Çocukları:
Kuvayı İnzibatiye örneği, iktidarın devamı uğruna bir milletin kendi içinde nasıl karşı karşıya getirebildiğini gösterir. Yemen ise aynı milletin çocuklarının uzak siyasi hedefler uğruna nasıl tüketildiğinin simgesidir.
Osmanlı Devleti’nin son döneminde Yemen’deki isyanları bastırmak ve bölgedeki egemenliği korumak için Anadolu’dan sürekli asker gönderildi. Uzaklık, salgın hastalıklar, iklim, ulaşım güçlükleri ve çatışmalar nedeniyle binlerce asker yaşamını yitirdi. Aileler cepheye giden çocuklarından yıllarca haber alamadı. Hayatta kalanların bir bölümü dahi memleketlerine dönemedi.[7]
Atatürk, *Nutuk*’ta bu ağır bedeli şu soruyla hatırlatır:
“Yemen çöllerinde kavrulup yok olan Anadolu evlatlarının miktarını biliyor musunuz?” [4]
Yemen Türküsü ‘nün kuşaklar boyunca yaşamasının nedeni de budur. Türkü yalnızca bir cepheyi değil; oğlunu, eşini ya da kardeşini bekleyen binlerce ailenin ortak acısını anlatır. “Giden gelmiyor” sözü, artık tek bir askerin değil, bütün bir toplumun ağıtıdır.
Atatürk’ün Yemen Türküsü ’nü dinlediğinde duygulandığı ve “Anadolu çocuklarının ne işleri vardı Yemen çöllerinde?” dediği çeşitli anı ve ikincil kaynaklarda aktarılmaktadır.
*Zeytindağı*: Bir İmparatorluğun Hesap Defteri:
Cemal Paşa'nın emir subayı olarak Suriye ve Filistin cephelerini yakından gözlemleyen Falih Rıfkı Atay, *Zeytindağı* adlı eserinde bir imparatorluğun çöküşünü yalnızca komutanların ve siyasetçilerin gözünden anlatmaz. Onun asıl anlattığı, alınan yanlış kararların sıradan askerler üzerindeki yıkıcı sonuçlarıdır.[8]
Yemen, Aden, Kanal ve Gazze’de kırılan Mehmetçiklerin hikâyeleri, savaşın resmî bildirilerde görünen yüzünden çok farklıdır. Karargâhlarda çizilen haritalar üzerinde yalnızca birer işaret olan cepheler, Anadolu’daki evlerde bitmeyen bekleyişlere ve kapanmayan yaralara dönüşmüştür.
*Zeytindağı* bu nedenle yalnızca bir hatırat değildir. İktidar hırsının, hesapsız dış politikanın ve gerçeklerden kopmuş yönetim anlayışının bir millete nelere mal olabileceğini gösteren tarihsel bir uyarıdır.
Eski Hafıza, Yeni Güvenlik Denklemleri:
Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkileri değişmez ve kesintisiz bir “Türk düşmanlığı” üzerinden açıklamak, tarihsel tabloyu gereğinden fazla basitleştirir. Nitekim Atatürk döneminde iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kurulmuş; dostluk, eğitim ve bölgesel iş birliği girişimleri gündeme gelmiştir.[9]
Bununla birlikte Cumhuriyet, laiklik, hanedan yönetimi ve bölgesel nüfuz konularındaki farklılıklar iki ülkenin siyasal yaklaşımlarını çeşitli dönemlerde karşı karşıya getirmiştir. Günümüzde ise güvenlik tehditleri ve değişen ittifaklar, Türkiye’nin askerî kapasitesini yeniden Arap Yarımadası’ndaki hesapların bir unsuru hâline getirmektedir.
2026’da Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki savunma iş birliği tartışmaları bu bakımdan dikkat çekicidir. Ankara, iş birliğinin savunma amaçlı olduğunu ve başka bir ülkeye saldırmak üzere asker gönderilmesinin söz konusu olmadığını açıklamıştır.[10] Tarihsel hafızanın önemi de tam burada ortaya çıkar: Türkiye, bölgesel güvenliğe katkıda bulunurken başkalarının hedefleri uğruna yeni ve belirsiz savaşların içine sürüklenmemelidir.
Yemen’deki tarafları yalnızca “dost” ve “düşman” diye ikiye ayırmak da gerçeği açıklamaya yetmez. Bölgedeki çatışmalar; yerel iktidar mücadelelerinin, mezhepsel gerilimlerin, İran-Suudi Arabistan rekabetinin ve Siyonist küresel güç hesaplarının iç içe geçtiği çok katmanlı bir yapıdadır. Türkiye’nin politikası, bu karmaşık tabloda hamasi söylemlere değil; millî çıkarlara, diplomasiye ve tarihsel deneyime dayanmalıdır.
Masal Kötüyse Kahramanlar Ne Yapsın?
Kuvayı İnzibatiye’nin kuruluşundan Yemen çöllerine, *Zeytindağı*’nda anlatılan cephelerden bugünün Orta Doğu’suna uzanan ortak bir çizgi vardır: Kararları yöneticiler verir, fakat yanlış kararların bedelini çoğu zaman halk ve asker öder.
21. yüzyılın başlarında Türkiye’nin çevresi savaşlar, vekâlet çatışmaları, göç hareketleri ve büyük güç rekabetiyle kuşatılmış durumdadır. Dostluklar ve ittifaklar kalıcı değil, çıkarlara bağlıdır. Bu nedenle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve Cumhuriyet’in temel değerlerini korumak yalnızca askerî güçle değil; tarih bilgisi, akılcı diplomasi ve toplumsal uyanıklıkla mümkündür.
Geçmişi hatırlamak, eski düşmanlıkları yeniden üretmek için değil, aynı hataları tekrar etmemek içindir. Anadolu çocuklarının başka iktidarların hesapları uğruna bir kez daha uzak cephelere gönderilmemesi, tarih karşısındaki en büyük sorumluluğumuzdur.
Kartları kimin karıştırdığına bakmadan oyuna oturursak kaybeden yine biz oluruz.
Kaynakça
1. Dirier, Ayten. “Kuvayı İnzibatiye / Hilâfet Ordusu.” *Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi*, c. 8, sy. 3, 2021, ss. 968-983. https://dergipark.org.tr/tr/pub/atdd/article/860523
2. *Takvim-i Vekayi*, 24 Nisan 1336/1920, nr. 3835.
3. Apak, Rahmi. *İstiklâl Savaşında Garp Cephesi Nasıl Kuruldu?* İstanbul: Güven Basımevi, 1942, s. 139.
4. Atatürk, Mustafa Kemal. *Nutuk*. Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları.
5. Gülmez, Nurettin. “Anadolu Islahatı Olağanüstü Genel Müfettişliği.” *Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi*, c. 20, sy. 58, 2004. https://dergipark.org.tr/tr/pub/aamd/article/709242
6. Kocatürk, Utkan. *Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi, 1918-1938*. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1988.
7. Türkmen, Zekeriya. “Mustafa Kemal (Atatürk)’in Yemen’e Tayini ve Bununla İlgili Belgeler.” *Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi*, c. XI, sy. 32, 1995, ss. 501-524. https://dergipark.org.tr/en/pub/aamd/article/758945
8. Atay, Falih Rıfkı. *Zeytindağı*. Ankara: Hâkimiyeti Milliye Matbaası, 1932.
9. Atatürk Ansiklopedisi. “Atatürk Dönemi Türkiye-Suudi Arabistan İlişkileri.” https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/908/Atat%C3%BCrk-D%C3%B6nemi-T%C3%BCrkiye-Suudi-Arabistan-%C4%B0li%C5%9Fkileri
10. Associated Press. “Houthis Claim New Attack Against Airport in Saudi Capital as Witness Reports Evacuation.” 9 Ekim 2026. https://apnews.com/article/35194542a9d7ae54fca983db5f4f1adb



