Öne Çıkanlar DSÖ Z kuşağı COVID19 psikotronik aŞI

UMUTLUYUZ…KÜSMEK YOK!

5gvirusnews-Mustafa DÖNMEZ Röportajı Muammer KARABULUT / 20 Mayıs 2023

Seçimlerde sıkı sık gündeme gelen, FETÖ kumpasları” arasında Ergenekon ilk sırada yer alıyor. Ama gerçek Ergenekon mağdurları konuşmuyor. Konuşanlar ise soluğu siyasette alan birkaç kişiden ibaret…

Öncelikli olarak Ergenekon’a FETÖ kumpası demeyi artık bırakmak gerekiyor. Çünkü bu kumpas sahada gördüğümüz veya Pensilvanya’daki kaçkın hokkabazın projesi dersek hadiseyi ve yaşananları çok küçültmüş, arka planda koskoca duran gerçeği de saklamış oluruz!

Türkiye’de Ergenekon diye olmayan bir örgütü var gibi gösterildi. Sonrada bu örgüte başta Kuva-yi Milliye ruhu ile varlığını sürdüren Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere, ATATÜRK’ü atası olarak tanıyan, saygı gösteren, kurduğu Cumhuriyeti korumak isteyenleri ve vatanın bölünmez bütünlüğüne taraf olanları üye yaptılar.

KENDİ KURDUKLARI YARGILADILAR

Yani kısacası Ergenekon diye bir örgütü kağıt üzerinde kendileri kurdu ve kendi kurdukları örgütü de yargıladılar. –Kim yargıladı? ABD’deki sapkın güçlerin planını sahada işbirlikçileri ile hayata geçiren CIA…FETÖ de bu güce sahada kullanacakları elemanları yetiştirdi. Sahadaki bu kişilerin çoğu, din ve milli duygularla, eğitimle, makamla  kandırılmış insanlardan oluştu.

ASİMETRİK SAVAŞ MAHKEME SALONUNDA

İşte bu insanların, yakinen bildikleri devletin en hassas yerlerine sızdırdılar.

Ve devleti de bu insanlarla kontrol etmeye başladılar. Kendilerinin varlığını sezenlere veya ileride karşı çıkacak olanlara asla devlet katında yükselmesine müsaade etmediler. Sonra da projelendirdikleri Ergenekon tertibinin düğmesine basarak en kapsamlı istihbarat teknikleri ile örülmüş psikolojik savaşlarını başlattılar. Onu da taktiklerini bilmediğimiz  asimetrik savaşla mahkeme salonlarında sürdürdüler.

Sürdürülen bu savaşın en büyük acısını çekenlerinden birisi de aynı süreçten geçtiğimiz, bugün kardeş bağı ile birlikte olduğum Yarbay Mustafa DÖNMEZ oldu. O içerdeyken acıların en büyüğü olan evlat acısını yaşadı. Ben ise tek çocuğu bir daha hapishaneden çıkamayacak diye üzüntüden ölen bir babanın cenazesine dahi izin verilmeyen bir mağduru oldum.

Katiller de tertipçiler de  belliydi! Ama bilinen bu gerçek ne yazık ki yeteri kadar halka anlatılmadı. Aslında bu gerçeğin anlatılması başka bir vatan göreviydi. Olmadı. Çünkü içerde yatanların çoğu küstü, yılgınlığa kapıldı, bazılarına yaşları müsaade etmedi ve bir de içeride yakalandıkları hastalıklar peşini bırakmayanlar vardı. Bir de içeride beraat ettiklerini göremeyenler de oldu.

Ergenekon tertibi sonrası susmayan, konuşan, düşüncesini ve yazılarını kamuoyu ile paylaşan ender  kişilerden birisi olan Mustafa DÖNMEZ ile yaptığımız son telefon konuşması sonrası, neden bu konuşmalarımızı paylaşmıyoruz, belki seçim öncesi ufak bir ışık olur dedik ve bu sohbeti paylaşmaya karar verdik.

Mustafa Kemal’in Askeri Mustafa DÖNMEZ ile Sohbet!

Genelkurmay Başkanlığı’nda İkmal Amiri olarak görev yaparken Ergenekon tertibinden tutuklanan, 5 yıl 2 ay tutuklu kaldıktan sonra beraat eden Mustafa DÖNMEZ’e yapılan kumpas, Ankara Zir Vadisi’ne daha önce koyulan kazılarda bulunan silah ve mühimmat ile başlatıldı. Türk Silahlı Kuvvetlerinde geçmişi unutturularak,  cezaevindeyken bir anda disiplinsizlikle suçlandı ve ordudan atıldı. Pek bilinmese de Türk Ordusunda en  başta “disiplininden” dolayı en fazla “Üstün Birlik Yetiştirme Nişanı” alan kişi şimdi, bir de disiplinsizlikle suçlanıyordu. Ergenekon’dan beraat etti. Ama Türk Silahlı Kuvvetlerdeki özlük haklarını hala alamadı!..

 

DÖNMEZ’ yapılan diğer suçlamalar, menfur Danıştay cinayeti, komediye dönüşen Tayyip Erdoğan’a suikast, meşhur Devrimci Karargâh üyeliği, gizemli Yeşil kod adlı kişinin komutanı olmak, ona faili meçhul cinayetlerin emrini vermek, sınırdan yurda kimyasal ve biyolojik silah ve mühimmat sokmak, Balyoz kumpas davası ek klasörlerinde jandarma subayı olarak isminin geçmesiydi. Suçlamalar ise delili olmayan, “asrın davası”’nda savcı roman yazar gibi, iddianame yazmasıydı. Amaç ömür boyu dışarıdan çıkartmamak ve dışarıdakiler de göz dağı vermekti.   

DÖNMEZ kendi çabaları ile uydurulan delilileri, bizzat uyduran görüntüler elinde olan  polisten parayla satın alarak ortaya çıkarttı. Yani kendinse yapılan hileyi maddi olarak ortaya çıkartmıştı. Diğer bir ifade ile DÖNMEZ, davayı açanların baştan sona delil yaratarak var ettiği Ergenekon davasında önemli bir sahtekarlığı ortaya çıkartmıştı.

DÖNMEZ ile yaşananları konuşurken söz sahtekarlık, hile ve tertipten açılmışken sordum;

-Türkiye 2. turla yeni bir seçimle karşı karşıya kaldı. Bu seçimlerde de hile yapılmış olabilir mi? İçinde bulunduğumuz ortam nasıl değerlendiriyorsunuz, düşüncelerin nelerdir?

-DÖNMEZ, geçen yolladığın yazında 2007 yılında yapılan seçimlerde FGÖ elemanlarını yuvalandığı CİHAN Haber Ajansı’nı da kullanarak seçimlerde nasıl hile yapıldığını belgelendirerek anlatmışın. Seçimlerde yapılan bu hileli durumun bugün de olmadığını söylemek artık çok güç. Belki sana, o günler ne hilesi diyenlerin hepsi bugün, “seçimlerde hile” var diyecektir. Hatta çevremde AKP üyesi olarak bildiğim insanlar bile bu kadar oy nasıl aldık diye şaşkınlıkları var.

Demokrasi ezilenlerin, haksızlığa uğrayanların ve istismar edilenlerin seslerini duyurmaları için gereklidir. Hatta zorunluluğu olan bir ihtiyaçtır. Yoksa olumsuz durumlardan adaletsizlik pahasına memnun olanlar doğal olarak adaletsizliklerin düzelmesini, insanların uyanarak haklarını aramasını istemezler.

O bilinen güçlerin kontrolüne giren çoğu politikacılar devleti yönetirken, ülkenin ve milletin büyük çıkarları yerine, kendilerinden istenen görevleri yerine getirirken, zorunlu olarak halkı baskı altında tutarak yoksullaştırırlar, aç ve çaresiz bırakırlar. Onların kurdukları otoriter düzen her zaman halkı uyutmak, ötekileştirmek, birbirine kırdırmak üzerine ayarlanmıştır. Dışına çıkamazlar. Biraz halkı, biraz devletin çıkarlarını düşünürlerse hemen arkasından birileri çekiştirir.

FETÖ YERİNE, BİRAZ DA KÜRESEL GÜÇLERİ VE CIA’YI ANLATSALAR

Oy verme hakkı olan vatandaşların bugün karşısına; her gün yalan haber yayan, her şeyi güllük gülistanlık gibi gösteren iletişim kanalları konulmaktadır. İnsanın insanca yaşamasını, birbirlerine karşı eşitliğini isteyen, adaleti arzulayan insanların ötekileştirildiği bir sistem dayatılmaktadır. Bugün halkın yararına olduğunu yüzde yüz bildiğimiz kişilere, din düşmanı vatan hainliği yaftaları giydirilmektedir. İnsanlığın yazılı tarihi göstermiştir ki, halkın hakkı olanı, kendisi için doğru olanı istemesinde en ufak bir artış yani uyanış, karşı tarafta faşizme kayma özlemlerini hızlandırmaktadır. Halkın anayasal haklarını dillendirmek için sokağa çıkmaları bile bugün suç görülmektedir. Burada özelikle belirtmeliyim ki, sorun din değil, dini kendi çıkarları için kullanan, siyasete alet eden ve dini ekonomik ranta dönüştüren çevrelerdir. Bugün FETÖ, FETÖ diye bağıranlar, CIA’nın FETÖ’yü  bu temelde yükselttiğini görmüyorlar mı? Birazda asıl görünmesi gereken o güçlerden bahsetseler, tan tane anlatsalar da halk bunları da öğrense olmaz mı?

-O zaman DÖNMEZ, bu durumda cumhurbaşkanlığı seçiminde bu farkındalığı oluşturmak için kime oy verilmelidir.

-DÖNMEZ, Ülkenin ve milletin çıkarlarını kendi çıkarlarının üstünde gören kişinin seçilmesini isterim. Akçeli işlere zafiyet gösterenlerin, vatanı ve milleti olmaz düşüncesindeyim. Her türlü alavere dalaverelerin bu kişilerin etrafında toplandığını, yuvalandığını gördüm.

HANGİ İNANÇTA HARAM YEMEK VAR?

Devletin 32 yıl içindeydim. En mahrem köşelerinde görev aldım. Yaşamımdan çıkardığım gözleme göre; her türlü kötülük kaynağının başlangıcı,  kendisinin ve yakınlarının menfaatini kollayanlar olduğunu gördüm ve tespit ettim. Bu kişiler hesap vermekten, şeffaflıktan, sorgulanmaktan ölesiye çekinirler. Halkın karşısına hazır metinlerle çıkarlar. Röportajlarında gazetecilere önceden hazırlanmış sorular dağıtılır. Hırsız yolsuz bu kişiler muhalif siyasi liderlerin karşısına çıkamazlar, herkesin önünde tartışmaya girmekten kaçınırlar. Gizlilik perdesini kullanırken ağır devlet adamlığı imajı verirler. Kamu malını babasını malı gibi yerler, yedirirler, komisyon alırlar. Bir de bir bakarsın en milliyetçi, en yiğit en milli onlar olur. Onlara göre bal tutan parmağını yalar. Oysa hangi inançta kamunun malını yemek zimmetine geçirmek vardır?

Bir tarafta milli, diğer tarafta ise dini değerler nasıl olurda devlet katında birilerinin rantına dönüştü? Bu sorunun yanıtını, toplumumuzda üstün değer yargılarının yavaş yavaş yok olmaya başladığı 12 Eylül darbesinin yapıldığı zamanlarda devletin içinde olduğu dönemlerde görmeye başladım. Erdemliliğin yerini ahlaksızlık aldı. Yolsuzluk yapma, vurgun yapma yetenek sayıldı. Doğal olarak da 12 Eylül sonrası ANAP’ın 1983-1991 yıllarında iktidarda olduğu dönemlerde, hırsızlık ve yolsuzluk yeni bir düzen olarak kuruldu. Bu söylemi ANAP iktidarlarında devlet bakanlığı Milli Eğitim bakanlığı hatta hükümet sözcülüğü yapmış olan Hasan Celal GÜZEL itiraf etmek zorunda kalmıştı. O gün GÜZEL şöyle demişti. “ANAP Türkiye’de yolsuzluk hırsızlık düzenini kuran partidir.”

Ve kafayı kullan köşeyi dön sloganı bu devri sembolize edildi. Bu devrin başbakanı Turgut ÖZAL, “Benim memurum işini bilir.” Diyerek de rüşvet almayı teşvik etmiş onu yasallaştırmıştı.

OYUMU KEMAL KILIÇDAROĞLU’NA VERECEM

Ben her seçimde, hırsızlığı, yağmayı, vurgunu önleyeceğim diyenlere, onlardan hesap soracağını söz verenlere ve sözünde duranlara oy verdim. Bu söylemi şu an kim söylüyor? Kamunun ali menfaatini kim gözetiyorsa oyum o kişiyedir?

Ayrıca Cumhuriyetin 100. Yılında Cumhuriyetin kurucusu olan CHP’ye büyük görev düşüyor. Onu şuanda siyasi partiden ziyade kuruluşun partisi olarak görüyorum. Toplumun bütün kesimlerini ayırt etmeksizin kucaklayarak bu kutsal görevi yerini getirmek zorundadır.

-Yani oyunu kime vereceksin?

-DÖNEMZ, Kemal KILIÇDAROĞLU’na...

-Girişte uzun bir giriş yaparak Ergenekon kumpasından bahsettim. Ve bu bağlamda bağımsızlık konusunda hassas olduğunuzu bildiğim için de soruyorum. Kemal KILIÇDAROĞLU’nun seçim öncesi Amerika'ya gitmesi hakkında ne diyorsunuz?

-DÖNMEZ, Yanlıştı.

Bu sorun bana ilkeli gazeteci Bekir ÇOŞKUN’un bir yazısını hatırlattı. Biliyorsunuz Bekir ÇOŞKUN CHP ve SHP’yi destekledi. Oyunu da açıktan verirdi. Bir seçim öncesi, Deniz BAYKAL Amerika’ya gitmişti. Bekir ÇOŞKUN  bundan haz etmedi. Deniz BAYKAL’ı yerden yere vurdu. ÇOŞKUN’un, “Sende mi?” başlıklı yazısı hafızamdadır.

ÇOŞKUN onu, o kadar sıkıştırdı ki BAYKAL’ın yakınında ki bir politikacı ona şöyle karşılık verdi, “Başbakan olmak için Amerika'ya gitmek gelenek oldu. Amerika'nın istemediği bir kişinin lider olamayacağını tarladaki köylü bile biliyor.” Bu söylemi olduğu gibi yine köşesine aldı. Bekir ÇOŞKUN haklıydı. Sağcı parti liderlerin Amerika’ya seçim öncesi gitmeleri, onlardan destek ve yardım almaları ülkemizde yadırganmaz, ancak “Bağımsızlık benim karakterimdir.” diyen Atatürk’ün kurduğu partide, “Tam Bağımsızlık” ilkesini kendisine şiar etmiş bir lider benzeri söylem ve davranış içinde olması gerçek Cumhuriyet Halk Partililer tarafından kabul edilemez. Asla edilmemelidir.

Ne yazık ki bugünlerde tam bağımsızlık olmaz, bütün dünya birbirine bağlı, dünya küresel BM, FED, Dünya Bankası DSÖ gibi örgütler tarafından yönetiliyor, lafları çokça ediliyor. Bu lafları konuşanlar veya böyle olduğunu görenler, bir de bu örgütleri kendi bağımsızlıkları için kuranları görsünler. Yok öyle bir şey…

Bir de önerim, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün önerdiği, “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” adlı o muhteşem eseri okunmalarıdır.  

-5gvirusnews haber sitesi için,  kardeş sevgisi ile beraberliğimiz olan Mustafa DÖNMEZ ile yaptığımız sohbet şimdilik bu kadar. Bandırma vapurunda da  olmayan, o UMUTSUZLUK içinizde hiç olmasın!

Neler yaşadığımızın yalnızca %1’ni bile anlatmadık. Ama yarın için her zamankinden daha fazla UMUTLUYUZ.

Mustafa DÖNMEZ zamanın büyük bir bölümünü evini bulunduğu bahçesinde geçiriyor. Resim de bahçesinde Sözcü Yazarı Necati DOĞRU ile elma toplarken…

 

Anahtar Kelimeler:
ErgenekonDSÖFEDFETÖBM
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Feyzullah 1 yıl önce

İlk kez Ergenekonu böyle okudum

Avatar
Ayşe A. 1 yıl önce

Başı sağolsun içim sızladı

Avatar
Www.com 1 yıl önce

Açıkçası o günlere dair bizim hatırladığımız da bütün muhafaza ve dindar kimlikli insanların iltica adı altında askeri makamlardan haksızca uzaklaştırıldıkları idi. Fetö mensupları peki engellendi mi? Anladığım kadarıyla HAYIR. Çünkü onlar için dini rituellerin hiç bir ehemmiyeti yoktu. Sizin kıstas kabul ettiğiniz 'başörtüsü, içki, namaz gibi...' sizi aşıp girmişler ki, böyle bir kumpasa da maruz kalmışsınız. Olan kime oldu deseniz , tabii ki gerçekten inanan samimi Müslümanlara oldu ve vatana oldu,gelecegimize oldu.

Avatar
Www.com 1 yıl önce

Bizim hatırladığımız, sürekli inançlı, dindar, mütedeyyin insanların TSK den iltica adı altında sorgulamadan ihraç edildiğiydi. Hatta yemin törenine anneleri bile örtülü olduğu için alınmazdi. Engelledik dediğiniz fetö ise, sizin tehlike olarak gördüğünüz dini rituellerin (başörtüsü, namaz, içki vs...) zaten onemsemedigi için içeriye doluşmuştu. Hatta darbe yapacak kadar...Ya haksız yere ihraç edilen bu vatanın evlatları bunu hak ettiler mi sizce?

Avatar
İsmet 13 ay önce

Saçmalamış...