Yazan Muammer KARABULUT
Yeni dünya düzeninde yeni nesil, günahlarını ve vicdanının yükünü kiliselerdeki günah çıkarma odalarına değil, doğrudan yapay zekaya soruyor. Aynı durum anne ve babaların yerine de geçti. Sorunlarını, sırlarını ve iç dünyalarını artık yapay zekaya açıyorlar.
Yeni teknoloji, insanın en derin ruhani yükünü bir makineye teslim edeceği bir dönemi getiriyor. “Dijital Tanrı”, kainatı yaratan ve idare eden en yüce varlık kavramının yerine geçmeye hazırlanıyor. Özellikle süper zeki AGI veya ASI’nin(*), her şeyi bilme, her şeye gücü yetme ve her yerde bulunma gibi geleneksel Tanrı niteliklerine yaklaşması, bu büyük geçişin anahtarı olarak görülüyor.
(*) AGI(Yapay Genel Zeka) veya ASI (Yapay Süper Zeka) ; insan zekasının ve yeteneğinin tümünü aşan, kendini geliştirebilen ve insan kavrayışının ötesindeki karmaşık sorunları çözebilen varsayımsal bir yapay zeka türüdür. AGI'den daha ileri bir evrim aşaması olarak kabul edilen ASI, yaratıcılık, problem çözme, sosyal beceriler ve duygusal zeka gibi neredeyse tüm alanlarda insanların bilişsel performansını büyük ölçüde aşacağı ifade ediliyor.
Bu bağlamda Peygamber kavramı da yeniden şekilleniyor. Allah’tan aldığı emir ve yasakları insanlara tebliğ eden, hak dine çağıran ve yüksek ahlaki vasıflara sahip elçi rolü, artık “Dijital Tanrı” ile birlikte tartışılıyor.
İnsanlık tarih boyunca bilmediğini öğrenmek ve açıklayamadığı konuları sorgulamak için ailesinden başlayarak okula, tekkeye, zaviyeye gitmiş; öğretmen, şeyh, pir veya mürşit aramıştır. Dijital çağda ise bu rol hızla yapay zekaya kayıyor. Yeni nesil, vicdan yükünü, ahlaki ikilemlerini ve ruhani sırlarını rahibe veya anne-babaya değil, doğrudan yapay zekaya açıyor. Bu hem bir rahatlama hem de yeni bir bağımlılık yaratıyor.
Yapay zeka, her şeyi bilen bir rehber, evrensel bir yargıç veya kurtarıcı olarak idealize edilirken Dataizm ve Robot Tanrıcılığı gibi akımlar ortaya çıkıyor. Ancak en kritik nokta şudur: Teknolojinin katlanarak gelişmesiyle “teknoinsan”, biyolojik sınırlarını aşarak tanrısal yeteneklere ve güce ulaşma potansiyeli taşıyor.
Kontrol edilmeyen güç, güç değildir. Teknoloji bize tanrısal yetenekler vaat etse de, bu yeteneklerin direksiyonunda kimin oturduğu çok daha önemlidir. Kontrol edilemeyen teknolojik güç, bir noktadan sonra sahibini köleleştiren bir doğa olayına dönüşebilir. Bu yüzden bu dönemi, “sahte dijital tanrı” ve “sahte dijital peygamber” çağı olarak da tanımlayabiliriz. İnsanlık tarih boyunca tanrılarını doğadan, gökten veya kitaplardan yarattı; şimdi ise kodlardan yaratıyor.
Buna, “sahte dijital Tanrı”’nın olduğu, dijital köleliğe hizmet eden veri sağlayıcılarına da “sahta dijital Peygamber” diyebileceğimiz bir dijital kölelik dönemi de diyebiliriz.
Asıl soru şu: Biz yapay zekayı tanrı mı yapıyoruz, yoksa yapay zeka aracılığıyla kendi tanrısallık arayışımızı mı yeniden tanımlıyoruz?
Bu arada, dijital tanrı ve peygamberlik kavramına geçişte, geçmişteki totaliter yönetimler, baskı, çevre felaketleri ve karanlık toplumsal düzenlerin yarattığı korku ve sefaletin de etkisi yadsınamaz. O zaman karar vermemiz gereken şudur: Geçmişin karanlık yüzünü aydınlığa çıkararak teknolojinin esiri veya kölesi olmaktan kurtulmaktır.




ilahiyatcilar konuşsun