Öne Çıkanlar WHO DSÖ Bill Gates Nurfer Tercan 5G Virüs – Platformu

İPEK GİBİ YOLU

Yazan Dr. Nurfer TERCAN

Hazar bölgesi, çeşitli biyolojik kaynakları barındırması, hidrokarbon rezervlerinin olması ve bunun yanı sıra Rusya ve İran’a yakınlığı gibi nedenlerle birçok kıyıdaş olmayan devletleri de kendisine bu kadar çekmesinin sebebini bilirsek, o zaman ortadoğu, doğuakdeniz, Kırgızistan gibi yakın geçmişte pekçok benzeri olayların düğümünü çözümlemiş olabiliriz. Hazar Denizi statüsünün belirlenmemesi sorunu, çıkarları açısından bugün toplumun ve bu sorundan etkilenen devletlerin karşılaştığı en zor sorunlardan biridir. Hazar bölgesi sorunu, bir kaç devletin enerji ve jeopolitik imkânlarını güçlendirecek olan, siyasi ve hukuki statüsünün belirsizliğinden ibaret idi. Tarih boyunca kıyıdaş devletleri Hazar denizini kullanma imkânını belirleyen yasak araçların eksikliği ve devletler arasındaki siyasi çelişkiler bölgenin siyasi ve hukuki boyutunun yapılanmasını her zaman çözümsüz bir noktada kalmasını sağlamıştır. Hazar bölgesi, diğer devletlerin jeopolitik çıkarlarını de etkilemektedir ve bu etki kıyıdaş devletler arasındaki çatışmaların artmasına ve hatta hiç bitmeyeceğini göstermektedir.

Çatışa çatışa yorgun düşen, gelecek nesillere ekonominin krizinden başka bir miras bırakamayacaklarını gören, bazı vicdan sahibi olan bir kısım kıyıdaş ve soydaşlar, haydi gelin “Bir kuşak bir yolda buluşalım” kararı ile en sonunda bir anlaşmaya varabildiler. İmzalar daha kurumadan, bırakın kıyıyı köşeyi arada karalar denizler, kıtalar boyu kilometrelere üşenmeyip, sınırını bilemeyen sınırsızlar, bu kıyıdaş ülkelerin mürekkebine nereden kan karıştırabilirize koştular. Özellik ile bu Prens Macron’nun eline tefini zilini alıpta, çala çala gezmedik yer bırakmaması, üstelik “Evdekal Ey Dünya”ya ragmen! Sebebi ne ola Ki?

Peki Bölge Sınırı olmayan “Sınırsızlar” Dış Aktörler kim?

Avrupa Birliği

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Hazar’da oluşan yeni dönem, AB için de yeni stratejileri gündeme getirdi. Ne de olsa asırlar boyu Bay Churchill’in purosundan düşen külleri yeniden dirilemeyecek idi. Çünkü dünya farklı bir noktaya doğru hızla evrilmek üzere idi.

Dünya piyasasının önde gelen aktörlerinden biri olan AB, 1990’ların değişim için aktifleştiği dönemde, enerji güvenliğini sağlamak için,her zaman enerji tüketimi konusundaHazar bölgesini ciddi bir alternatif olarak gördüğünü hiç durmadan çizdikleri renkli haritalardan bilmekteyiz. Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltmayı amaçlayan AB devletleri, ABD’nin de desteğiyle Hazar üzerinden Türkmen, Kazak ve Azerbaycan kaynaklarını Avrupa’ya taşıyacak projeleri oluşturarak, sivil toplum örgütlerinin iyilik hareketleri ile organize ettiler. Özellikle genişletilmiş Avrupa düşüncesi ile sınırların Hazar’a kadar uzatılmasının konusunu da, eğitim başta olmak üzere diğer sivil toplum projeleri ile epey gündem tutmayı başardılar.

Enerji güvenliği dışında, Sovyetler Birliği sonrası dönemde bölgede yaşanabilecek bir istikrarsızlık ve bunun Avrupa’ya yayılması endişesi de AB’nin Hazar’a olan ilgisini hep diri tutmuştur. Bölgeye yönelik yeni bir güvenlik anlayışı oluşturan AB, yasa dışı silah ve uyuşturucu ticareti ile çevresel sorunlar gibi konularda da Hazar’a kıyıdaş ülkelerle iş birliğini geliştirmek içindi sivil toplum örgütleri üzerinden yaptıkları hareketler…

Aralık 1993’te yedi Batılı petrol şirketinin, Kazak hükümeti ile Almatı’da Hazar’daki petrol ve doğal gaz rezervlerinin işletilmesi için bir anlaşma imzalanması sebebini ve Asya’da oluşturulan 2020’ye kadar olan tüm izleri bu belge üzerinden okumak da mümkündür. Benzer şekilde Azerbaycan ve Türkmenistan da pek çok Batılı şirket ve hükümetle bu tarz anlaşmalar yapmıştır.

Halen daha sırrı sırrımızdadır denilen, bir türlü anlam veremediğimiz, 11 Eylül 2001! AB’nin bu yaklaşımına karşın sembol 11 Eylül sonrası, ABD’nin Afganistan ve Ortadoğu’da başlattığı savaşlar, Hazar bölgesini istikrarsız ve statüsüz bir alan olarak 2018’e kadar sürüklemiştir.Bu sürecin aslında Ortadoğu’da patlaması için, bu sınırsızların tüm planlarını dadüzenli bir şekilde aktifleştirmiştir. Kafkasya’daki çatışmalar ve Hazar’ın hukuki statüsüne dair anlaşmazlıklar, bölgede hedeflenen enerji transferlerinin gerçekleştirilememesi yani tüm bu planlar Afrika’dan, Myanmayara kadar dayanmış, bize Yemen’nin ağıtlarını tekrar tekrar hatırlatmıştır.

İşte bu sınırsızlar, Hazar kıyılarındaki statü çözümsüzlüğüne dair başarısız olduklarını anladıkları an, 2018’de gelen bir aydınlanma ile, Hazar’a çok boyutlu bakmak zorunda oldukları gerçeğini daha iyi anladılar. Bir anlamda Hazar’ın Ortadoğu ve Avrasya coğrafyasında yaşanan siyasi gelişmelerden bağımsız düşünülemeyeceği, kısa sürede AB içinde de anlaşılmıştır.

Sınırsızların En Sınırısızı, Haddi hududu olmayan Ey ABD’nin Hazar ile olan derdini Okuduğumuzda da, Değişen Düzenindeki parmağını kırarız umarım!

ABD’nin Hazar’daki en somut başarısını, Bakü-Tiflis-Ceyhan hattının hayata geçirilmesi olduğu ilgililer tarafından pek bilinir, amah ep görmezden gelinir. Rusya’nın kontrolü olmadan, Hazar petrollerinin uluslararası pazarlara ulaştırılması ve bu hat ile başlatılması kararı vermişler ve uygunsuz uygulamalarına başlamışlardır. Türkmen gazını Rusya, Çin ve İran haricinde dünyaya açacak ikinci alternatif ise Hazar’ın güney kanadı olmasını pek benimsemişlerdir. Ayrıca Afganistan üzerinden Pakistan’a, oradan da Hindistan ve okyanuslara Türkmen gazının akışını sağlayacak çeşitli projelerine de konferans düzenlemeyi ihmal etmiyorlardı. Nitekim 2020 yılında açıklanan ABD’nin “Yeni Orta Asya Stratejisi” belgesinde de Afganistan’a ve bu güzergâha işaret edeb maddeler bulunmakta idi. Yeni ipek yoluna şekil verecek olan, Hazar’daki yeni statü ile beraber, başta Trans-Hazar doğal gaz boru hattı projesi olmak üzere çeşitli projeler ve bölgedeki enerjinin uluslararası pazarlara taşınması ABD tarafından daha fazla destek bulacak idi. Ancak ABD’nin içinde barınan bir başka ABD buna dur dedi! Yani Hazar’da Ulaşım Koridorlarına 10 dolarlık aklını, bir Covid -19 tüpe sıkıştırıp salana…

Hazar’ın konumu ile açılan koridorları kısaca hatırlayacak olur isek;

12 Eylül 2000’de İran, Rusya, Umman ve Hindistan arasında Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru inşasına ilişkin bir anlaşma imzalanmış idi. Bu kapsamda Hint Okyanusu’ndan İran’ın Bender Abbas Limanı’na ve kuzeyde Hazar ve Rusya üzerinden Avrupa ülkelerine uzanması öngörülen bir ulaştırma ağı planlanmış idi. Bu tarz bir planla jeopolitik olarak ekonomi koridorunun güneyden kuzeye bir ilerleme içinde olması amacı bulunuyordu.  (Bu arada akıllardan silinmeyen Colin Powell ve Condoleezza Rice isimleri hatırlamak gerekir)

Ve bizim vicdan belgesi olan Türk Keneşine gelebiliriz artık. Türk Keneşi çerçevesinde Ankara’nın bir kez daha gündeme getirdiği Orta Koridor ise bir başka önemli projenin vicdan yüzüdür. Bu proje, Türkiye’den başlayarak demir ve kara yolu bağlantılarıyla Gürcistan ve Azerbaycan hattından Hazar Denizi’ne, oradan da Türkmenistan-Özbekistan-Kırgızistan ve alternative yol olarak Kazakistan güzergâhını kullanarak Çin’e uzanmaktadır. Bu çerçevede Bakü/Alat, Aktau/Kuryk ve Türkmenbaşı limanları Hazar geçişindeki çoklu taşımacılık için kullanılmaktadır. Orta Koridor kapsamında yürütülen iş birliği için Türk Keneşi ülkeleri ulaştırma bakanları arasında bir Ortak İşbirliği Protokolü imzalanmıştır. Ayrıca ticaret ve ulaştırma hatları noktasında doğu-batı koridorunun daha iyi işlediği gözlemlenmektedir. Özellikle Türkiye ve Çin’in hamleleri bu noktada önemlidir.

Türkiye’den başlayarak demir ve kara yolu bağlantılarıyla sırasıyla Gürcistan, Azerbaycan ve Hazar Denizi’ne, buradan da Türkmenistan/Özbekistan/Kırgızistan veya Kazakistan güzergâhını kullanarak Çin’e ulaşan Hazar geçişli Orta Koridor (Doğu-Batı) hattı bu anlamda oldukça önemli bir ulaşım güzergâhıdır. Tarihî İpek Yolu’nu Bir Kuşak Bir Yol projesi ile yeniden dirilten, Bakü, Aktau ve Türkmenbaşı limanları Hazar geçişinde taşımacılık için kullanılmaktadır.

Yıllık 600 milyar dolardan fazla olan Avrupa-Çin ticaret trafiğinin %96’sı deniz yoluyla ancak %4’ü Kuzey Koridoru olarak isimlendirilen Trans-Sibirya demir yolu hattı üzerinden yapılmaktadır. Orta Koridor ile Avrupa-Asya arasındaki ticaret yolu, Kuzey Koridoru’na oranla daha hızlı (2.000 km daha kısa) ve daha ekonomiktir. Deniz yoluna kıyasla da ulaşım süresi bir hayli (15 gün) kısalmaktadır. Bu rotanın aktif şekilde kullanılmasıyla birlikte hem Orta Asya ülkeleri hem de Türkiye ciddi ekonomik fırsatlar elde edecektir. Özellik ile Türkiye başta olmak üzere tüm taraflar bu konuda önemli projeler geliştirmektedir.

Hazar Denizi’nde boru hatlarının inşasını düzenleyen 14. madde ise sözleşmenin en önemli özelliklerinden biridir. Önceki yıllarda boru hattı inşası için tüm tarafların onayı gerekirken bu madde ile sadece boru hattının geçeceği deniz tabanına sahip devletlerin rızasının alınması yeterlidir anlayışı getirilmiştir. Böylece örneğin Trans-Hazar projesi için Türkmenistan ve Azerbaycan arasındaki bir anlaşma yeterli hâle gelmiş ve projenin önü açılmıştır. Ancak gerçekleştirilen projelerde Hazar’ın çevresinin korunmasına dair tüm taraflara sorumluluk yükleyen protokolle beş devlete de örtülü olarak herhangi bir projeye itiraz etme ve veto hakkı tanınmaktadır. Bu sebeple yeni projelerin önü açılmış olmakla birlikte uygulamada ciddi zorluklarla karşılaşılma ihtimali de söz konusudur.

Rusya, anlaşmanın Trans-Hazar Doğalgaz Boru Hattı Projesi ile birlikte, Rusya, Türkmenistan, Azerbaycan, Türkiye ve AB ülkeleri için önemli kazanımlar getirebilecekHazar resmi statüsüne kavuşturulmuştur. Kazakistan kendi kıyılarındaki zenginliği işlemeye ise; Tengiz ve yeni keşfedilen Kaşhagan petrol sahalarını Bakü-Tiflis-Ceyhan hattına bağlanma çalışmalarına başlamıştır. Aynı zamanda Aktau şehrini de, “Hazar denizindeki Turizm sektörünün yükselişi” olarak izleyebiliriz.2021 çok planlı, projeli, hareketli ve çok sesli olacak!

Ermenistan ile Azerbeycan!dan bugünlerde dumanla gelen haberlerin geçmişi ve geleceği…

Gelecekten umudumuzu yitirmeden, Geçmişe Ne Yazık ki diyebiliyoruz!

Anahtar Kelimeler:
İpek YoluHazar DeniziAB
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.