Öne Çıkanlar Imre Farkas• ani ölümler• Nisan• ŞENER LEVENT• Prof. Dr. Elife Sultan Giray•

COP31 İÇİN ACİL ÇAĞRI

Yazan Muammer KARABULUT

Antalya ev sahipliğinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN Küresel İklim Aksiyonuna Dair Siyasi Liderlik yapacağı COP31 Eylem Planı 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde gerçekleşecek.

BM’nin iklim gündeminde 10 öncelikli konu var. Her zaman olduğu gibi, bu öncelikli konulara arasında asıl çevreyi tehdit eden  kirlilik bulunmuyor. Yani gizleniyor!

Üstü kapalı yapılan açıklamaya göre COP31’in, 2035’e kadar somut küresel hedefinde, “küresel elektrifikasyon(*) oranını %35’e çıkarma, atık üretim artış hızını yarıya indirme, binalarda enerji yoğunluğunu %25 azaltma”  hedefi var.

(*) Küresel elektrifikasyon; ulaşım, sanayi, ısınma ve günlük yaşamda kullanılan fosil yakıt tabanlı (kömür, petrol, doğal gaz) enerji sistemlerinin ve cihazlarının elektrik enerjisiyle çalışan sistemlere dönüştürülmesi sürecidir.

TEKNOLOJİ NEYİ EMREDİYOPRSA ONU YAPIYORLAR

Bu geçişlerdeki asıl sorun ise “yeni küresel değişimde” kendisine çok işi düşecek olan yapay zekanın veri merkezlerini soğutmak için kullanılacak olan temiz su kaynaklarıdır. Şuanda geleceği 5G, 6G ve 7G üzerine inşa eden küresel merkezlerin “U” dönüşecek hali kalmadı. Sahip oldukları yeni teknoloji neyi emrediyorsa onu yapıyorlar.

Geçen ay Beyaz Saray’da yapılan toplantıda,  Dell Technologies’in kurucusu ve CEO’su Aşkenaz kökenli Yahudi Michael Saul Dell’e göre yapay zeka yalnızca bir yazılım meselesi değildi. Veri merkezleri, güçlü sunucular, gelişmiş çipler ve büyük miktarda enerji gerekiyordu.

Onun için, Dell’in özellikle dikkat çektiği konu enerji oldu. Çünkü yapay zeka veri merkezleri devasa miktarda elektrik tüketiyordu.

Dell’in ifade ettiği üzere, enerji olmadan yapay zeka altyapılarının sürdürülebilir olması mümkün görünmüyor. Bir de buna yapay zeka çevresinde çalışacak olan elektrikle çalışacak cihazları ve canlı yaşam için olmazsa olmazımız SU’yu da eklemek gerekiyor.

YAPAY GIDAYA YÖNELİŞİN ARKASINDA DA YAPAY ZEKA VAR

Yeni teknolojinin temelinde, su ve enerji var. Yapay zekanın ortak olduğu tatlı su kaynağının %70’i tarımda tüketiliyor.

Yapay zeka veri merkezlerinde soğutma işlemi sırasında su, ısıyı almak için buharlaşır. Buharlaşan su ise geri kazanılamaz duruma gelerek atmosfere karışır.

İşte bu yöntemle kullanılan suyun %60-90’ı KAYBOLUYOR! Yerel su sistemi açısından bu su “içilmemiştir” ama hidrolojik döngüden (Suyun Dünya yüzeyinin üstünde ve altında sürekli hareketini tanımlar.)  fiilen çekilmiştir.

Elbette küresel ölçekte su yok olmaz. Ancak ifade etmek istediğim bu değil.

Asıl mesele;

1-Nerede koybolduğu,

2-Ne zaman geri döndüğü,

3-Geri döndüğü yerin durumudur.

Örneğin; Arizona’da buharlaşan su, 3 ay sonra okyanusa yağabilir. Ancak, o havzanın içme suyu geri gelmez. Yerel su güvenliği açısından bu = KAYIP SU demektir!

COP3’de gündeme gelemeyecek olan iklim değişikliği de tam olarak bundan ibarettir.

GİZLENEN İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ GERÇEĞİ

Bugüne kadar gizlenen iklim değişikliği, veri merkezlerinin gelecekte tüketeceği içme suyu kaynaklıdır.

İklim değişikliği = saf sudur.

Yeni teknoloji saf su ister. O halde yeni teknoloji, iklim değişikliğini de beraberinden getirir.

- İklim değişikliği saf su üretmez; saf suyu yok eder.

Yapay zeka ve ileri teknolojiler;

En temiz suyu ister,

Yerel tatlı suyu kullanır,

Buharlaşma ile yerel olarak su kaybettirir.

Bu da içme suyu krizine neden olacak bir durumdur.

Yadsınmaz bilimsel gerçek şudur: İklim değişikliği, teknolojinin ihtiyacını karşılayan bir kaynak üretmez; teknolojinin yaşayacağı ortamı bozar.

O halde soru şudur: Teknoloji iklimi mi (hayatı) yönetecek, yoksa iklim teknolojiyi mi boğacak?

Yapay zeka merkezlerinin soğutmada kullandığı  temiz su geri dönüşümü buharlaşmadan dolayı aynı bölgeye geri dönmüyor. Buda bölgede bir süre sonra kuraklığa neden oluyor. Şimdilik veri merkezlerini ABD’de olduğu gibi silikon vadisinden nehir kıyılarına taşımaya başladılar. Halk bölgelerinde veri merkezi istemiyor.

Buradaki en kritik husus, bu yapay zeka üssünün şu anda şehrin temiz içme suyunu kullanmasıdır.

Örneğin Memphis şehri, dünyanın en temiz ve en kaliteli yeraltı su kaynaklarından biri olan Memphis Akiferi (Memphis Aquifer) üzerine kuruludur. Evlere giden musluk suyu doğrudan bu doğal kaynaktan gelir.

xAI tesisi ise soğutma kuleleri için Memphis şehrinin bu değerli içme suyu şebekesini sömürmektedir. Çevreciler ve yerel halk, bu kadar büyük miktarda saf içme suyunun yapay zeka soğutmak için harcanmasına çok sert tepki göstermektedir.

Fotoğraf; ABD’nin Tennessee eyaletinde, Mississippi Nehri’nin güneybatı ucunda yer alan Dünyanın en büyük AI eğitim kümesi (*) yaklaşık 880.000 m²’de kuruludur. 

Tesisin resmi su talebi raporlarına ve MLGW (Memphis Light, Gas and Water) verilerine göre net rakamlar ürkütücüdür:

Günlük Mevcut Tüketim: Tesis tam kapasiteye ulaştığında günde yaklaşık 4.920.000 litre (yaklaşık 5 milyon litre) su talep etmektedir.

Gelecekteki Projeksiyon: GPU sayısı planlandığı gibi 150.000'e çıkarılırsa, günlük su ihtiyacının 2 milyon galona (yaklaşık 7.5 milyon litre) fırlayacağı öngörülmektedir.

YENİ TEKNOLOJİ TAM BİR SU CANAVARI

Bu 5 milyon litrelik suyun çok büyük bir kısmı boruların içinde dönüp duran kapalı bir sistemde kalmaz. “Evaporatif Soğutma” (buharlaşmalı soğutma) yöntemi kullanıldığı için, işlemcilerden gelen devasa ısıyı atmosfere salmak adına suyun büyük bir kısmı dev soğutma kulelerinde buharlaştırılarak havaya salınır. Yani su, kelimenin tam anlamıyla buhar olup uçar. İnsandan aldığımız teknolojiyi emanet ettiğimiz yapay zeka, tam bir temiz su canavarıdır.

7.5 Milyon Litre Su Kaç İnsanın Tüketimine Eşit?

Bir insanın sağlıklı kalabilmek için günde ortalama 2.5 ila 3 litre su içmesi gerekir. Bu temel biyolojik ihtiyacı baz alırsak; Colossus tesisinin sadece 1 günde buharlaştıracağı 7.5 milyon litre su, yaklaşık 2.5 ila 3 milyon insanın günlük içme suyu ihtiyacına denk gelmektedir.

Haziran 2026'da Birleşmiş Milletler Üniversitesi (UNU) tarafından yayınlanan güncel küresel rapora göre; yapay zekanın (üretim, veri merkezleri ve soğutma dahil) yıllık su ayak izinin 2030 yılına kadar 9.3 trilyon litreye ulaşacağı öngörülürken, 2035 yılında ise 15-20 trilyon litre bandına fırlayabileceği tahmin edilmektedir. COP31’de “küresel elektrifikasyon” hesaplanırken,  2035’deki somut veriler ile elde edilen küresel su hedeflerinden hiç bahsedilmemektedir.  

Günümüzde bu, dünya genelindeki yapay zeka altyapılarının günde ortalama 25.4 milyar litre su tüketeceği anlamına gelir. Bu küresel miktar, Sahra Altı Afrika'da yaşayan 1.3 milyar insanın yıllık temel evsel su ihtiyacını tek başına karşılayabilecek devasa bir hacme eşdeğerdir.

Silikon Vadisi Kabuğunu Kırıyor

Özellikle teknoloji devlerinin ev sahibi olan California (Silikon Vadisi) gibi bölgeler yıllardır ciddi kuraklık ve su kısıtlamalarıyla mücadele etmektedir. Eyalet yasaları, bir teknoloji şirketinin yeraltı sularını bu şekilde fütursuzca sömürmesine asla izin verecek durumda değildir. Bu yüzden Google, Meta ve Microsoft gibi şirketler artık yeni veri merkezlerini Silikon Vadisi'nde büyütmek yerine su kaynaklarının bol olduğu Iowa veya Memphis gibi eyaletlere kaydırmaktadır.

Şirketlerin yönetim merkezleri, AR-GE departmanları ve üst düzey mühendis kadroları hala California’da (Silikon Vadisi) kalmaya devam ediyor. Fakat işin fiziksel hammallığı olan, binlerce dönüm arazi, devasa elektrik altyapısı ve milyonlarca litre su gerektiren veri merkezleri ile yapay zeka eğitim kümleri; Tennessee, Iowa, Virginia, Ohio, Texas gibi eyaletlere kalıcı olarak göç ediyor. Bu duruma, “Silikon Vadisi kabuğunu kırıyor, beynini orada bırakıp kaslarını başka eyaletlere dağıtıyor” diyebiliriz.

Peki, dünyanın en parlak zekalarına sahip bu dev teknoloji şirketleri bu su krizini öngöremediler mi? Aslında hem öngördüler hem de süreç kontrolden çıktı. Bunun arkasında üç temel neden yatıyor:

1- Üretken Yapay Zekanın (Generative AI) Öngörülemeyen Patlaması: Geleneksel bulut sistemlerinin su ihtiyacı hesaplanmıştı ancak 2022 sonunda başlayan LLM (Yapay Zeka) devrimi hesapları altüst etti. İşlemcileri %100 kapasiteyle aralıksız çalıştırmak devasa bir ısı patlaması yarattı ve şirketler sıvı soğutma sistemlerine muhtaç kaldı.

2- "Önce Pazar Payı, Sonra Çevre" Stratejisi (Hız Körü Oldular): Yarışta ilk hamle avantajını kaybetmek istemediler. Elon Musk’ın Colossus’u sadece 122 günde kurmasının nedeni bu rekabettir. Riski öngördüler ama yarışı kazanmayı çevre felaketinin önüne koydular.

3- Ucuz Enerji ve Su Neredeyse Oraya Koştular: Yerel yönetimlerin istihdam hatırına izin vereceğini düşündüler. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı; toplumsal yaşamın enerji ve su ihtiyacı için henüz bir çözüm bulamadılar.

HAVA ve TOPRAĞIN İNTİKAMI

Bu su örneği, tam da “komplo teorisi” olarak yaftalanan eleştirilerimizin esasını oluşturuyor. Şimdi insanların, “Yapay zekanın suyumuza ortak olmasını istemiyoruz” haykırışları yanlış mı?

-Su konusunda, önceliğin insan ve canlılar olduğu gerçeği yadsınır mı?

-Su buhar olursa, hava ve toprak ne duruma gelir?

Milyonlarca litre suyun soğutma kulelerinde sürekli buharlaştırılması, yerel ekosistemde havayı ve toprağı doğrudan etkileyen bir zincirleme reaksiyon başlatır:

1- Havanın Durumu: Mikroiklim Değişikliği ve Yapay Nem

-Yapay Mikroiklim: Dar bir alanda sürekli yüksek nem oluşması, yerel iklimi değiştirerek havanın daha boğucu ve sıcak hissedilmesine neden olur.

-Isı Adası Etkisi: Su buharı güçlü bir sera gazıdır. Soğutma kulelerinden çıkan sıcak buhar, tesisin çevresindeki ısıyı hapsederek yerel bir sera etkisi yaratır.

2- Toprağın Durumu: Çoraklaşma ve Yeraltı Suyu Krizi

Yeraltı Su Seviyesinin Çökmesi (Akifer Tehdidi): Yeraltı su tabakasının hızla çekilmesi, üzerindeki toprak katmanlarının çökmesine (obruklar oluşmasına) veya toprağın nemini kaybederek kurumasına yol açar.

Tuzlanma ve Çoraklaşma: Buharlaşan su saf H₂O olarak havaya karışır ancak suyun içindeki mineraller ve soğutma kimyasalları geride kalır. Bu durum uzun vadede toprağın verimsizleşmesine (çoraklaşmasına) neden olur.

Su Döngüsünün Kırılması: Yeraltından çekilen su, o bölgenin toprağını beslemek yerine rüzgarlarla çok uzak bölgelere taşınır. Yerel toprak kalıcı olarak susuz kalır.

Görünmez Filtrelerin Ardındaki Kadro

Yapay zeka, bu kadar şeytani bir yazılım ile faşizan sansür uygulayan algoritma mühendisleri eliyle yürütülüyor. Musk sonrası X platformunda büyük bir küçülme yaşandı. 2022'deki satın alım öncesinde Trust & Safety (Güvenlik ve İtimat) ekibi yaklaşık 4.000 kişiydi. Mühendislerin %80’i işten çıkarıldı (279’dan 55’e düştü). Toplam güvenlik personeli 2.800-2.900 seviyeline indirildi.

Şu anki yapı tamamen yapay zeka ağırlıklıdır; Grok benzeri modeller spam, toksik içerik ve dezenformasyon tespitinde başrolü oynamaktadır. Genel X mühendis kadrosu 2.500-2.800 civarında olduğundan, siber güvenlik ekibinin hacmi artık onlarca kişiyle ifade edilmektedir. Elon Musk bu durumu "Çok az kişiyle daha iyi iş çıkarıyoruz" şeklinde savunmaktadır.

Dünya nüfusunu azaltma planları çerçevesinde düşünüldüğünde, asıl sorunun yeni teknoloji olduğu da ortaya çıkıyor. Yani yeni teknoloji yapay zeka ile aklımızı ve hayatımızı da alıyor.. Yapay ile başlayan başta gıdalar olmak üzere hepsi bu zincirin üründür.  

HAYATIMIZ TEHDİT ALTINDA

Burada kuraklığın ne anlama geldiğini uzun uzadıya anlatmaya sanırım gerek yok.  Toprak, hava, su olmayınca başta İNSAN olmak üzere bütün canlı türleri tehdit altındadır. O zaman geriye bir tek şey kalıyor. O da nüfus azaltma. Çünkü yeni teknolojinin İNSAN’a ihtiyacı yok.

COP3’DE GÜNDEN OLMAYACAK OLAN TÜRKİYE TABLOSU

Türkiye’deki aktif büyük veri merkezleri: İstanbul, Ankara, İzmir ve Kocaeli’de bulunuyor.

Toplam güçleri yaklaşık 300–400 MW düzeyindedir.

Bugün için yıllık su tüketimi 25- 40 milyar litre civarındadır. Bu miktar: Orta ölçekli bir barajın yıllık aktif hacmine, büyükşehirlerin de birkaç aylık içme suyuna eşdeğerdir.

EN RİSKLİ İL İSTANBUL

Bu bağlamda Türkiye’deki riskli bölgeleri sıralayacak olursak, Açık ara birinci ilimiz İstanbul’dur. Bu ilimizde finans, telekom, bulut merkezleri, Turkcell, Türk Telekom, Vodafone, Equinix, NGN, yabancı bulut sağlayıcılarının hepsi ve Türkiye node’leri vardır.

İstanbul’da içme suyunu sağlayan Melen, Terkos ve Ömerli havzası  nüfus, sanayi ve veri merkezlerinin üçlü baskısı altındadır.

Üstelik İstanbul ülkemizin en kırılgan su–teknoloji noktasıdır. Ne yazık ki depremi, depreme dayanıklı yapıları konuştuğumuz İstanbul’da teknolojinin kaybedeceği su miktarını hiç konuşmuyoruz.

Yine bu bağlamada temiz su açısından riskli diğer iller Ankara, İzmir, Kocaeli, Bursa ve Antalya’dır.

İşte, Türkiye’de bu saf suyu tüketen, en büyük 5 operatör:

1-Turkcell

2-Türk Telekom

3-Vodafone

4-Equinix (Dünyanın en büyük veri merkezi-ABD)

5-NGN (Star of Bosphorus / İstanbul)

TÜRKİYE AÇISINDA YAPAY ZEKA

Türkiye, su stresi yaşayan bir ülkede, en fazla su tüketen dijital altyapıyı en kırılgan havzalara kurmuş durumdadır. Yapay veri merkezleri katlanarak büyüyecek, su tüketimi kaçınılmaz olarak artacak, İstanbul ve İç Anadolu ilk kırılacak bölgeler olacaktır. Bu noktada mesele artık nettir.

-Ulusal su güvenliği, bir egemenlik sorunudur.

“Büyük İsrail projesi” kapsamında istenilen coğrafyaya bakıldığında, ne demek istediğim çok daha iyi anlaşılacaktır.

Yani mesele hayatın kendisi olan temiz sudur!

TÜRKİYE İÇİN COP31 BÜYÜK FIRSAT

Onun için, Bakan Murat Kurum’un Haziran 2026’de açıkladığı COP31 Eylem Gündemi’nin öncelikli teması olan Sıfır Atık, Okyanuslar ve Denizler, Gıda Güvenliği, İklime Dirençli Şehirler, İklim Eylemi Uygulama Mekanizması (CAIM), Gençlik ve Eğitim, Temiz Enerji ve Elektrifikasyon, Yeşil Sanayileşme, Rio Sinerjisi (Biyolojik Çeşitlilik ve Arazi) ve Dayanıklılık ve Savunmasız Ekosistemler, ancak “yeni teknolojinin” iklim değişikliğine etkilerinin alt başlıkları olur.

Gezegenimiz “YENİ TEKNOLOJİNİN” tehdidi ile karşı karşıya…  

ARILAR YOK OLACAK!

Eğer COP31 gündemine arılar penceresinden bakacak olursak; Arılar yok olursa insanlık ve doğa çok ciddi bir gıda ve ekosistem kriziyle karşı karşıya kalır.

Kıtlık Riski: Yediğimiz meyve, sebze, kuruyemiş ve tohumların %70'inden fazlası arıların tozlaşma yapmasına bağlıdır. Arılar olmazsa domates, elma, kahve, badem ve pamuk gibi bitkilerin üretimi durma noktasına gelir.

Ekosistemin Çöküşü: Yabani bitkiler çoğalamaz. Bu bitkilerle beslenen kuşlar, böcekler ve memeliler aç kalarak yok olma tehlikesi yaşar; zincirleme bir çöküş başlar.

Ekonomik Yıkım: Küresel tarım sektörü ve buna bağlı sanayiler devasa zarar görür, gıda fiyatları fırlayabilir.

Kısacası, Albert Einstein'a atfedilen ünlü sözde de denildiği gibi: “Arılar yeryüzünden kaybolursa, insanın sadece 4 yıl ömrü kalır.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.